Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Haziran Ayı Hak İhlalleri Raporu PDF Yazdır e-Posta
Salı, 28 Haziran 2011 17:39

Tecrite Karşı Mücadele Platformu F Tipi Hapishanelerde Yaşanan

Haziran Ayı Hak İhlalleri Raporunu Açıkladı

Tecrite Karşı Mücadele Platformu (TKMP), kuruluşundan bugüne, devrimci tutsakların tecrite karşı içeride yürüttükleri mücadeleye dışarıdan katılma ve tecrit hakkında bilinç yaratma ve direnişi tüm halka yayma mücadelesine devam ediyor.

TKMP, bu doğrultuda aldığı yeni bir kararla, artık F Tipi Hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini bir rapor olarak her kamuoyuna açıklayacağını bildirdi. Bu amaçla bir araya gelen TKMP bileşenleri, 25 Haziran 2011 Cumartesi günü İstanbul’da, Taksim Tramvay durağında hem bu konuda açıklama yaptı ve ilk olarak Haziran ayı hak ihlalleri raporunu basına dağıttı.

Saat 13.00’te, üzerinde “Tecrite Son” yazan ve Tecrite Karşı Mücadele Platformu imzalı kırmızı önlükleriyle Taksim Tramvay durağına gelen TKMP bileşenleri adına Veysel Şahin’in okuduğu basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi:

TECRİT ÖLÜMDÜR!

TECRİT İŞKENCESİNE SON!

F Tipi cezaevlerinde tecrit işkencesi, tam 11 yıldır her gün baskısını daha da artırarak sürüyor. Gün geçmiyor ki yeni bir işkence haberi gelmesin, yeni bir baskı, yasak, dayatma, zulüm yaşanmasın. Bu tablonun mimarı başta F Tipi cezaevlerinin finansörü olan emperyalist güçler ve tecrit-tretman politikalarının uygulayıcısı işbirlikçi-uşak TC devletidir. Bu tablonun mimarı faşizmdir.

Bu ülkenin hapishanelerinde son 10 yılda 1758 tutuklu ve hükümlü hayatını kaybetmiştir. Devlet, bu ölümlere “eceliyle ölüm” diyor. Ancak ecelin ne olduğunu açıklamıyor. Açıklayamaz! Açıklayamaz çünkü açıkladığı takdirde katil yüzü açığa çıkacaktır.

F Tipi cezaevlerinde, tutsaklar tek ve üç kişilik hücrelerde ağır tecrit koşullarında yaşamaya mahkum bırakılmakta, bu durum tutsakların sağlığını olumsuz olarak etkilemektedir. Çünkü tecrit insanlık suçudur, insanlık dışıdır. Tutsaklar, tecrit ve tretman politikalarıyla inançlarından soyundurulmak, teslim alınmak istenmektedir. Ve tutsaklar bunca baskıya, zulüm ve işkenceye rağmen direnişlerine devam etmektedirler.

Bizler Tecrite Karşı Mücadele Platformu olarak, içerinin direnişine dışarıdan güç katmak ve direnişi ortaklaştırmak adına mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız. Bu aydan başlayarak her ay F Tipi Cezaevlerinde yaşanan tüm saldırıları, baskıları, işkenceleri ve hak ihlallerini halkımıza ve ulusal-uluslararası kamuoyuna bir rapor olarak açıklayacağız. Faşizmi bulunduğumuz her yerde teşhir edeceğiz. Ta ki F Tipi tecrit ortadan kalkana kadar...

Tecrit insanın insana yapacağı en büyük işkencedir. Gelin hep birlikte bunun önüne set olalım!

Tecrit insanlık suçudur. Kendisine insanım dilen herkesin karşı çakması gereken bir politikadır. Hiç kimsenin bir gün o F Tipi tecrit hücrelerine girmeyeceğinin garantisi yoktur. Gelin tecrite karşı duralım!

Tecrit sessiz ölümdür. Tutsakların ruh ve beden sağlığı üzerinde olumsuz etkileri tıbben de bugün kabul edilmekte ve bu politikalara derhal son verilmesi bilim adamlarınca da istenmektedir. Bu ülkenin aydınları, sanatçıları, bilim insanları gelin hep birlikte bu insanlık suçunu ortadan kaldıralım!

11 yıldır tecrite karşı direnen, direnişleriyle bu ülkenin insanlarına umut aşılayan tutsaklarımıza ve yüreğinde F Tipi tecrit politikalarına öfke duyan, tecrite karşı mücadele edenlere bin selam!

Tecrit İşkencesine Son!

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!

Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz!

Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!

Tecrit Karşı Mücadele Platformu (TKMP)

Tecrite Karşı Mücadele Platformu imzalı “Tecrite Son!” yazılı pankartın açıldığı ve yine TKMP imzalı “Tecrit İşkencesine Son!”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!”, “Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz!”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!”, “İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala!” dövizlerinin taşındığı basın açıklamasında, dövizlerde yazılan sloganlar atıldı.

Yaklaşık 70 kişinin katıldığı eylem saat 13.30’da sona erdi.

 

Haziran ayı hak ihlalleri raporu aşağıdadır...

 

 

 

F TİPİ HAPİSHANELERDE  HAZİRAN AYI HAK İHLALLERİ RAPORU

 

Sincan 1 ve 2 No’lu F Tipi Hapishaneleri:

