| Halkın Festivali Anadolu Halk Festivali - Birinci Gün |
|
|
|
| Cumartesi, 25 Haziran 2011 15:17 |
|
Anadolu Halk Festivali’ndeyiz. Burjuvazinin kültürüne karşı açılmış bir savaşın içindeyiz. Halaylar çekip, türküler dinliyor, sergiler gezip tiyatro izliyoruz; tarih tünelinden geçiyoruz; şehitlerimize, direnişlerimize, destanlarımıza daha yakınız şimdi. Çocuklarımız oyunlar oynuyor; onlar da bu savaşın içinde. Bu savaş en çok da onlar için. Bu savaş, burjuvazinin kültürüne karşı, bize dayatılan yoz, bencil, bireyci kültüre karşı, halkın ve devrimin kültürünün savaşıdır. Pespaye burjuva kültürü önünde hayranlıkla eğilmek ya da pasif biçimde savunmada kalmak, bize yakışmazdı. Halk kültürünün, devrimci kültürün izleyicisi, yaratıcı olan bizler; her türlü burjuva demokratik düzenden çok daha ileri bir düzeni ve burjuva kültüründen kat kat üstün bir kültürü yaratan devrimci sanatımızla herkese bu değerleri öğretme hakkına sahibiz. Işte bunun için çıktık yola. Bir kar makinası gibi önümüzdeki tüm engelleri, imkansızlıkları bir kenara atıp Anadolu halkını kendi güzel kültürüyle, devrimcilerin kültürüyle buluşturmak için Sibel Yalçın Parkına kurduk çadırları... Günlerce emek verdik, geceleri orada geçirdik. Ve şehidimizin adını taşıyan parkımızı bir festival meydanına çevirdik.
İstanbul’un ve Anadolunun dört bir yanında çalışmaları yürütülen festivalde illerin ve yörelerin kültürlerinin tanıtıldığı çadırlar açıldı. Anadolumuzun binlerce yıllık değerlerini, kültürlerini, ürünlerini sırtlandık omuzumuza… buluştuk istanbul’un kavgamızın başkentinin ortasında. Anadolu'nun dört bir yanından, İzmir’den, Antalya’dan, Samsun’dan, Bursa’dan, Tekirdağ’dan kalkıp geldik… Armutlu’dan, Bağcılar’dan, Sarıgazi’den, Çayan’dan, Gazi’den, 1 Mayıs’tan, Gülsuyu’ndan, Alibeyköy’den, Beykoz’dan… koşup geldik… Türkü söylemek için geldik, halay çekmek için geldik… stantları gezmek için geldik, geldik bir arada olmak için… dostlarımızı, yoldaşlarımızı, halkımızı kucaklamak için geldik. Yozlaştırıldıkça gevşeyen bağlarımızı güçlendirmek için bir araya geldik. Çadırlar kurduk, kültürümüzü sunduk misafirlerimize. Her yörenin çadırı ayrı ayrı. Karadeniz çadırının içinden Tulum sesi yayılıyor dört yana, Mersin’in çadırında uzun tantuni kuyrukları oluşmuş. Antalya’nın çifte tüfekli yörük çadırında mısır, keçi boynuzu, reçel çeşitleri, ve portakal sergisi açıldı. Bursa’nın meşhur Gemlik zeytini ve Mersin’in tantunisi büyük ilgi taşırken Devrimci İşçi Haraketi’de çay ve lokma tatlısını halka sundu. Trakya Kültür Merkezi’nin çadırında Trakya bölgesine özgü kokulu sabunları, küçük çalı süpürgeleri ve nikah şekerleri bulunuyordu. İzmir adeta Ege dağlarının havasını taşımıştı çadırlarına. Zeybek diyarı İzmir’in çadırında temsili kadın, erkek ve çocuk zeybekleri yer alırken bir yanda şehitlerimizin ve gecekondu resimler çadırda asıllıydı. Ayrıca stantlarında Ege zeytini yer aldı. Karadenizlilerun çadirunda tulumun o inçeden inçeye işleyen sesu çevreye hakim idu. Her daim hirçun dalgalarina sahip Karadeniz çadirunda da haşhaşli çörek ekmeğu, finduğu, çayi, işlemeli hamsisu, çalişkan emekçu kadinu ve horonculari yer aldi. Devrimci Alevi Komitesi'nin çadırında da Pir Sultan rozetleri ve alevilik ilgili kitaplar sergilendi. Bunların dışında yoz kültüre karşı mücadelenin en ön saflarında yer alan özgür tutsaklar da el emekleri ile işledikleri tutsak ürünleriyle çadırlarda yerlerini almışlardı. Onların dışarıda sesi olan TAYAD’lıların çadırıydı bu.
YÜRÜYÜŞ standı da vardı 26 yıldır baskılarla saldırılarla susturulmaya çalışan işçinin, emekçinin, köylünün, öğrencinin, yoksulun, bir cümle halkın sesi soluğu olan YÜRÜYÜŞ dergisi de çadırıyla Anadolu halklarının yanında yer aldı. Çadırda 6 aydır hukuksuz bir şekilde F tiplerinde tutuklu bulunan Yürüyüş çalışanlarının pankartı asılırken BORAN ve HAZİRAN YAYINLARI kitapları da sergilendi.
