Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Filistinliler Geri Dönüş Hakkı İçin Direniyor PDF Yazdır e-Posta
Salı, 17 Mayıs 2011 00:00

“Un Ekmek Değil Silah İstiyoruz”,
“Filistin’i Özgürleştireceğiz”,
“Biz Fedaya Hazırız”

Filistin halkının Nakba olarak adlandırdığı (büyük felaket) İsrail’in kuruluş tarihi (15 Mayıs 1948) ve Filistin halkının topraklarından göç ettirilmesinin yıldönümü,  Filistin halkının eylemleriyle lanetlendi. Suriye, Ürdün, Lübnan ve Mısır'da bulunan Filistinli müteciler ile Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinliler, Filistin sınırına yürüyüşlere karar verdi. Ürdün ve Mısır’da yürüyüşe izin verilmedi; yürümekte kararlı olan mültecilere Ürdün ve Mısır polisi saldırdı ve çatışmalara neden oldu. Aynı gün Batı Şeria ve Gazze'de de yaşanan çatışmalarda onlarca kişi yaralandı.

Suriye ve Lübnan'da ise sınıra kadar gidildi. Lübnan’da sınır aşılamazken yaşanan çatışmada onlarca kişi yaralandı ve 10 kişi şehit düştü.

Suriye’de Filistintinli mülteciler İsrail tarafından işgal edilen Golan tepelerine  yürüyüş yaptı.  FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi), FDKC (Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesi), Hamas, İslami Cihad, Halk Partisi, Geri Dönüş Komiteleri, Genel Önderlik Örgütü, Filistin BAAS Partisi, Kudüs Derneği, El Fetih gibi örgütlerin katıldığı yürüşe örgütsüz katılımlar da oldu. Suriye tarihinde ilk defa izin verilen böylesi bir yürüyüşe, sadece Şam’da bulunan Yarmuk,  Spena, Han El Şeyh  mülteci kamplarından katılım oldu. Suriye'de yaşanan olaylar gerekçe gösterilerek, Şam'ın dışında bulunan tüm kampların katılmalarına izin verilmedi. Buna rağmen buralardan bireysel katılım oldu.

15 Mayıs sabahı yarmuk kampı girişinde toplanmaya başlayan  Filistinli mülteciler bu yürüyüşün ilk olması nedeniyle ve uzaktan da olsa işgal edilmiş toprakları görebilecek olmanın heyecanını ve ilk defa siyonist işgalcilerle karşılaşacak olmanın öfkesini taşıyorlardı. Yolculuk boyunca direniş türküleri ile öfkelerini bileyliyorlardı adeta... Çoluk çocuk, yaşlı genç herkes vardı... Yaklaşık 100 otobüste 10 bin kişi  vatan topraklarından ayrı oldukları on yılların acısını çıkarırcasına söylüyorlardı türkülerini marşlarını.

Öyle büyük bir öfke vardı ki, sınıra varıldığında orada yaşanacakları ne siyonist İsrail devleti, ne de Suriye’nin güvenlik güçleri  tahmin bile edemezlerdi.  Ve nihayet varmak istedikleri yere Golan Tepeleri'ne yani Mejdel El Şems Köyü'ne varıldı.   (Bu köy Golan'a ait olan ve Suriye sınırlarında olan bir köy. Köyün isminin anlamı: Güneşin Örgüsü) Otobüslerden inildiğinde  genç, yaşlı, kadın ve çocuk mülteciler öfkeyle sloganlarını haykırarak sınıra doğru yürümeye başladılar. “Milyon Şehitle Küduse Döneceğiz”, “Filistin Filistinlilerindir”, “Un Ekmek Değil Silah İstiyoruz”, “Filistin’i Özgürleştireceğiz”, “Biz Fedaya Hazırız” direniş sloganları ile savaş yemini ediyorlardı. Yemyeşil yaylanın sonuna gelindiğinde  karşıda kalan Mejde El Şems Köyüne uzaktan bakıldı ve “hasret bitmeli” artık diyerek genç erkek ve kızlar sınıra koşarak hızla tampon bölgeyi (iki sınırın arasında olan ve zırhlı araçlar için döşenmiş mayınlı bölge) geçmeye çalıştılar. Bu cesareti ve feda ruhunu hesap edemeyen siyonistler korkularınndan havaya ateş açmaya başladılar. Aynı anda panik olan Suriyeli yetkililer, gençlere bölgenin mayınlı olduğunu ve geri gelmelerini anons ediyordu.