  • Sohbet için hala haftada 6 saat diyorlar. Telefondaki “tekmil” dayatması, disiplin soruşturması, cezalar ve sansür de aynı şekilde devam ediyor.
  • Musa Kurt’un 25 Nisan’da Haydar Ay’a gönderdiği mektup, Disiplin Kurulu’nun 2011/69 sayılı, 28.04.2011 tarihli kararı ile sansürlendi. Gerekçe olarak 54 sayfalık mektupta “ülke yöneticileri hakkında somut delile dayanmayan iddialar ve hakarete varan ifadeler bulunması” gösterildi.
  • Remzi Uçucu’nun Başak Şah’a gönderdiği mektup, Disiplin Kurulu’nun 2011/70 sayılı kararıyla; Oktay Bal’a gönderdiği mektup 2011/73 sayılı kararıyla sansürlendi. 25.04.2011 tarihinde gönderilen iki mektubun sansürlenme gerekçesi de hemen hemen aynı: “Ülke yöneticileri ve kurumları hakkında somut delile dayanmayan iddialar, tehdit ve hakarete varan ifadeler, devlet düzenine karşı örgütsel tavır alınmasını teşvik eder mahiyette ifadeler bulunması” Bunlara dair somut tek bir cümle gösterilmiyor mektupta tabi her zaman olduğu gibi yine.
  • Remzi Uçucu’nun 9.05.2011 tarihinde Hüseyin Kilis’e göndermek istediği mektup Disiplin Kurulu’nun 2011/82 sayılı kararıyla sansürlendi. Gerekçe olarak, “şahısların kişilik haklarını ihlal eden nitelikte yazılar, kamu kurum ve kuruluşları hakkında yalan yanlış iddialar olması” gösterildi.
  • Hüseyin Kilis’e Kaan Ünsal’ın göndermek istediği 25.04.2011 tarihli mektup Disiplin Kurulu’nun 2011/71 sayılı kararıyla, benim 30 mayısta göndermek istediğim mektupta 2011/94 sayılı kararıyla sansürlendi.
  • Rıza Kartal’ın 24 mayısta Necla Can’a gönderdiği 20 çizimden 5 tanesi hakkında Disiplin Kurulu’nun 2011/94 sayılı, 31.05.2011 tarihli kararıyla imha kararı alındı.
  • Kaan Ünsal’ın 9 Mayıs’ta Avukatı Selçuk Kozağaçlı’ya gönderdiği mektubun içinden 7 sayfası çalınarak; Rabbena Hanedar’ın 11 mayısta Necla Can’a gönderdiği 14 çizimden 2 tanesi çalınarak alıcısına gönderildi.
  • Tutsaklara, 1 Mayıs’ta kutlama yaptıkları için soruşturma açıldı. Kutlamada söyledikleri marşlar, attıkları sloganlar “gereksiz” ilan edilerek Disiplin Kurulu’nun 2011/89 sayılı kararıyla bütün tutsaklara 1 ay haberleşmeden yoksun bırakma cezası verildi.
  • Rıza Kartal’a daha önceden verilmiş olan 5 gün hücre cezası kararındaki yanlışlık İnfaz Hakimliğinin bozma kararının ardından düzeltildi. Hücre cezasının süresi değişmedi ama İnfaz Hakimliğinin tavsiyesi doğrultusunda gerekçesi ve dayandırıldığı ceza maddesi değiştirildi. Ceza önce Rıza’nın Kandıra’dan sürgün getirildiğinde yanında getirdiği TV anten kablosunun tutanak marifetiyle “elektrik kablosu” olarak gösterilmesi sonucu verilmişti. Şimdi ise aynı anten kablosunu “yasaklanmış madde” sayan yasa maddesine dayandırıldı ceza.
  • Hücreye asker sokup saldırmayı ve Sincan’a sürgünü yeterli bulmayan Ermenek Hapishanesi idaresi, sürgün gelen Mehmet Sevik ve Arif Ersönmez’in peşinden bir de ceza kararı gönderdi. Disiplin Kurulu’nun 2011/156 sayılı kararıyla her iki tutsağa da “20 gün hücre ve 3 ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” cezası verildi. Karara itirazda bulunan tutsaklara, bu kez de Sincan’da verilen cezalar geldi. Mehmet Sevik’e dağıtılan suçlu kimliğini almadığı için 2 No’lu F Tipi Hapishanesi Disiplin Kurulu’nun 2011/170 sayılı kararıyla “kınama” cezası verildi. Arif Ersönmez’e ise sürgün ve sonrasındaki dayatmaları protesto etmek için 1 gün açlık grevi yaptığı için Sincan 1 No’lu F Tipi Hapishanesi idaresinin 2011/77 sayılı Displin Kurulu kararıyla “1 ay haberleşme araçlarından yoksun bırakma” cezası verildi.
  • Güler Zere’nin cenaze fotoğrafları Ethem Zariç’e verilmedi. Hapishane idaresi Ethem’den, Güler’in yeğeni olduğunu belgelemesini istediler. Nüfus Müdürlüğü’nden alınan akrabalık belgesi ve İnfaz Hakimliğinin “verilsin” kararından sonra da durum değişmedi. İdare bu defa da fotoğrafları Ethem’e değil, aileye ve tamamını değil, sadece 6 tanesini verecekleri şeklinde karar aldı, bildirdi. Yani fotoğrafları Ethem’e vermedikleri gibi, gönderene de iade etmiyor, “sakıncalı” diyerek el koyuyor. Keyfilik bununla da sınırlı kalmadı. Ellerinde akrabalık belgesi olmasına rağmen Güler’in kardeşi Gülay’ı da ziyarete almadılar. Buna gerekçe olarak da, “bilgisayar sistemlerinde evlilikle soyadı değiştiği için Gülay’ın Ethem’in yeğeni olduğu görünmediği” gösterildi!
  • İdare tarafından hücrede bulundurabilecek kullanım eşyaları ve giysilere genelgede bile olmayan yeni sınırlamalar getirildi. Hazırlatılan ve “Kurum Müdürü” imzalı “Talimat” başlıklı liste, nisan ayında tüm hücrelere dağıtılmıştı. Hücresinde listede belirtilenlerden fazla eşyası olanların bunları idareye teslim etmesi istenmişti. “Bu düzenlemede belirtilen eşyaların miktarından fazla ve gerçek amaçları haricinde kullananların yasal sorumluluğu olacağı ve haklarında işlem yapılacağı” tehdidi, tarih de verilerek günlerce anons edilmişti. Ardından fazla ilan edilen (giysiler hariç) kova, leğen, ayakkabılık, komidin gibi plastik eşyalar C Bloktaki hücrelerden toplandı. Eşyası alınan arkadaşlar buna İnfaz hakimliğine itiraz ettiler. “... Bu uygulama keyfi ve hukuksuzdur. Çünkü bu talimata İdare Genelgedeki sınırlamaları yeterli bulmamış, yeni sınırlamalar getirmiştir. Böylelikle de, İdare yasa gereği tutsakların ruh ve beden sağlığını korumak, hijyen içinde ve temiz bir ortamda yaşama ve barınmalarını sağlamak, yasal ve insani haklarını kullandırtmakla yükümlü olmasına rağmen tam tersi yönde hareket etmiştir. Tutsakların ihtiyaçlarını gözetmemiştir. Sağlıklı ve hijyenik bir ortamda yaşama haklarını da... örneğin üç kişiye bir banyo terliği, bir çamaşır leğeni (hapishanedeki en yaygın hastalığın mantar gibi bulaşıcı deri hastalıkları olduğu bilinmesine rağmen) bir ayakkabılık, bir komidin sınırlamasına ihtiyaç gözetme, sağlıklı ortam oluşturma  değil, her şeyden yoksun bırakarak, sağlıklı ortam oluşturma değil, her şeyden yoksun bırakarak tecriti ağırlaştırma amaçlı olduğu ortadadır. Bu keyfi sınırlamanın Genelgede belirtilen “stok oluşturmak” ifadesine dayandırılması ise gülünçtür. Çünkü aynı idare geçen yıl kişi başına bir ayakkabılık, 1 komidin sınırlaması getirmiş ve bu sayıdan “fazla” olanları zorla toplamıştı. Bu yıl “talimat” yayınlandı. Bu sayıyı 3 kişiye 1 taneye indirip fazlalarını “stok” olarak da topladı. Oysa, geçen yıldan bu yana yasalarda da, genelgede de bir değişiklik olmamıştır. Dolayısıyla, İdarenin geçen yıl yaptığı sınırlama ve toplama keyfi idi. Bu yılki yaptıkları da keyfi olmakta.

