Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Eğitim-Sen Olağan Kongresini Yaptı PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 16 Mayıs 2011 00:00

Eğitim-Sen 8. Olağan Genel Kurulu "Herkes için kamusal, bilimsel, nitelikli, parasız, demokratik, anadilde eğitim" talepleriyle 13-14-15 Mayıs tarihlerinde Ankara’da toplandı.

İllerden gelen 500 delege genel kurulda hazır bulundu. Devrimci Memur Hareketi'nden  delegelerin de katıldığı kurul, Genel Sekreter Mehmet Bozgeyik'in açılış konuşmasıyla başladı. Eğitim-Sen tarihi ile ilgili sinevizyon gösteriminin ardından kürsüye çıkan Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç konuşmasına, Kürtçe-Türkçe olarak başladı.  Kılıç, Türkiye'nin genel politik durumu ve eğitim sisteminin geldiği noktayı vurguladı.  Sırasıyla,  BDP Başkanı Hamit Geylani, KESK Başkanı Döndü Taka Çınar, ÖDP Başkanı Alper Taş politik sürece dair tespitlerde bulunan konuşmalar yaptılar. Ayrıca Döndü Taka Çınar Grup Yorum’a yönelik saldırıyı kınadığını ifade etti.

 

Yurtdışından gelen konukların (Yunanistan, Ermenistan, Estonya, Fransa, Lübnan, Danimarka, Hollanda, KKTC) konuşmalarının ardından, EMEP Genel Başkanı Haydar Kaya, TKP MK üyesi Metin Çulhanoğlu, SDP'den  Hüseyin Tala, Halkevleri Genel Başkanı İlknur Birol birer konuşma yaptılar. Konuşmacıların ardından çalışma - mali  ve denetleme kurulu raporları okundu.

Genel Kurulun ikinci günü ise tam bir oyun sahnelendi. Zaten ilk günde gerek konuşmaların Kürtçe yapılmasıyla gerek  yöresel  kıyafetler giyen Kürt bölgelerinden gelen delegeler ile kendini ortaya koyan anlayış yanına diğer bir anlayışı da alarak(DSD) Genel Kurulun baskın öğesi, belirleyicisi  olma rolüne soyundu. Yapılan ikili ittifak önerge vererek delegelerin kürsü kullanma, konuşma hakkına bile müdahale etmek istemiş, bu hakkı kendinde görebilmiştir.

Divana verdikleri önerge büyük  tartışmalara neden olmuş (zamanın sınırlı olduğu için çalışma raporuna ilişkin görüşlerin yeterli olduğu ve diğer raporların okunmasına geçilmesi yönünde verilen önerge) ve sanki lütufmuş gibi önergeyi daha sonra geri çekmek zorunda kalmışlardır.

Genel Kurul boyunca bu ikili anlayış kendini hakim kılmaya çalışmış ve diğer delegelerin tepkisini çekmiştir. Kurulda söz alan Devrimci Memur Hareketi (DMH) delegeleri, Türkiye’de yaşanan siyasal gelişmelere yönelik tespitleri ve net  söylemleriyle dikkat çekmişlerdir.