Her zamanki gibi konuşmalarla sınırlı sıradan bir tören için hazırlanmış platformdan anons eden Suriyeli yetkilileri gençler artık duymuyorlardı bile... Yemin etmişlerdi bir kere... ve koşmaya devam ettiler. İlk yetişen genç, siyonist askeri durdurmak için yakasına yapışıp, Suriye sınırına çekmeye çalıştı. O sırada  elinden kurtulmaya çalışan siyonist asker yılların ve vatan özleminin öfkesinden kurtulamıyordu. Çareyi, Filistinli gençin sıkı sıkı yapıştığı muhimmaat yeleleğini sıyırarak kurtulmakta buldu.  Zorla filistinli gencin elinden kurtulabilen  siyonist  askeri hızla kaçtıktan sonra  diğer siyonist askerler Filistinli genci kurşunlayarak katletti. Ve artık kan akmıştı bir kere...

Diğer Filistinliler de tampon bölgeyi doldurmuştu bile.  İkinci yetişen genç ise İsrail askeri  jipine filistin bayrağını dikti ve o jipte bulunan askerler jipi terk etmek zorunda kaldı. Diğer askerler ise o genci de katletti.

Gelen öfkeli kalabalık karşısında ne yapacağını bilemeyen az sayıdaki askerler kaçmaya başladı. Yarım saat boyunca hiçbir siyonist İsrail askeri bulunmadı. Korkuları büyüktü...  Onların tarafındaki asker acil durum alarmı verdi.  Bu arada sınıra gelen kitle sayısı  on bini buluyordu.  Bu sayının büyük bölümü tampon bölgeyi geçme çabasındaydı ve büyük bir bölümü geçerek köylülerle kucaklaşmayı başardı, hasret giderdi.  Köylüler süt ekmek ve Golan elması ikram etti. Ve tabi o sırada gençler,  işgalci siyonistlerle çatışma hazırlığı yapıyorlardı. Siyonist askerler gelmeye başladıklarında gençlerde rehavet yoktu, feda etmeye hazırdılar kendilerini ... Şehit düşen arkadaşlarını Suriye sınırına çektikten sonra  geri gittiler  ve İsrail askerlerinin  üzerine yürüyerek ve çatışmaya başladılar.

Direniş yaklaşık beş saat sürdü. İlk üç saati çatışmalarla sürdü. O sırada işgal edilmiş topraklarda yaşayan Golanlı genç kızlar insaat duvarlarını yıkarak,  parçalıyor, taşlı direnişe hazırlık yapıyorlardı. Çatışmalar başladığında,  İsrail askerleri ilk önce gaz bombalarını ayaklara doğru atıyorlardı.  Korkuları büyüktü... Bir süre sonra bombalar diz üstüne karın bölgesine ve direnişçilerin kafa kısmına ateş ediyordu … ve o sırada bir gencin yüzüne isabet etti.  Gaz bombasıyla üçüncü şehidini verdi Filistin halkı. Ama nafile, kimse geri çekilmiyor ve korkmuyordu. Yaşlılar da vardı  aralarında; en son dört yaşındayken terk etmek zorunda kalmış vatanını. Cesaret vermeye çalışıyor 80 yaşındaki dede:  “Korkmayın çocuklar yürüyün düşmanın üstüne ben taş atamam belki ama sizin yanınızdayım dua ediyorum. Orası bizim toprağımız vatanımız” diyor ve cesaret veriyor. Ateş yağmuru altında bomba yetmiyor siyonistlere  kurşun da sıkmaya başlıyorlar havadan gaz bombası da atıyorlar.