 

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi:

  • Adalet  Bakanlığı’nın 22 Ocak 2007 tarihli 45/1 No’lu Genelgesi uygulanmamaktadır. 7 yıl süren ve 122 can bedeli kazanılan bir siyasi direniş sonucunda elde edilen haklarla tutsakların 10 kişilik gruplar halinde haftada 10 saat bir araya gelmesi düzenleniyordu. Ancak aradan dört yıl geçmesine karşın “yer ve personel yetersiz” yalanıyla bu hukuksuzluk devam ettirilmektedir.
  • Günün 23 saati tek kişilik hücrede tutulan ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerinin yaşam koşullarının yaşam koşullarının düzeltilmesi talebiyle 14 ekim 2010 dan bugüne  devam eden kapı dövme eylemi yeni baskılarla karşılanmış bu eyleme destek veren normal statüdeki tutsakların havalandırma süreleri de (gündüz saatleri boyunca havalandırmaları açık kalması gerekirken) 2,5 saat ile sınırlandırılmış, bu şekilde fiili bir hücre cezası yürürlüğe sokulmuştur.
  • “Türkü, marş söyledin, slogan attın” denilerek tutsaklar hakkında açılan soruşturmalarla, senelere varan iletişim ve ziyaret yasakları getirilmiştir. Bu zihniyet, tutsakların mevcut haklardan ömür boyu men edilmesini de meşru görmekte, alınan kararlarla bunun önü açılmaktadır. Halihazırda, yalnızca 12 tutsak için açılan soruşturmalarda istenen ceza 300 ayın üzerindedir.
  • PKK davasından 10 yıl hüküm yiyen ve Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi'nde bulunan Haydar Duymaz'ın gardiyan ve hapishane müdürünün saldırısına uğradığı belirtildi. İddia üzerine Duymaz'ın kardeşi ile avukatı hapishaneye gitti. Müvekkilinin hapishane müdürü ile gardiyanların ağır işkencesine maruz kaldığını ifade eden Av. Sezin Uçar, "Müvekkilimin işkenceye maruz kaldığını duyunca, ailesi ile birlikte hapishanede kendisi ile görüştük. Müvekkilim büyük bir işkenceye maruz bırakılmış. Hapishane müdürü ile gardiyanlar tarafından darp edildiği bilgisini alınca, hukuki süreç başlattık" dedi.

 

KENAN GÜNYEL:        21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen ziyaret yasaklı)

FIRAT ÖZÇELİK:         21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen ziyaret yasaklı)

CEM KILIÇ:                21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen iletişim yasaklı)

OKTAY KELEBEK:       21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen iletişim yasaklı)

BARIŞ ÖZÇELİK:         21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen ziyaret yasaklı)

MEHMET AKDEMİR:    21 ay ziyaret, 9 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen ziyaret yasaklı)

NEDİM ÖZTÜRK:        30 ay ziyaret, 6 ay iletişim ve 10 gün hücre (halen ziyaret yasaklı)

SADIK KAN:                4 seneyi aşan ziyaret ve iletişim yasağı var.

ERKAN SÖNMEZ:        15 ay iletişim ve 10 gün hücre

MURAT ŞAHİN:          21 ay iletişim, 6 ay ziyaret ve 10 gün hücre

SERDAR KARAÇELİK:    6 ay iletişim ve 3 ay ziyaret  (halen iletişim yasaklı)

İNAN GÖK:                 6 ay ziyaret ve 4,5 ay iletişim cezalıdır.

 

 

* İletişim yasaklarının yanı sıra alınan karalama ve el koyma kararları ile tutuklu hükümlülerin basına, aydın ve sanatçılara, ailelerine ve arkadaşlarına yazdıkları mektup ve fakslar engellenmekte, dışarıdan gelen mektuplara da aynı şekilde “örgütsel haberleşme” bahanesi ile el konulmaktadır.

 

