| Almanya'da Devrimci Tutsakların Mahkemeleri Devam Ediyor |
|
|
|
| Pazartesi, 20 Haziran 2011 06:06 |
|
Şadi Özbolat ve Ünal Düzyar’ın davaları devam ediyor 16 Haziran’da görülen duruşmada BND (Alman Haberalma Servisi) adına çalışan Alattin Ateş’in ifadesini alan BKA (Federal Kriminal Dairesi) polisi tanık olarak dinlendi. Hakimin tanığa ‘siz A. Ateş’in ifadesini alanlardan birisiniz, Ateş ifadesinde şunları anlatmış’ dedikten sonra A. Ateş’in vermiş olduğu ifade tutanaklarını sırası ile okuyarak tanığa doğrulattı. Hakimin soruları bittikten sonra Federal Savcılık tanığa hiçbir soru sormadı. Avukatlar tanığa ‘Siz Ateş’in BND adına çalıştığını ne zamandan beri biliyordunuz, nasıl öğrendiniz, kimden öğrendiniz, dosyayı ne zaman okudunuz’ vb. sorular sordular. Tanık Ateş’in BND adına çalıştığını 2009 yılından beri bildiğini, bunu meslektaşlarından sözlü olarak öğrendiğini ve dosyayıda öğrendikden sonra okuduğunu anlattı. Bunun üzerine avukatlar, ‘Cihan diye bir BND ajanı var, Ateş sürekli ona rapor veriyor, siz Cihan’ın aynı zamanda MİT adına da çalışmadığına da emin misiniz veya Ateş’in de her iki tarafa çalışmadığını biliyor musunuz, eğer böyle bir şey varsa da bunun duyulmasını istemiyorsunuz diye düşünebilir miyiz’? diye sordular. Tanık bu soruya ‘Cihan ve Ateş’in MİT adına da çaışıp çalışmadıklarının garantisini veremiyoruz, varsa da duyulmasını istemeyiz tabi’. Cevabını verdi. Avukatların diğer sorularına ‘ben tüm sorgulamalarda yoktum’ diyen tanığın ifadesi tamamlanmış oldu. Kısa bir aradan sonra tekrar DHKC’nin yapmış olduğu eylemler ve onlara ilişkin açıklamalar okundu ve fotoğraflar gösterildi. Bu işlemlerin uzun sürmesi ve duruşmanın geç vakte kadar devam etmesi üzerine mahkeme 23 Haziran’da devam edilmek üzere bitirildi. * Faruk Ereren Davasında Reddi Hakim Talebi Devrimci Tutsak Faruk Ereren’in davası 14 Haziran’da Şerafettin Gül’ün tanık olarak dinlenmesi ile devam etti. Bugüne kadar itirafçı Semih Genç’in yalan ifadesini çürüten bir çok tanık mahkeme tarafından kasıtlı şekilde ret edildi. Gerekçe ise ‘onlar örgüt üyesi ve arkadaşlarını koruyorlar’, idi. Oysa asıl gerekçe ise iki hafta önce Federal Savcılığın vermiş olduğu itiraf niteliğindeki ‘2003 yılında Almanya ve Türkiye Devletleri Terörle Mücadele konusunda anlaşma imzladı artık bu davada sona gelinmelidir’ dilekçesi idi. Aslında Hakim’in de Savcılardan farklı düşünmediği her halinden ve kararından belli olduğu bu duruşmada bir kez daha açığa çıktı. Çünkü 1999 yılında Hamburg Yüksek Eyalet Mahkemesi tarafından 10 Yıl hapis cezasına çarptırılan Şerafettin Gül’ün davasında yine bir polis işbirlikçisi rol oynamış ve onun ifadeleri sonrucunda Gül 10 Yıl ceza almıştı. Kendi mahkemelerinin vermiş olduğu tüm kararları amentü gibi kutsayan ve tartışılmasına dahi izin vermeyen Hakimler ve Mahkemeler söz konusu Devrimciler olunca kendi mahkemelerinin verdiği ve kesinleşen kararlarını dahi ciddiye almıyorlar ve adeta Hukuk adına Hukukla alay ediyorlar. Şerafettin Gül ifadesinde; “1989 yılında Almanya’ya gelerek siyasi iltica talebinde bulundum ve siyasi faaliyetler yürütttüm. 1992 Kasım ayında Babam ciddi rahatsızlandığı için sahte pasaportla Türkiye’ye gittim ve güvenli bir yerde kalarak ailemle görüştüm, fakat bu esnada hareket içince yaşanan darbe olayından haberim oldu ve Almanya’ya dönmem uzadı. 1993 yılının Ocak veya Şubat ayında Bedri Yağan’la beni İstanbul’a çağırdı, orada Ali Kırlangıç’la görüştüm, kendisi beni etkilemek isteyince zorlamam sonucu bir telefon numarası aldım, bu numara Dursun Karataş’a aitti. Dursun Karataş’la çok güvenli olmadığı için telefonda fazla konuşamadık fakat bana bir ilişki verdi, verdiği ilişki Osman kod adlı Recai Dinçel’di. Recai benim okul arkadaşımdır. Recai ile konuşmalar sonucunda harekette yaşananın bir darbe olduğu ağırlık kazanıyordu fakat yinede yeterli bilgi edinemiyordu. Recai bana bir arkadaşın geleceğini ve kendisinin bu konuda yeterli bilgiye sahip olduğunu söyleyerek bana bir randevu ayarladı ve randevu yerinde beni Faruk Ereren bekliyordu. Faruk Ereren ile 10 veya 15 günlük aralıklarla İstanbul’da iki veya üç kez görüştüm. Son görüşmemizde Faruk Ereren bana pasaportumun yakında geleceğini ve yurtdışına çıkacağımı söyledi. Bundan bir süre sonra Almanya’dan gelen bir kurye bana pasaportumu verdi ve onunla Almanya’ya geldim. Kurye olarak gelen kişi sizin işbirlikçileştirdiğiniz BKA (Federal Kriminal Dairesi) adına çalışan ve benim 1999 yılında Hamburg Mahkemesimde öğrendiğim aleyhimde ifade vererek 10 yıl ceza almama neden olan Ali Burkaç’tır. İfade tutanaklarını da yanımda getirdim. Sahte pasaportla Almanya’ya geldim ve faaliyetlerime devam ettim. Faruk Ereren’in Almanya’da tekrar 1994 yılından sonra gördüm ve uzun zaman ilişkim oldu çünkü hastaydı ve tedavi olması gerekiyordu.” diye konuştu ve Hakim ve Savcıların gerek Darbe konusunda gerek gidiş gelişler konusunda gereksede Dursun Karataş’la telfonlaşma konusundaki sorularına geniş, açıklayıcı cevaplar verdi. Ama hakim ve savcıları gerçeğin açığa çıkması ilgilendirmiyordu, önemli olan devrimci tutsağa Türkiye faşizmi adına ceza vermekti, bu düşüncelerini de tanık konuşurken hakim ve savcının birbirlerine bakarak alay edercesine gülerek gösteriyorlardı, işgal etmiş oldukları mevkilerin ciddiyetinden yoksun bir şekilde. Avukatların sordukları bir çok soruya da çok geniş cevaplar veren Gül’ün konuşması sırasında hakimin sabırsızlığı ve dinlemek istememesi çok bariz şekilde göründü. İfadesi tamamlanan tanığın beyanlarına inanmadıklarını belirten heyete avukat ikinci defa Reddi Hakim talebinde bulundular ve duruşma 28 Haziran’da devam etmek üzerek btirildi. |