Festival programı ilgiyle izlendi Programın başlamasına kısa bir sure kala once mahallenin elektirikleri kesildi. Bir sure sonra mahallenin elektiriği gelirken ne hikmetse parka bir türlü elektirik verilmedi. Elbet vardı bunlar hesapta. Düşman gerçeği vardı, faşizmin olduğu bir ülkede yapılıyordu tüm bu sosyalizm iddiası taşıyan etkinlikler. Tüm engellemeler bir bir hesaplanacaktı. Festival komitesinin çabalarıyla sorunlar giderilmeye çalışıldı. Program saat 20.00’de İdil Kültür Merkezi’den Veysel Şahin’in sunumuyla başladı. Şahin, festivalin engellenmesi amacıyla parkın ışıklarının bilinçli olarak kesildiğini ancak her koşulda bu festivalin gerçekleşeceğini söyleyerek sunuma başladı. “Halkız biz. Kendi kültürümüzle varız. Emperyalizmin, kapitalizmin bireyci-bencil-yoz kültürünü kabul etmiyoruz. Yok edilmeye çalışılan kültürümüze sonun kadar sahip çıkacak, düşmanın elinde çarçur edilmesine sessiz kalmayacağız. Bu festival, Anadolu Halk Festivali işte bunun içindir! Bu festival, halkın kendi öz kültürünün yaşatılması, onun yeni insanın kültürüyle birleştirilmesi içindir. Bu festival, dayatılan bencilliğe karşı direnişi örgütlemek içindir. Yozluğun her alanda dayatıldığı bir sürecin tam ortasında kardeşliğin, dayanışmanın, paylaşmanın, hep birlikte iş örgütlemenin hazzını yaşamak içindir. Bu festival aynı zamanda yoksulluğun kader olmadığını, halkın kendi kaderini kendisinin belirleyeceğini, halkın bu güce sahip olduğunu anlatmak içindir. Halk, devrimci öncüleriyle birlikte birleşecek, savaşacak ve kendi iktidarını kurarak, kader gibi gösterilen yoksulluğu yenecektir. Ve bu festival, emperyalizmin yoz kültürüne karşı sosyalizmin kültürünün tohumlarının atıldığı bir festival olacaktır… Bu amaçla geldik Şişli’den, Alibeyköy’den... Bu amaçla geldik Gazi’den, 1 Mayıs’tan... Bu amaçla geldik Yenibosna’dan, Avcılar’dan, Nurtepe’den, Gülsuyu’ndan, Sarıgazi’den, Kartal’dan, Gebze’den, Pendik’ten, Bağcılar’dan, İkitelli’den... Ve bunun için geldik Anadolunun dört bir yanından... Çukurova’nın bereketli topraklarından, Adana’dan, Antakya’dan... Trakya’nın ayçiçeği kokulu tarlalarından, Babaeski’den, Edirne’den... Akdeniz’in doyumsuz güzelliklerinden, Antalya’dan, Mersin’den... Efeler diyarından, İzmir’den... Uludağ’ın eteğinden, seneler öncesinde bir marşta denildiği gibi bir cehennem ve cennet şehrinden, Bursa’dan... Her daim hırçın, her daim direngen bir denizden, Karadeniz’den, Samsun’dan, Trabzon’dan...” denilen sunumu Gökçe Uluada ve Veysel Şahin birlikte yaptılar.
HALK CEPHESİ: Unutmamalıyız ki, kendi kültürünü bilmeyenler, bu kültür için ölmesini de bilemezler. Her ilk gibi bu festivalde de aksaklıklar oldu. Program bu sebeple 1 saat geç başladı. Ancak misafirler şikayetçi değildi bu durumdan. Daha fazla sohbet edip stantları gezme şansları oldu. Programda ilk olarak tiyatro gösterimi vardı. Gazi Özgürlükler Derneği “Bu oyunu bozmaya geldik” adlı tiyatro oyunuyla devletin yozluğunu anlattı. Festivalde Halk Cephesi adına Özgür Aydın konuşma yaparak şunları ifade etti: “…Emperyalizmin, hayatın her alanında sürdürdüğü saldırılara karşı kendi kültürümüzü yaşatmak için Anadolu'nun dört bir yanından bir araya geldik. Düzenin, bireycileşmeyi, yozlaşmayı, ahlaksızlığı dayattığı bir süreçte kardeşliğin, onurun, namusun temsilcileri olarak bir araya geldik. "Halkız, kültürümüzle varız" şiarıyla, emperyalizmin tüm saldırılarına karşı kültür alanındaki saldırılarına da kendi alternatifimizle cevap veriyoruz. Halkın kültürüyle devrimci kültürü bir araya getiriyoruz… Unutmamalıyız ki, kendi kültürünü bilmeyenler, bu kültür için ölmesini de bilemezler. İhtilalimizi büyütmek ve o güzel güne varabilmek, emperyalizmin tüm saldırılarına karşı savaşmaktan geçer…” dedi. Konuşmanın ardından Karadeniz’in tulum sesi yurdun dört bir yanından gelenleri horona davet etti. Gençlik Federasyonu adına okunan şiirin ardından alevi kültürün simgesini Şişli Semah Ekibi sergiledi. Saat 21.30'da başlayan Anadolu’nun Kayıp Şarkıları adlı belgesel filmin izlenmesiyle festivalin ilk gün programı sona ermiş oldu. Küçük çocuklar uyuyakalmıştı annelerinin kucağında. Çünkü bu festival belki de en çok onlara yaramıştı. Gün boyu hiç durmadan oyunlar oynadılar. Aileler, sohbetlerle, değerlendirmelerle, yüzlerinde günün yorgunluğu ama en çok da bir arada olmanını mutluluğuyla ayrıldılar parktan. |