| Ve Dersim ile Dom Meydanı bir oluyor |
|
|
|
| Çarşamba, 10 Ağustos 2011 18:53 |
|
Oldukça soğuk bir güne uyanıyoruz. Hava koşullarından kaynaklı günümüzün büyük bölümünü çadırda geçiriyoruz ve ziyaretçilerimizi burada ağırlıyoruz. Hollanda ve Hamburg’dan birer kişinin katılımıyla 4 kişi eşlik ediyor İlker’e. Bugün de çadıra ilgi ve misafirlerimiz çok. Yağmur şiddetini azalttığında meraklı bakışlar altında bildirilerimizi dağıtmaya, burada bulunmamızın nedenini anlatmaya ve imza toplamaya devam ediyoruz. Ali’mizi ve onu ölesiye seven ağabeyi Hüsnü Yıldız’ı anlatıyoruz. Herkes duysun, bilsin istiyoruz bu kardeşlik bağını, bu ölüme yatışı, bu direnişi…
7 kişi geliyor çadırımıza, Suriyeli ve Kürt olduğunu söylüyorlar. Merakla sordukları sorulara aldıkları yanıtlardan heyecanlandılar. “Eylemlerinizin ses getireceğine ve kazanacağınıza inanıyoruz” diyerek imza atıp başarılar dileyerek ayrıldılar. Önceki gün gelen Türkiyeli bayan, kayıp yakınları olduğunu ve çadırımıza her gün uğrayacağını söylemişti, öyle de yapıyor. Sabahları işe gitmeden ve iş çıkışı uğruyor. Sabah çadıra nevresim getirmişti, şimdi de Suriyelilerle sohbetimizde tercümanlık yaptı. Başka bir bayan ise tüp ve soba getirdi, maalesef çadırda gaz kullanamıyoruz. Kendisine inceliğinden ötürü teşekkür ettik. MLPD (Almanya Marksist- Leninist Partisi)’den 4 kişi geldi. Talebimizi çok haklı bulduklarını söylediler, imza kampanyasına katıldılar. İmza metnini e-mail adreslerine göndermemizi isteyip kendi partililerinden imza toplayacaklarını söylediler. Gün boyunca bunun gibi bir çok güzel örnek yaşadık. Yerli-yabancı her kesim ve yaştan insan bizi ilgiyle dinledi ve desteğini ifade etti. Akşam Hüsnü abiyi aradık, oldukça heyecanlıyız. Telefonun megafonu açık olduğu halde İlker’in etrafını sarıyoruz, söylenenleri kaçırmak istemiyoruz. Telefondan yükselen sesle birlikte Munzur’un sesi çağıldıyor kulağımızda, sarı çiçeklerinin keskin kokusunu içimize çekiyoruz. Sağlık durumunu sorduktan sonra, soru sorma sırası Dersim’e geliyor. Bütün ayrıntıları soruyorlar, günlük ne kadar şu içtiğimizi, şeker-tuz oranını, kaç saat uyuduğumuzu… Direnişe dair tecrübelerini paylaşıyorlar, çadırımızla ilgili tavsiyelerde bulunuyorlar. Bu kadar ayrıntılı sohbet beklemiyorduk doğrusu. Sadece kendi küçük dünyalarında yaşayanlar anlayamazlar hissettiklerimizi. Binlerce kilometre uzaktan bizi öylesine sarıp sarmalıyorlar ki, Dersim ile Dom Meydanı bir oluyor sanki. Kendi çıkarı için milyonları aç açıkta bırakan zavallılar bilemez elbet yüzünü bile görmediklerinin kişiyi kendinden çok düşünebileceğini… Kimse kimseyi böyle sahiplenemez, kimse kimseye böyle hassasiyet gösteremez sanırlar. Bu düşüncelerle uykuya dalıyoruz kulağımızda aşina mısralarla. Aynı göğün altında |