  • Mayıs ayında Yıldıray Oğur’a (Taraf Gazetesi) gönderilen çok sayıda mektup ve faks “hakaret içerikli” olduğu gerekçesiyle engellenmiştir.
  • İnan Gök’ün gönderdiği 16.05.2011 tarih, 2011/249 sayılı idare kararıyla
  • Fırat Özçelik’in 16.05.2011 tarih, 2011/260
  • Erkan Sönmez’in 17.05.2011, 2011/262
  • Barış Özçelik’in  16.05.2011, 2011/248
  • Sadık Kan’ın 16.05.2011, 2011/252 sayılı idare kararıyla gönderdikleri postalara el konulmuştur.
  • Nagehan Kurt’tan Fırat Özçelik’e gelen mektup içindeki bir fotoğrafa “örgüt propagandası” olduğu gerekçesiyle 09.05.2011 tarih ve 2011/217 sayılı İdare kararıyla el konulmuştur.
  • Fırat Özçelik’in Necla Can’a gönderdiği mektuba “örgütsel haberleşme” olduğu gerekçesiyle 09.05.2011 tarih 2011/214 sayılı kararla karalama kararı
  • Fırat Özçelik’in Necla Can ve Hüseyin Kilis’e gönderdiği mektuplara “örgütsel haberleşme” gerekçesiyle 05.05.2011 tarih, 2011/203 sayılı kararla el konuldu.
  • Fırat Özçelik’in Hüseyin Kilis’e gönderdiği mektup “ölüm orucu yapanları övücü ve örgütsel haberleşme” gerekçesiyle 16.05.2011 tarih, 2011/247 sayılı kararla engellendi.
  • Serdal Karaçelik’in Ertuğrul Mavioğlu ve İsmail Saymaz (Radikal Gazetesi) adına göndermek istediği mektuba “görevlileri hedef gösterdiği” gerekçesiyle el konuldu.
  • Ancak 19 sayfalık savcılık kararlarından derlenmiş bir yazı, mektup ve 7 sayfalık savcılık kararının olduğu postaya, bu savcılık kararı gerekçe gösterilerek el konulmuş! Hukuksuzluk bu raddeye ulaşmıştır. İdare karar tarihi : 24.05.2011, No: 2011/260
  • Hüseyin Kilis’ten Mehmet Akdemir’e anket ve çalışmalar için Bakanlık izni gerektipi bahanesi ile engellenen mektuba dair itiraz İnfaz Hakimliği 09.05.2011 tarih, Dosya No: 2011/530, Karar No: 2011/745 ile red kararı vererek idare kararını onaylamıştır.
  • İnfaz Hakimliği Hüseyin Kilis’ten Kenan Günyel ve Mehmet Akdemir’e gelen mektuba “  “örgüt mensuplarının haberleşmesi” gerekçesi ile idarenin el koymasını onaylayarak itiraz başvurusunu redetti. Dosya No: 2011/527, Karar No: 2011/747 Karar Tarihi : 09.05.2011
  • Mehmet Akdemir’in Gamze keşkek’e göndermek istediği ve içeriğinde “2. Eyüp Baş Emperyalist Saldırganlığa Karşı Halkların Birliği Sempozyumuna” mesaj olan mektuba idarece el konulmuştu. Buna dair yapılan itiraz kabul edildi. İnfaz Hakimliği “İnternet ortamında incelendi. Uluslar arası bir toplantıda, katılanların emperyalizme karşı görüşleri dile getiriliyor olduğu anlaşılmakla iletinin örgütsel haberleşme içeriği taşımadığı anlaşıldığından” diyerek itiraz kabul edilmiş ve 2. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı onaylamıştır. İnfaz Hakimliği 29.04.2011, Doya No:2011/840, Karar No: 2011/687, 2. Ağır Ceza Mahkemesi: 24.05.2011, Değişik İş No:2011/716
  • Hüseyin Kilis’ten Mehmet Akdemir’e gelen taahhütlü mektuba el konulmasına dair yapılan itiraza ilişkin  2. Ağır Ceza Mahkemesi red kararı aldı. 26.04.2011 tarih, Değişik İş No: 2011/553
  • Nagehan Kurt’tan İnan Gök’e gelen mektuba kısmen el koyma kararına dair yapılan itiraza, İnfaz Hakimliği red kararı verdi. 09.05.2011, Dosya No:2011/502, Karar No:2011/743. Ancak karar içeriğinde, hiçbir ilgi olmamasına rağmen Hüseyin Kilis’ten gelen ve tamamına el konulan bir mektuptan bahsediliyor!!! Bu da “kopyala yapıştır” yöntemiyle hazırlanan kararlara bir örnek!
  • 31 mayıs 2011 tarih ve 2011/80 sayılı idare kararı ile BİRGÜN Gazetesinin 29.05.2011 tarihli sayısı “Ceza İnfaz Kurumları hakkında asılsız yazı ve yorumlara yer verdiği, Ceza İnfaz Kurumu ve personelini isim vererek hedef gösterdiği gerekçesiyle engellenmiştir.
  • Tutuklu ve hükümlülerin avukatlarına kapalı olarak göndermek istedikleri mektuplar engellenmekte, savunma dilekçelerinden AİHM başvurularına kadar her şey ayrıntılı olarak incelenmek (ve belki kopyalanmak) istenmektedir. Buna yönelik mahkeme alınan “yalnızca fiziki inceleme yapılabilir” kararına rağmen tutsakların yanında bu kontrol yapılıp zarfın kapatılması gerekirken, hala normal mektuplar gibi teslim edilmesi dayatılmaktadır. Bu uygulamalara ilişkin İnan Gök’ün yaptığı başvurulara, İnfaz Hakimliği 31.03.2010 tarih ve 2010/276-289 sayılı karar, 2. Ağır Ceza Mahkemesi 16.04.2010 tarih ve 2010/519 Değişik iş no.lu kararlarla taleplerimiz reddedilmişti. Bu kararların anayasal hakları ve savunma hakkını ortadan kaldırır nitelikte olduğu gerekçesi ile Yargıtay Başsavcısına yaptığımız başvuruya; Bahsi geçen kararların CMK 309. mad. (a) bendi kapsamında olduğu gerekçesi ile “gereğinin takdir ve ifası için” ceza işleri Genel Müdürlüğüne sevk edildiği belirtilmiş. (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.05.2011, Sayı : 2011/159356)

 

* Serdal Karaçelik tarafından 16 Mayıs 2011’de

 

  • Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu; 19 Aralık Bayrampaşa davası duruşmalara katılım talebi ve gerek sorumluların dosyaya eklenmesi,
  • Tekirdağ Cumhuriyet Baş Savcılığına “görevi ihmalden dosyayı savcılar Muammer Özcan ve Sefa Tunç hakkında suç duyurusu,
  • İnfaz Hakimliğine “cezaların infazı ve iyi hal uygulaması” denilen keyfiliğe dair yaraların net şekilde yorumlanarak karara bağlanması talebi,
  • Serdal Karaçelik tarafından İnfaz Hakimliğine yapılan başvuru ile; karar vb. hiçbir şey tebliğ edilmeden “disiplin cezalarının” başlatılması nedeniyle kararın ve uygulamanın iptali durdurulması; ilgili mahkeme kararlarının tebliği sonrasında tutuklu-hükümlüye bu ceza durumunu yakınlarına iletme imkanı tanındıktan sonra infaza başlaması yönünde emsal karar talebi: 24.05.2011,
  • 15-26 Ekim 2010 tarihleri arasında 35 tutuklu-hükümlünün ayrı ayrı yaptığı başvurulara ilişkin Cumhuriyet başsavcılığı tarafından toplu bir “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı alınmış, idarenin tüm uygulamaları aklanmıştır. 29.04.2011 tarih, 2010/7456 soruşturma no. 2011/1198 sayılı karara göre;
  • Havalandırma kapılarının saat 11.00 de kapatılarak fiili bir hücre cezası uygulaması yapılması,
  • Kemal Avcı ve Deniz Şah’ın eşyalarının aylarca verilmemesi,
  • Ağırlaşmış müebbet statüsündeki hükümlülerin tutulduğu koşullara ilişkin “İdare Gözlem Kurulu”nun karar alabileceği,
  • Erkan Sönmez, Mehmet Akdemir, Şerafettin Yer’in itiraz başvurularının belgelenmesine dair “Yasal sürede itirazda bulunmamakta kaybedilmesine dair “yasal süre içinde itirazda bulunmadıkları”,
  • Mektup ve faksalara “yasalara uygun” bir şekilde el konulduğu ve buna dair itiraz yolumuzun bulunduğuna ilişkin açıklamalarla idarenin cevabı yazısı karar haline getirilmiş ve tüm bu hukuksuzluklar meşru görülmüştür.
  • 22 ocak 2010 da yapılan anma nedeniyle açılan soruşturmaya ilişkin soruşturma usulüne ve yasada belirtilen zaman sınırlamasına uygun hareket etmediği için “verilen cezanın kaldırılması yönünde karar alırken (İnfaz Hakimliği 07.04.2011, Dosya No: 2010/812, Karar No:2011/464) 2. Ağır Ceza Mahkemesi bizim lehimize olan bu kararı ortadan kaldırarak hapishane idaresinin “ceza” kararını onaylamıştır. (19.04.2011 tarih, Değişik iş no:2011/549)

 

  • İnfaz Hakimliği’nin 21 mart 2011 tarihinde yapılan Newroz etkinliği ile ilgili olarak açılan soruşturmaya dair “uluslararası düzeyde kutlanan bayram etkinliği olduğu ve usulen eksiklikler taşıdığı”gerekçesi ile, idarenin ceza verme kararını kaldırırken (14.04.2011, Dosya No:2010/809, Karar No: 2010/520); 2. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararın iptaline ve disiplin cezasının onaylanmasına karar vermiştir. (28.04.2011, değişik İş: 2011/583)

  • Cem Kılıç 10 Şubat 2011 tarihinde tahliye olması gerekirken infazı durdurulmuş, “disiplin cezaları” gerekçe gösterilerek tahliyesi engellenmişti. Bu yolla Cem Kılıç’ın yaklaşık 10 yıl boyunca “türkü, marş söyledin” denilerek fazladan hapis yatırılmasının önü açılmıştır.
  • 31 mayıs 2011’de, Mehmet Akdemir, Erkan Sönmez ve Murat Şahin’in bulunduğu hücreye “kısmi arama” adı altında baskın biçiminde arama yapılmış ve hücre adeta talan edilmiştir.
  • Daha önce hak ihlalleri arasında belirttiğimiz hususlardan, PTT’nin postaları haftada bir gün hapishaneye getirerek görevli memura teslim etmesi kararı, yapılan başvuru üzerine PTT Başmüdürlüğü tarafından geri çekilmiş, talep edildiği gibi Merkez Postaneden hapishane görevlisine teslim edilmesi biçimine geri dönülmüştür.
  • Yine İnfaz Hakimliği’ne yapılan itiraz başvurularının, hapishanede bir açık görüş mekanında görülmesi durumu ortadan kalkmıştır. Önceden olduğu gibi Tekirdağ Adliyesi’nde görülmeye başlanmıştır.
  • Genel bir sorun olarak dilekçelere cevap alınamaması, mektuplara el koyma kararı alınması durumunda, tutsakların itiraz talebi yerinde görülse bile bu sürecin aylar alması, karar alınan bir mektuba itiraz edilmese bile keyfi olarak 15 gün bekletilmesi durumu devam etmektedir.
  • Fiziki saldırıların da ardı arkası kesilmemekte, hapishaneden gün aşırı işkence sloganları yükselmektedir.

 

Edirne F Tipi Hapishanesi:

-          Sezgin Engin’in Mehmet Güvel’e iki ayrı zamanda gönderdiği iki mektuba Disiplin Kurulu tarafından elkonuldu. Birinci mektubu göndermeme kararı, “mektubun içeriğinde örgütsel propagandanın yapıldığı tespit edildi” denilerek almıştır. Karar tarihi: 04.05.2011- Karar No: 2011/95  İkinci mektubu göndermeme kararı ise, “mektubun içeriğinde suç ve suçluyu öven ifadeler ile örgütsel propagandanın yapıldığı” denilerek alındı. Karar tarihi: 18.05.2011 - Karar No: 2011/103

-          Ercan Kartal’ın Necla Can’a 25 Nisan 2011 tarihinde göndermek istediği 17 sayfalık mektubu, Disiplin Kurulu, 27 Nisan 2011 tarih ve 2011/39 sayılı kararıyla alıkoymuştur. Gerekçe ise Örgüt propagandası ve örgütsel amaçlı haberleşme...

-          Ayrıca Ercan Kartal’a posta yoluyla gelen “Mart 2011, Sayı: 8 - TAYAD” isimli yayın, Eğitim Kurulu kararıyla alıkonuldu. Gerekçede, “DHKP-C örgütünün propagandasının yapıldığı suçu ve suçluyu öven, suça teşvik eden, Kamu Kurum ve kuruluş ve kişileri töhmet altında bırakan ...” ifadeleri yazılı. Karar tarihi: 28.04.2011, Karar No: 2011/137

-          Nurettin Kaya, 12 Mayıs 2011 tarihinde rahatsızlığından kaynaklı hastaneye gitti. Fakat muayene esnasında bayan doktor kelepçesini açtırmamış. Bu yüzden arkadaşımız da muayene olmadan geri gelmiş. Suç duyurusunda bulundu. Köşe yazarlarına, gazetelere mektup yazdı. Tabi hastanede doktora kelepçesini açtırması için ısrar etmiş. Bazen asker açmıyor, bazen doktor... Çoğu zaman da her iki taraf da açmıyor.