Meşruluk var vatanını savunan Filistinlilerde... ve o meşrulukla ilerliyorlar, bir yandan da yaralananları Suriye tarafına çıkarıyorlardı.  Bazı yaralılar köyde bulunan polikliniklere götürülüyorlardı. Bu sırada direniş devam ediyordu. Çatışma sırasında aralarında yaşanan diyalog ve  görüntüler ise görülmeye, duyulmaya değerdi; yaşlı dedenin sözleri,  askeri araca asılan bayrak gibi...; Bir İsrail askeri kısa boylu bir direnişçiyi işaret ederek “kısa boyunla sen mi savaşacaksın”...  aklı sıra dalga geçmeye çalışması karşısında cevap gecikmez, direnişçi ise “daha benim boyum ne ki, sen bizim küçük çocuklarımızdan kork. Çünkü onlar bile seni kesmeye hazırlar.” Karşıya geçmek isteyen bir başka direnişçiyi İsrail askeri durdurarak, “sen nereye gittiğini sanıyorsun” diye sorar. Direnişçi de gayet sakin ve meşru bir şekilde “evimeee” der ve gözaltına alınır. Bir diğeri daha 13 yaşında bir kız çocuğu hıçkıra hıçkıra annesinin elinden kurtulmaya çalışır. “Ben de gideceğim” diye. Ne yapıp edip o da karşı tarafa geçmeyi başarır.  Hıçkırıklarını duyan dayak yediğini düşünür, oysaki o sadece vatan özlemiyle ve öfkeyle yanıp tutuşmaktadır.

İlerleyen saatlerde Suriye ordusuna bağlı askeri güç de gelmişti. Gelir gelmez havaya ateş açıldı. İsrail askerinin geri çekilmesive Filistinlilerin geri gelmesi içindi ateş açmalarının sebebi.  Buna rağmen kimsenin yerinden kıpırdamaya niyeti yoktu, taşlar elde direniş devam ediyordu… “bu sefer bizim istediğimiz olacak siyonistlerin değil” diyorlardı. İşgal edilmiş köyün içinde kalan bir grup ve tampon bölgede kalan gruplar siyonist güçlere karşı direnişi bir süre daha sürdürdü ve bir süre sonra köyde kalanların geri geçişlerine izin vermeleri için pazarlıklar başladı. Köy muhtarı içerde kalanların geri alınması için aracılık ediyordu. Siyonistler ise köyü kuşatmış, gençleri sınır ihlali  ya da terör adı atında tutuklamak, gözaltına almak istiyorlardı. Direnişçiler buna izin vermemekte kararlıydı. “Ya burada hepimiz ölürüz ya da geri vereceksiniz” pazarlıkları soncunda yaralılar ve diğer direnişçilere geçme izni verildi. Sonuç gençler için büyük bir zaferdi, istedikleri oldu. En önemlisi Suriye savaş cephesinde ilk defa bu onura erişmenin gururunu yaşıyorlardı. İçleri rahattı, şehitler omuzda geri geçiliyor Suriye’ye. Sloganlarını haykırarak...  “Şehit anneleri zılgıt çekin, şehitlerimize söz veriyoruz Filistin’i Özgürleştireceğiz” diye haykırıyorlardı. “Sadece 1967 toprakları değil 1948 topraklarını alacağız”,  (Filistinlilerin Oslo anlaşmalarında 67’de Filistin ikiye bölünerek iki devlet politikası önerilmiş ve kağıt üzerinde kabul edilmiş. Bu slogan bunun için reddedilmekte,  Filistin’in bütünlüğü istenmektedir ve artık bu şekilde direnilmeli görüşü yayılmaktadır.)