1. gün konuşan DMH delegelerinden Nursel Tanrıverdi: Türkiye’deki sendikal süreci özetleyerek; bugüne verilen mücadelelerle, ödenen bedellerle gelindiğini, Ayşenur Şimşekler’in, Elmas Yalçınlar’ın, Satılar’ın, Fidanlar’ın, Ahmet Savranlar’ın, Arif Öngeller’in bu sendikaların kurulmasının öncüleri olduğunu ve fiili-meşru-militanca mücadelenin nasıl yürütüleceğinin onlardan öğrenilmesi gerektiğini; ülkemizde faşizmin tüm baskı aygıtlarıyla halka ve emekçilere saldırdığını, bağımsız bir Türkiye şiarını yükseltenlerin, bunun için mücadele  verenlerin daha dün mahallerden derneklerden polis terörü ile gözaltına alındığını, alınanların içinde Grup Yorum üyelerinin de bulunduğunu belirtti. Son baskınların iktidarın, 1 Mayıs Taksim alanının kazanılmasını, kitleselliğini ve gücünü hazmedememesinin bir sonucu olduğunu vurguladı. 1 Mayıs’ın kazanılmasın da verilen mücadelenin AKP’nin emekçilere yönelik baskılarını teşhir noktasında önemli bir alan olduğu, tekel işçilerinin direnişinin sarı sendikacılık anlayışıyla bastırıldığı ama buna rağmen Türkan Albayrak’ın 118 gün boyunca direnmesi ve işini geri  kazanması verilen mücadelelerde ısrarcı olmanın getirdiği kazanımdır; bu ısrarcı mücadele hasta tutsakların serbest bırakılması eylemlerinde Güler Zere’yi faşizmin elinden almıştır, dedi. Aynı ısrarın “Parasız Eğitim İstiyoruzpankartı açtıkları için tutuklanan Ferhat ve Berna’nın serbest bırakılması için de gösterilmesi gerektiğini; Eğitim-Sen’in, temel talepleri içerisinde yer alan parasız eğitim talebini yükselttikleri için tutuklanan bu öğrencilere sahip çıkması gerektiğini vurguladı.

Sözlerini “hapishanelerde tecrit tüm şiddetiyle sürmektedir ve 122 insan bu tecridi kırmak için şehit düşmüştür. Tecrit sadece cezaevlerinde değil tüm halkın üzerinde uygulanmak istenen bir politikadır ve bu politikaya karşı çıkmak faşizme karşı çıkmaktır. Ortadoğu’da ve Afrika’da emperyalist işgal artarak devam etmektedir. AKP bu işgale ortak olmakta ve emperyalizmin uşaklığını yapmaktadır. Böylesi bir iktidarın BOP projesinde üstlenmek istediği hamilik rolü barış değil daha fazla işgal anlamına gelir. Yine AKP iktidarının Kürt açılımı söylemiyle vaat ettiği barış koca bir  yalandan ibarettir. Bugün hükümet Kürt kelimesini kullanıyor ve Kürtçe’den bahsediyorsa bunun nedeni Kürt halkının 30 yıldır verdiği mücadeledir ve Kürt halkının haklarını kazanmasının yolu yine mücadeleden ve sokaklardan geçecektir. Eğitim-Sen anadilde eğitim talebini yükseltmeli ve mücadeleye destek olmalıdır.

Biz DMH olarak sosyalizm umudunu yüreğinde taşıyan, muhalefeti değil iktidarı hedefleyen, beraber oluşturacağımız değerlerle ‘yeni insanın’ yaratılmasını savunan bir anlayıştayız. Kurucu irademizde en önde yürüyenlerimizde tereddüt etmediler. Fiili-meşru ve militanca mücadelenin nasıl yürütüleceğini gösterdiler. Onların yolundan ilerliyoruz. Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız.” diyerek bitirdi.

1. gün konuşan bir diğer DMH delegesi Sinan Eşiyok: öğretmenlerin yaşadığı sorunlara ve Eğitim-Sen Genel Merkezi’nden beklentilerine değinerek "sözleşmeli çalışan öğretmenlerin kadrolu olarak atamalarının yapılması için mücadele verilmelidir. Kadınların doğum sonrası ücretli izin süreleri artırılmalıdır. Bilişim teknolojileri dersinin 4.-5. sınıflarda kaldırılmasıyla birçok bilişim teknolojisi öğretmenin norm fazlası olduğu için resen atamaları yapılmakta ve zorunlu olarak farklı birimlerde çalıştırılmaktadır. Bilgisayar öğretmenlerine bir zabıta gibi internet kafe denetleme görevi verilmiştir. Rehber öğretmenler ise emniyet müdürlüğünün çocuk asayiş şubelerinde görevlendirilmektedir. Sendikamız bu sorunlar karşısında 4688 sayılı yasanın ‘sendika temsilcileri farklı görevlerde çalıştırılamaz’ maddesi üzerinden çözüm üretmeye çalışmıştır. Üyelerimiz emniyette veya farklı görevlerde çalıştırılamaz, üyelerimizi göndermiyoruz deme iradesini gösterememiştir. Direnmek gerekir, direnmeyen çürür” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