-          Baran Kuzey Yıldırım’a ailesi tarafından 9 adet kitap gönderilmiş. Bu kitaplar Milliyet gazetesinin kuponları biriktirilerek elde edilmiş. İdare vermemiş. Hapishanede şu an fiiliyatta tutsaklara 10 kitap sınırlaması uygulanıyor.

-          Kantinde kırmızı boya, kırmızı kağıt, daksil satılmıyor. “Yasak mı?” sorularına, “Biz bilmiyoruz. Satılmıyor” deniliyor. Tutsakların çizimlerini kırmızıya boyamaları hapishane idaresini rahatsız ediyor.

 

Kandıra 2 No’lu F Tipi Hapishanesi:

-          22 Ocak 2007’de yayımlanan 45/1 No’lu genelge uygulanmıyor.

-          28.04.2011 tarihinde Gökhan AKTAŞ, Cem ÖZCAN, Ali KARTAL öğle yemeğinde dağıtılan tavuktan zehirlendiler. Zehirlenenler durumlarını idareye bildirip hastaneye kaldırılmalarını ve yemekten numune alınıp tutanak tutulmasını istediler. Ancak, bu talep reddedildi. Durumlarının acil olmasına rağmen 1 saat geçtikten sonra hastaneye kaldırıldı. Cem ÖZCAN ve Gökhan AKTAŞ’ın kelepçelerinin açılması taleplerini hastane reddetti. Zehirlenen tutsaklar, hiçbir müdahale edilmeden hapishaneye geri gönderilmiştir. Adeta “gidin orada ölün” denmiştir. Sedyeye yatırılması ve öyle iğne vurulması gereken tutsakların bunu kelepçeliyken yapmaları mümkün olmadığı halde, Hipokrat yeminli olan Dr. Yeliz İçöz tutsakların kelepçelerinin açılması talebini reddetti. Dr. Yeliz İçöz tutsakların canına kastetmiştir. Doktorluk ilkelerini çiğnemiştir.

-          Hapishanede en ufak bir rahatsızlık geçirmek ölümle sonuçlanabilir çünkü hastalıklar ciddiye alınmıyor. Psikolojiktir diye baştan hüküm veriliyor. Bunun en son örneğini Hakan ÖZEK yaşadı. Hakan ÖZEK Nisan ayı başında tansiyon problemi nedeniyle hastalandı. İlk önce hastalık önemsenmedi. Daha sonra yanında kalan tutsağın ısrarı sonucu hastaneye kaldırılmak için bulunduğu hücreden alındı.  Ancak bu seferde kapı altı denen yerde 1 saatten fazla bekletildi. Kalp krizi geçiren biri olsa bugün hayatta olmazdı. Ki o gün Hakan ÖZEK’in tansiyonu 170/90’dı. Bu çok riskli bir rakam. Hakan ÖZEK 2 Nisan 2011’den bu yana rahatsız bir durumda. Durumunun netlik kazanması için tepeden tırnağa muayene edilmesi gerekiyor. Ancak muayene edilmiyor. Şimdilik tansiyon ölçümüyle yetiniyorlar.

-          Hapishanede revire çıkabilmek işkenceye dönüşmüş durumda. Tutsaklar, dilekçe yazmalarına rağmen revire çıkarılmıyor. Kimileri dilekçe yazdığında 10 gün sonra çıkarılıyor. Kimileri de 3-4 dilekçe yazdığında çıkabiliyor. Ayrıca, haftada 2 gün revir var sadece.

-          Hapishane idaresi birçok tutsağa yıllara varan mektup, telefon, ziyaret cezaları vermiştir. Kimi tutsakların cezaları 3 yıla yakındır. Ceza vermelerinin gerekçesi ise “zılgıt çekmek, türkü, marş söylemek, slogan atmak”.

-          Hapishane idaresi türkülere düşman olduğu gibi, türkü çalan radyolara da düşman. Düşünün “radyodan çok ses çıkıyor” diye hoparlörü söküp öyle satıyor. Orta çağda bile böyle uygulama yoktur. İdarenin bu çağdışı kararı tutsakların ısrarı sonucu kaldırtıldı. İdare artık hoparlörleri sökemiyor. Ancak bu sefer de söktüklerini geri takmıyor. “Ben takmam İnfaz Hakimliği karar alsın” diyor. İdare yasalarda olmayan bir uygulamayı burada uyguluyor. Sonra bu hukuksuzluğundan vazgeçmek zorunda kalıyor. Ama hukuksuzlukları nedeniyle oluşan mağduriyetleri gidermiyor.

-          Hapishane İdaresi en insani talepleri bile kabul etmemektedir. Hasta olan tutsaklar, yerlerini değiştirmek istiyor ama kabul edilmiyor. Niye kabul edilmediği dahi tutsaklara bildirilmiyor. Hapishane müdürü “Kavga etmedikleri sürece kimsenin yerini değiştirmiyoruz” diyor. Psikolog ise “Herkesin yerini değiştiriyorlar ama bir tek sizin değiştirmiyorlar” diyor. Müdür hem yalan söylüyor hem de niyetini açıklıyor.

-          Hapishane kantininde tam bir kar hırsı güdülmektedir. Dışarıda 5- 10 liraya satılan radyolar burada 25 – 30 liraya satılıyor. Ürünler kalitesiz ve buna rağmen dışarıdaki fiyatlarından 2 – 3 katı daha fazladır. Ayrıca idare kantinde satılan kimi ürünleri tutsaklara vermiyor. Resim kalemi, resim kağıdı, kırmızı kalem, kırmızı mektup kağıdı... Tutsaklar, Anneler Günü için bir karanfil çizmek istese bile çizemiyorlar.

-          Hapishanede her işi dilekçe ile hallediliyor. Ancak dilekçe yazıldığında o dilekçeye ya hiç cevap verilmiyor ya da 3 - 4 gün sonra veriliyor. Dilekçenin akibetini sormak için bile dilekçe isteniyor.