Ve artık üç şehit ve onlarca yaralıyla birlikte kamplara dönüş yollarına düşüldü.  Yol kenardaki köyler ve kentlerdeki  halk,  Filistinliler’in cesaretlerini ve şehitlerini yola dizilerek zafer işaretleriyle genciyle yaşlısıyla selamlıyorlardı.

Akşam saatlerinde Yarmuk mülteci kampına varıldığında binlerce kişi kamp girişinde bekliyordu.  Sloganlar haykırılıyor, alkışlar, zılgıtlar, gülüşler ve gözyaşları birbirine karışıyordu. Yılların hasretini giderircesine birbiriyle kucaklaşıyordu insanlar.  Yoğun duygularla yürüyüşe geçildi.

Yürüyüşte şehitler selamlanıyor ve 3. İntifadanın başlaması için öfkeyle ve kararlılıkla çağrı yapılıyordu.  Ertesi gün cenazelerin kaldırılacağı çağrısıyla yürüyüş sona eriyor.

Ertesi gün gelen bilgiler arasında o çatışmalar sırasında Filistin topraklarına sızanların olduğu hatta bir kişinin Yafa'ya kadar  ulaştığı ve İsrail askerlerince tutuklandığı bilgisi geliyor. Bir gece karşı tarafta kalan 10  kişi, ertesi gün Kızılhaç’a teslim edildi.  Kızılhaç da Suriye Kızılay’ına teslim etti.

YARMUK KAMPI ŞEHİTLERİN DÜĞÜNÜNÜ KUTLADI

16 Mayıs günü sabah erkenden gençler hazırlıklara başlamıştı. Hiçbirinin gözünde hüznün eseri bile yoktu. Işıl ışıl bakıyorlar, her gördüklerine “Geliyorsun değil mi, şehitlerimizi uğurlayacağız” diyorlardı. Yüzlerini Filistin bayrağı renginde boyayanlar, puşisini alıp gelenler, yakmak için İsrail bayrağı hazırlayanlar...  yerlere İsrail bayrağı da çizildi ki tüm geçenler üzerine basarak geçsin... Kitle toplandıkça sloganlar atılmaya ve yürünmeye başlandı. Şehitlerin geleceği güzergaha doğru yüründü. Sloganlar bir an bile susmak bilmiyor katılanların sayısı git gide artıyordu. Gençler kampın en yüksek yerlerine çıkarak İsrail bayrağını yakıp öfkelerini haykırıyorlardı. Sloganlarla tek tek şehitler selamlanıyordu. Şehitlerin isimleri    Beşşar Al Şahabi, Ubeyda Zağmut, Kays Abu Hayca ve resimlerinin olduğu bir pankarta sağdan sola sırasıyla  yazılıydı.  Kırmızı tişörtlü Kays için hazırlanan bir başka afişte: “Kahraman Şehidin Düğünü Kays Abu Hayca, Şehitliğin Mübarek Olsun” yazıyordu.

Şehitlerin getirildiği duyulduğunda adımlar hızlandı ve herkes tabutun bir kenarını tutmaya çalıştı. O sırada izdiham yaşanacak gibi oldu. Evlerden buranın geleneklerine göre kitlenin ve şehitlerin üzerine pirinç ve tuz atılıyordu. Bunlar bir gençlerin düğünlerinde atılır,  bir de şehitliklerinde...  5 saat süren cenaze törenine  yaklaşık 200 bin kişi katıldı.

Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-01Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-02Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-03Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-04Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-05Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-06Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-07Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-08Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-09Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-10Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-11Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-12Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-13Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-14Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-15Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-16Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-17Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-18Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-19Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-20Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-21Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-22Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-23Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-24Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-25Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-26Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-27Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-28Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-29Suriye-Filistin-Nakbaa-20110516-30

Ana sayfa