2. gün konuşan DMH delegesi Acun Karadağ: “Egitim-Sen ilkelerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Bedellerle yaratılan mücadele geleneği terk edilmemelidir. Yaşanan YGS skandalı ile ilgili atılan adımlar son derece yetersizdir. Genel Başkan Zübeyde Kılıç çıktığı TV programlarında bunun bir sistem sorunu olduğunu ve baştan yanlış olduğunu vurgulayacağına klasik akademisyenler gibi pedagojik tespitlerde bulunarak asıl sorunu kaçırmıştır. Her türden baskıya karşı bizler alanlarda olmaya, direnmeye devam edeceğiz. Çünkü biz biliyoruz ki 'direnmeyen çürür.' Ve siz isteseniz de istemeseniz de Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız.”

DMH delegesi Mehmet Sarı konuşmasında şunları söyledi: " İki günden beri Genel Kurulda konuşulanları dinliyoruz. Burada sürekli devrimci dayanışma ve birlikte mücadeleden bahsediyoruz. Bunun doğruluğuna inanmak istiyoruz. Birlikte yan yana mücadele ettiğimizi söylemek yetmiyor, bunu pratikte de örmeliyiz. Örneğin  ‘tehdit etmek siyaset değildir’ diyenler daha dün Canan Kulaksız adına düzenlenen etkinlikte Grup Yorum üyelerine ve öğrencilere saldırdılar. Biz bu saldırıyı hiçbir biçimde doğru bulmuyoruz ve kınıyoruz. Saldırıya ideolojik olarak yaptığımız ‘Kürt milliyetçiliği’ tanımı gerekçe gösterilmiştir. Bu tanım küçümseyen, aşağılayan bir söylem içermez. Keza ezilen ulus milliyetçiliği ile ezen ulus milliyetçiliği arasındaki farkı burada bulunan herkes anlayabilir. Biz ezilen halkların milliyetçiliğinden söz ediyoruz. Bu ifadeyi dergilerimizde, yazılarımızda kullanabiliriz, bu ideolojik bir söylemdir. Eleştirileri olanlar da şiddet ve tehditle değil yazarak çizerek ifade etmelidirler.

Eğitim-Sen YGS’de yaşanan şifre skandalı konusunda sınıfta kalmıştır. Bunu hep birlikte tespit ettik. İyi bir mücadele örneği gösterememiş, doğru müdahalelerde bulunamamıştır. Henüz geç değildir. Yeni seçilecek MYK hemen bir karar almalıdır, ‘öğretmenler greve, öğrenciler boykota’ sloganıyla bir eylem örgütlemelidir.

Eğitim-Sen’in tüzüğünde ve bu salondaki pankartlarda ‘parasız eğitim’ talebi vardır. Her platformda bizler bu talebi dillendiririz. Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer, Başbakanın  yapmış olduğu Roman Açılımı Kurultayı’nda açtıkları "Parasız Eğitim İstiyoruz" pankartı nedeniyle 14 aydır tutuklu bulunmaktalar. Bu güne kadar Eğitim-Sen bu konuda ne yapmıştır? Biz biliyoruz ki bir açıklama dahi yapmamıştır. Adeta en temel taleplerini haykıran ve tutuklanan öğrencileri görmezden gelmiştir. 24 Mayıs’ta Beşiktaş Adliyesi’nde yapılacak karar duruşmasında bu salonun iradesi orada olmalıdır. Tüm gücümüzle orada olmalıyız, bu karar buradan çıkmalıdır.

Anadilinde eğitim talebini de buradan hep birlikte çıkarabiliriz. Biz bu konuda durduğumuz yerdeyiz, düşüncelerimizi değiştirmedik. O gün- 2005 yılında- bu maddeyi tüzükten çıkaranlar, bu durumu yaratanlar, şimdi çözmelidirler.

Son olarak biz DMH olarak fiili-meşru-militan mücadele çizgisinden vazgeçmeden ısrarcı bir iradeyle, faşizmin her türlü baskılarına karşı sokakta mücadelenin içinde olmaya devam edeceğiz. Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız.”