-          Keyfilikler tutsaklara olduğu kadar ailelere de uygulanıyor. Aileler ziyarete geldiklerinde X-Ray cihazlarında sorunlar çıkartılıyor. Bazen ziyaretçilerin iç çamaşırlarındaki metal öttüğü için çıkarttırıyorlar. Tutsakların hesaplarında para olup olmadığını aileler sorduğunda söylenmiyor. Bir tutsağa getirilen Mekap türünden bir ayakkabı, “uygun görülmediği” için alınmadı.

-          Hapishane idaresinin yeni uygulaması da şu: Kantin ihtiyaç fişlerinde ve telefon talep formlarında “oda”, “saygılarımla” , “arz ederim” ibareleri bulunuyor. Devrimci tutsaklar bu prosedürü kabul etmiyor. Ve onun için de tutsaklar bu sözlerin üzerini karalıyor. Bunlar karalandığında, kantin ihtiyaçlarının, telefon etmenin engelleneceği söyleniyor. “Bunları karalarsanız kantin vermem, telefon ettirmem” deniliyor.

-          Dilekçeler “Hapishane Müdürlüğü”ne diye yazılıyor. İdare bunu kabul etmeyeceğini “cezaevi müdürlüğü” yazılmadığında hiçbir dilekçenin kabul edilmeyeceğini söylüyor. Yani “revire çıkartmayacağız, biten ilacınız varsa yenisini getirmeyeceğiz, mektup cezanız olmasa dahi mektup ve fakslarınızı göndermeyeceğiz, gazete, dergi vermeyeceğiz, yani hiçbir sorununuzu halletmeyeceğiz” diyorlar.

Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapishanesi:

  • Bazı hapishanelerde ağırlaştırılmış müebbetlik tutsaklar beraber 4-5 saat havalandırmaya çıkartılırken bazı hapishanelerde (Tekirdağ bunlardan) ise her ağırlaştırılmış müebbetlik tutsağı ayrı ayrı 1 ile 3 saat arasıda havalandırmaya çıkarmaktadır.  Bu nedenle ağırlaştırılmış müebbetlik tutsakların koşullarının düzeltilmesi talebiyle başlatılan demokratik hak arama eylemi karşısında pervasızca saldırılar gerçekleştirilmekte, talepler hiçbir şekilde dikkate alınmamakta, karşılanmamaktadır.
  • Hukukta en temel hak olarak kabul edilen Savunma hakkının tutsaklar tarafından kullanılmasının olanakları bulunmamaktadır. Açılan disiplin soruşturmalarında İdare savunma hakkını ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Sözlü savunma talebini dilekçe şartına bağlamak, savunmayı ayakta verme dayatması, yapılan savunmaları tutsağın ifade ettiği gibi kayda geçirmek yerine kelimeleri – cümleleri değiştirerek savunmanın içeriğini boşaltma, avukat ve soruşturma tutanaklarının verilmesi talebini reddetmek en bilindik yöntemlerdir. İnfaz Hakimliği ise tutsakların saldırılara uğradığı, kamera kaydı altında, gardiyanların kapısında bulunduğu hapishanenin bir bölümünde tutsakların savunması almaya çalışmaktadır. Bu durum savunmanın sağlıklı yapılabilmesinin olanaklarının ortadan kaldırılması, tutsaklar üzerinde baskı oluşturulması vb. nedeniyle kabul etmeyen tutsaklar adliyede savunmalarının alınmasını talep ederek hapishanede savunma alınmasını (İnfaz Hakimi tarafından) kabul etmemekte, İnfaz Hakimliği bu talebi karşılayıp savunmaları adliyede almak yerine tutsakları savunma hakkından vazgeçmiş sayarak dosyaları kapatmaktadır.
  • Savunma hakkına dönük aleyhte bununla sınırlı değildir. Tutsakların avukatlarına göndermek istediği mektuplarında normal mektuplar gibi açık verilmesi dayatılmakta aksi halde gönderilmemektedir. Önceden personelin yanında fiziki kontrol yaptırılıp gönderildi. Ancak bunu dahi yeterli görmeyen hapishaneden de sorumlu Savcı Yargıtay’a başvurarak avukatlara gönderilecek mektuplarında normal mektuplar gibi açık gönderilmesi gerektiği yönünde karar çıkmasını sağlamıştır. Böylece, avukat müvekkil arasındaki savunma hakkının kutsallığı ilkesinde sadece sözde kalmaktadır. Bu uygulamalarla savunma hakkı tutsaklar için olanaksızlaştırılmış bir anlamda ortadan kaldırılmıştır.
  • Kitap, TV, dolap vs. eşyaların tutsaklar arasında alışverişini yasaklayan hapishane idaresinin bu uygulaması nedeniyle İnfaz Hakimliğine yapılan başvuruyu, İnfaz Hakimliği 20.04.2011 tarihi, 2011/471 Dosya, 2011/587 no.lu kararla, başvurunun somut bir olaya dayanmadığı ve müphem olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İnfaz Hakimliği, başvurudaki uygulamaların hepsi somut yaşanmış olaylar olmasına rağmen böyle karar verebilmektedir.
  • 24.05.2011 tarihinde koşullu salıverme tarihi olan H. Selim GÖNEN hakkında İdare ve Gözlem Kurulu 20.05.2011 tarihinde “iyi halli değildir” kararı almıştır. Hakkında onaylanmış hiçbir disiplin cezası olmayan H. Selim GÖNEN’le ilgili bu karar, idarenin tutsaklara yaklaşımının bir göstergesidir. Bu karara karşı İnfaz Hakimliğine yapılan itiraz 23.05.2011 tarihli, 2011/890 no.lu kararla reddedilmiştir. Gerekçe olarak Tüzük 134 Madde ile sınırlandırılmış disiplin soruşturması olan hükümlü hakkında iyi hal kararı verilmesini İdare ve Gözlem Kurulu’nun inisiyatifine bırakan tüzük maddesi gösterilmiştir.
  • Coşkun AKDENİZ’in 20 Mart 2011 tarihinde ziyaret cezası bitmesine rağmen nisan ayı içerisinde Danıştay’ın ziyaretlerle aldığı iyi hal süresi dolmayanların açık ziyaret yapmayacağı şeklindeki karara dayanılarak kendisine açık ziyaret yaptırılmayarak hakkı gasp edilmiştir. Oysa, Danıştay kararı cezası dolduktan sonra alınmıştır, hem de “kazanılmış hakkın korunması” gereği daha önce verilen ve uygulanan cezalar için bu kararın bulunmamasına rağmen arkadaşımızın ve birçok tutsağın bu şekilde ziyaret hakkı gasp edilmiş, edilecektir.
  • Metris Hapishanesi’nden sevk gelen Emrah DOĞAN, Hasan KAYA ve Hakan KARABEY, hapishaneye girişte onursuz aramaya karşı çıktıkları için haklarında soruşturma açılmış, sözlü savunma vermeye götürülen tutsaklara ayakta ifade vermeleri dayatılmış, bunu kabul etmemeleri üzerine “veriyorsan böyle, vermiyorsan çık” denilerek savunma hakları gasp edilmiştir. Ayrıca, tutsakların yeni geldikleri için ailelerini telefonla arama hakkı bulunmasına rağmen “sizin yerinize psikolog aradı” denilerek bu hakları da gasp edilmiştir.
  • 30 Nisan 2011 tarihli “Birgün” gazetesi hakkında hapishane idaresi engelleme kararı almış ancak bu karar tebliğ edilmemiştir. 29 Mayıs 2011 tarihli sayısı önce verilmiş sonra geri istenmiş ancak tutsaklar vermeyince 31 Mayısta hücreler basılarak gazete zorla alınmıştır.
  • Coşkun ŞİMŞEK’e gelen yayınlar, B.Kemal YILDIRIM’a gelen dergiler, Özcan BAYRAM’a gelen kitaplar, İlyas ARGUN’a ziyaretçi tarafından yatırılan Zazaca türkü defteri, Türkçe yazılı olmasına rağmen tercüme edileceği gerekçesiyle, haftalardır verilmemiştir.
  • 15-22 Nisan 2011 tarihli AGOS gazetesi, 21 Mayısta 9 Mayıs tarihli “Yürüyüş” dergisinde 27 Mayısta Menderes LEYLA’ya verilmemiştir. Böyle birçok yayın geç verilmektedir. Tutsaklara yönelik aleyhte uygulamalar için hiçbir zaman kaybetmeyenlerin tutsakların lehine olan konularda zamana oynamaları tutsaklara ve haklarına yaklaşımın bir göstergesidir.
  • 30 nisan 2011 tarihli Gündem gazetesi 4.5.2011 tarih, 2011/27 no.lu Disiplin Kurulu kararıyla el konularak tutsaklara verilmedi.
  • Tavır Yayınları’ndan çıkan İdil adlı kitaba,18.05.2011 tarihli, 2011/34 no.lu kararla el konularak, sahiplerine verilmedi.
  • El konulan Atılım gazetesinin, tutsaklara verilmeyen 25 Aralık 2010 tarihli sayısı için İnfaz Hakimliğine yapılan itiraz 30.04.2011 tarihli, 2011/429 no.lu kararla reddedildi.
  • El konulan “İşçi – Köylü” gazetesinin 79. sayısı için İnfaz Hakimliği yapılan itiraz 2011/430 no.lu kararla reddedildi.
  • Yeni Demokratik Gençlik dergisinin engellenen 156. sayısı için İnfaz Hakimliğine yapılan itiraz kabul edilmiş ancak C. Savcısı lehimizdeki bu karara karşı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiş, ACM 2011/525 Değişik İş no.lu kararıyla savcının itirazını kabul ederek lehteki kararı kaldırmıştır.
  • Tutsakların yer değişikliği talepleri ya kabul edilmemekte ya hiç cevap verilmemekte ya da bir eşya gibi istemedikleri halde zorla yerleri değiştirilmektedir.
  • Kaan NAKAY 6 Mayısta kaldığı üçlü hücreden zorla alınıp tekli hücreye konulmuş, bu sırada “adına kayıtlı değil” denilerek 4 adet kitabına el konulmuştur. Ayrıca, eşyalarının pekmeze bulanmasına neden olunmuştur. 25.05.2011 tarihinde ise kaldığı tekli hücreden yine zorla A Tek 12 No.lu hücreye götürülmüştür.
  • Faruk Erdoğan kaldığı hücreden alınarak zorla A-25 no.lu hücreye götürülmüş, eşyalar yerde sürüklendiği için zarar görmüştür.
  • B. Kemal Yıldırım’ın zorla yeri değiştirilirken bütün kitaplarına el konulmuş, sonra bir kısmı verilmiş bir kısmı ise “adına kayıtlı değil” denilerek verilmemiştir. Ayrıca, kendisinin yer değişikliği talebine yanıt verilmemektedir.
  • B. Kemal YILDIRIM’ın yolladığı mektubun içinde olan kuponlar ve 3 adet resim alıcısına ulaşmamış kaybolmuştur.
  • Ali Baba ARI’nın telefon görüşme formu ve dilekçeleri birkaç defa kaybedilmiş, sorulduğunda yok denilmiştir.
  • “Örgütsel iletişim, propaganda, kurum görevlilerini hedef göstermek gerekçeleriyle engellenen mektuplar :

