| Londra’da Ayten Korkulu’nun Ailesi Ziyaret Edildi |
|
|
|
| Cuma, 10 Şubat 2012 19:46 |
|
Şehitlerimizin ölüm yıldönümünde abisiyle birlikte olmanın hüznü ve coşkusuyla yapılan ilk kucaklaşmalardan sonra, Halk Cephesi adına kısa bir konuşma yapıldı. Konuşmada “bu günün bizim için ayrı bir anlamı var. Bulunduğumuz yerlerde, şehitlerimizin ailelerinin olduğu, şehitlerimizin isimlerini taşıyan çocuklarımızın bulunduğu yerlerde şehitlerimizi anmak, onları anlamak, onlardan öğrenmek ve öğretmek zorundayız. Gençlerimizle, ailelerimizle: şehitlerimiz nasıl yaşamışlar, ne yapmışlar, nasıl şehit düşmüşler bunları tekrar tekrar öğrenmeliyiz. Mücadeleyi köklü bir ulu ağaca benzetirsek şehitlerimiz bu ağacın kökleridir. Sırtımızı yasladığımız, omuzlarına çıktığımız, geleceğe ufka baktığımız ağacın bütününü yeşerten değerimizin toplamıdır. Hele kapitalizmin kirlettiği, değerlerimizi aşındırdığı bir ortama da, şehitlerimizin nasıl bir fedakarlık içinde yaşayıp direnip, şehit düştüklerini öğrenmek bizlere coşku moral veriyor. Onlar halkımıza, vatanımıza ve bizlere yönelik saldırılara karşı tereddütsüz kendilerini feda edenlerdir. Onların önünde saygıyla bir kez daha eğiliyoruz.” denildi. Daha sonra şehitlerimizin özgeçmişleri, ailelerin ve yoldaşlarının anlatımları okundu. Ayten Korkulu’nun abisi Erol, Nihat Behram’dan ‘Ölülerimiz’ adli şiiri okudu. Sonra abisi Ayten’i anlattı: “Bizim için hayat İstanbul’a gittikten sonra başladı. Düzenin bize verdiğiyle şekillenmiş bir aile yapımız vardı. İstanbul’a geldikten sonra birçok şey değişti. Mahallede DS çok güçlüydü, etkileniyorduk ve evde sohbet şeklinde tartışmalar oluyordu. Ayten bu tartışmalara daha farklı katılıyordu tabi ki. Ayten’in gelişim süreci çok hızlı oldu. Ben Ayten’le doyasıya yaşayamadım çünkü biz İstanbul’a geldiğimizde Ayten Aydın’da Liseyi okuyordu, o geldiğinde ben çalışıyordum sonra askere gidip geldim ve Ayten gitmişti. Bana haber yollamıştı gelip göreceğim diye ama gelemedi... Ayten illegale çekilmişti. Birgün onu gördüm saçları sarıydı. Otobüs durağındaydım o beni gördü mü görmedi mi bilmiyorum. Gideyim mi gitmeyeyim mi diye çelişkide kaldım. Zaten uzun süredir görmemiştim, çok istememe rağmen yanına gidemedim. Bu da hayatın zorluğu. Ayten tiyatroda çok iyiydi. Rosa Luxemburg ve Clara Zetkin’i anlatan bir oyunda onları yargılayan savcıyı oynuyordu. Oyunda savcının onlardan etkilenip, haklı olduklarını düşünüp ağlaması gerekiyordu ve Ayten gerçektende hüngür hüngür ağladı. Güneş Tiyatrosu grubuyla bayağı bir şehir gezdiler…” Bitiş konuşması olarak şehitlerimiz günü geldiğinde anılan değil, yaşamın her alanında, onların değerlerine uygun yaşayarak her an onları anmamız gerektiği vurgusu yapıldı. “Şehitlerimiz dünümüz, bugünümüz ve yarınımızdır. İdealleri mücadele ve şehitlikleri ile, bizleri ayakta tutan en güçlü değerlerimizdir. Aytenler ve Merallerimiz kadınlarımızın özgürleşmesinin yolunu göstermişlerdir denildi.” 21 kişinin katıldığı anma hep birlikte yenen yemeğin ardından sona erdi. |