Delege konuşmalarının ardından yönetime aday olan DSD VE DEMEP ittifakının önergesiyle tüzük değişikliği oylamasına geçildi. DMH’li delegeler, tüzük değişikliğinin burada yapılmasının doğru olmadığını; sadece "anadilde eğitim" maddesinin tüzüğe eklenmesini, diğer maddelerin Eylül ayında yapılacak olan tüzük kurultayında değerlendirilmesini, bu süre içinde şubelerde üyelerle birlikte kurultaya hazırlık için tüzük çalışmalarının yapılmasını önerdi. DSD ve DEMEP, DMH’nin ve diğer grupların delegelerinin önerilerini dikkate almadan tüzük değişikliklerini oya sunmuş ve demokrasiden uzak bir parmak hesabıyla onaylatmıştır. Bu konuda söz isteyen DMH delegesi, genel kurulu parmak demokrasisine çeviren grupların protestosuyla engellenmek istenmiş, yine de bu konuda ısrar ederek kürsüyü kullanmıştır. Bu sefer de mikrofonun sesi kısılarak engellenmek istenmiş fakat salondaki diğer DMH’li delegelerin müdahalesiyle ses tekrar açtırılmış, konuşmaya devam ederek bu anlayışlar ve divan eleştirilmiştir.

Delegelerin ve şubelerden üyelerin katılımı sağlanmadan, tüzük maddeleri, değişiklik önerileri tartışılmadan tek tek oylanmıştır. DSD ile DEMEP ittifakının nasıl bir yönetim sergileyeceği bu tutumlarıyla ilk ipuçlarını vermiştir.

Hakim anlayışların bu tavrı nedeniyle, tüzük değişiklikleri sırasında DMH oylamada yer almayarak, oylama bitene kadar salonu terk etmiştir. Divan, Genel Kurulun genelinde olduğu gibi oylama sırasında da yanlı bir tutum sergilemiş, tüzük değişikliği için şart olan delegelerin salt çoğunluğunun salonda olup-olmadığına bakmadan kabul oylarıyla değişiklikleri tutanaklara geçirmiştir.

Tüzük değişikliklerinin ardından önergelerin okunup oylanmasına geçildi. DMH’lı delegeler dört önerge vermiştir. Bunlar:

1. "Parasız Eğitim İstiyoruz" pankartı açtıkları için tutuklanan Berna ve Ferhat’a sahip çıkılması ve mahkemelerinde yer alınması...

2. YGS şifre skandalı ile ilgili olarak "Öğretmenler Greve, Öğrenciler Boykota" eyleminin örgütlenmesi...

3. Ortadoğu ve Afrika’daki emperyalist müdahalelere karşı eylemler örgütlenmesi...

4. F tiplerinde yaşanan tecrit işkencesine karşı eylemler gerçekleştirilmesi...

Önergeleri konularına göre birleştiren önerge komisyonunun divana sunduğu birleştirilmiş önergelerin oylamasına geçildi. Yine ikili ittifak (DSD-DEMEP) konularına bile bakmadan kendi gruplarının dışındaki tüm önergeleri reddetti. Hatta oylama yapmak için önce önerge verenlerin isimlerinin okunmasını istediler. Şube payının arttırılmasına bile ret oyu kullanan bir mantık ciddi anlamda sorgulanmalıdır. Şubelerde ödeneklerin sürekli yetersiz olduğunu söyleyenlerin bu önergeye karşı aleyhte oy kullanmaları da ayrıca düşündürücüdür. Tartışmalarla, oy sayımlarında yaşanan tutarsızlıklarla önergelerin oylanması sona erdi. DMH’nin verdiği önergeler kabul edilen önergelerin içinde yer aldı.

Genel Kurulun son günü seçimlere geçildi. DSD (2), DEMEP(3), Halkevleri(1), Sendikal Birlik(1) ittifakı seçimleri kazandı. DMH tek başına bir liste çıkardı.

DSD ve DEMEP’in iki grubu da yanına alarak oluşturduğu ittifak genel kurulun iradesini yansıtmaktan uzaktır.

Yönetime aday olan ve dilekçe ile başvuran bir delegenin seçim günü aday listelerinde adının çıkmaması ve oy pusulasında yer almaması Genel Kurulda yaşanan hukuksuzluklara yenisini ekledi.

Ana sayfa