Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

HALKI ÖLESİYE SEVMEKTİ SUÇLARI PDF Yazdır e-Posta
Salı, 10 Mayıs 2011 00:00

10 Mayıs akşamı saat 03.00 sularında Okmeydanı Haklar ve Özgürlükler Derneği, İdil Kültür Merkezi, ve Gençlik Federasyonu basıldı.

Haber için gittiğimde saat 08.30’du. Her yer tutulmuş her köşe başında polis ve her köşe başında yapılan GBT kontrolleri vardı. sanki Okmeydanı derin bir sessizliğe bürünmüş her zamanki Okmeydanı gitmiş yerine başka Okmeydanı gelmişti... işe, okula giden ve çoluğu çocuğu okula bırakıp evlerine geri dönen insanlar yoktu. Çünkü mahallede terör estirilerek yapılan bir operasyon vardı.
Benim savaşlarda kullanıldığını gördüğüm uzun namlular silahlarıyla gelmişti polisler, işgale gelir gibi, ancak korkularını çelik yelekleri de gizleyemiyordu. Saat 03.00’te yapmışlardı operasyonu Okmeydanı Haklar ve Özgürlükler Derneği, Gençlik, İdil ve çeşitli mahallelerde bazı evler aynı anda basılmıştı. Avukatların açıklamasına göre tam 46 kişi gözaltına alınmıştı.
Halk, meraklı gözlerle bakıyordu. Okmeydanı’nda hiç alışılagelmiş bir durum değildi bu. Bugün devrimciler değil işkenceciler vardı sokaklarında. Okmeydanı Haklar Derneği’nin araması bitiyor ve çekiliyordu polis. Sokağa girdim ve gördüm ki bu bir baskın değil yağmalama ve talandı. Merdivenleri çıktım, her yer cam kırıklarıyla doluydu. Her yer delinmişti, anlaşılan barikatlar kurulan kapıları açamayınca sinirlenip fayans ve seramikleri kırmışlardı polisler. Evet savaş alanıydı burası şimdi.
İşkence yapmak şerefsizlikti. Ve öyle boyutluydu ki onların işkencecilikleri dergi dağıtımı sırasında kurşunlarıyla vurup sakat bıraktıkları Ferhat Gerçek de onların işkencelerine maruz kalıyorlardı.
Felç etmişlerdi, sakat bırakmışlardı ancak devrimci mücadeleden koparamamışlardı. Üstelik hesap soruyordu Ferhat, katliamcıların yakasındaydı iki eli de. O yüzden işte baskın sırasında dernekte olan Ferhat Gerçek de tokatlanıyor, yere yatırılıp kelepçeleniyordu kendisi gibi tekerlekli sandalyede olan İrfan Yılmaz da aynı işkenceye uğruyordu. Derneğin içersine girdiğimde kapıların arkasına kurulan barikat malzemelerinin yerlere saçıldığını gördüm. Polis her türlü zararı vermeye çalışmış, bir daha kimse kullanmasın diye de koltuklara çamur ve sular dökmüşlerdi. Odalarda zaten hiçbir şey bırakılmamış kitaplar götürülmüş, bilgisayarların harddiskleri ve hatta duvarların içleri bile param parça edilmişti. Bu arada polisin İdil’deki aramasının sonlandığına dair gelen haber üzerine doğru İdil Kültür Merkezine gidiyorum.
İdil’e gittiğimde kapılar kırılmış ve Grup Yorum’un çalışmalarını sürdürdüğü bu yere de zorla girilmişti. İdil Kültür Merkezi çalışanları baskın sırasında barikatlar kurarak, sloganlar atarak ve marşlar söyleyerek direnmişlerdi. Kültür merkezinden aralarında 3 Grup Yorum üyesinin de bulunduğu 9 kişi sürüklenerek dövülerek götürülmüşlerdi. Son olarak Bakırköy’de bağımsızlık meydanına çevirdiği alanda 150 bin ve 1 Mayıs alanında 1 milyon emekçiye seslenen Yorum’a daha fazla tahammül edememişti işte faşizm. Onlar için intikam saatiydi.
Adalet dedikleri şeyi sadece kamera ışıkları yanarken uyguluyordu AKP polisi. Işıkları sönünce basının yerini coplar alıyordu. Onların adaleti buydu işte. İnsanların tepkisi büyüktü, halkın sanatçılarına yönelik baskılar karşısında, halk sanatçısına sahip çıkıyordu. Her gelen geçen “geçmiş olsun” diyordu. İçeri girdim demir kapıların saç kısımlarının aralarına bakılıyor ve yalanlarla çeşitli bahanelerle ‘ne kadar zarar verirsek o kadar iyidir’ diye düşünüyorlardı. Tavır dergisi yapımında kullanılan bilgisayarlara bile el konulmuştu. Ancak arkasında yüzbinlerce dinleyicisi olan Yorum’un gücü karşısında çaresiz kalmışlar. Yorum üyelerinden ikisini ilk gece, bir diğerini ise ertesi gün alelacele serbest bırakmışlardı.
İdil’deki işim bittikten sonra Gençlik Federasyonuna doğru yola çıktım tekrar. Polisler çekilmiş, göz korkutmak amaçlı haçlı ordusu gibi çevik kuvvet ekipleri, siviller ve özel harekat timleri vardı. Gençliğin kapısına yeni yeni gelmiştim ki yerlerde domates, biber, ve patatesleri gördüm. Gençliğin giriş kapısını kıramayacaklarını anlayınca polisler Zehra Kulaksız tiyatro girişi camlarını param parça etmiş ve kepenklerin kilitleri demir doğrama makineleriyle kesmişlerdi. Kesildikten sonra cam kapılar kırılmış ve polisler içeri girmişti ve karşılarında Dev-Genç gibi şanlı bir tarihe sahip bir direnişle daha karşı karşıya gelmişlerdi. Demir kapıyı görünce önce demir doğrama aletleriyle daha sonrasında ise kaynakla ne kadar uğraşsalar da kıramamışlardı ve en sonunda balyozlarla kırıp girmişlerdi ama karşılarında bir demir kapı daha buluyorlar onu da kırıyorlar fakat bitane daha sonra bir tane daha çıkıyordu ve artık yorulmuş olacaklar ki artık kapıları bırakıp duvarları kırmışlardı… ve ben oraya girdiğimde orada arama değil de deprem olduğunu sandım. Kırılan duvarlar beton parçaları sağa sola savurmuşlar, kendi maskelerini de yanlarında getirip içeride 22 insanın bulunduğu yere hasta var mı yok mu düşünmeden biber gazı sıkmışlardı. Biber gazı sıkıldıktan yani olaydan 8 saat sonra girdim içeri ve girdiğimde hala boğazımı yakıyordu biber gazı. Dev-Gençliler direnmişler, pencereden sloganlarıyla karşılamışlardı faşist polisleri. Ve onların direnişinden geriye tahtaya düştükleri şu not kalmıştı: Halkımız sizi ölesiye seviyoruz!

Ana sayfa