B. Kemal YILDIRIM’ın S. Süreyya ÖNDER’e (2011/382) Hikmet ÇETİNKAYA’ya (2011/378) Bilge Yayınevi (2011/381) Doktylar Yayınevi (2011/380), Bilim ve Sosyalizm Yayınlarına (2011/379) göndermek istediği faksları 06.04.2011 tarihli (karar no.ları parantez içindekiler) kararla engellendi.

Gökhan SARI TOPRAK’ın Emrah ÇALÇALI’ya mektubu hakkında kısmi karalama kararı alındı 29.04.2011, 2011/440 karar no.

Veli ÖZDEMİR’e Canan GENÇ’ten gelen mektup verilmedi. 5.5.2011, 2011/458 karar no.

Hakan SÖYTEMİZ’in Red Dergisine mektubu gönderilmedi. 4.5.2011, 2011/449 karar no.

Murat KARAYEL’in Doğan Can BARAN’a mektubu gönderilmedi. 20.05.2011, 2011/531 karar no.

Niyat KONAK’ın Hiyen AKYOL’a faksına kısmi karalama kararı  2011/527

Coşkun AKDENİZ’in Baran Kuzey YILDIRIM’a göndermek istediği Mektuba kısmi karalama kararı alındı. 20.05.2011, 2011/528 karar no.

Sadık ÇELİK’e Hüseyin KİLİS’ten gelen mektuba kısmi karalama kararı 2011/503 karar no.

H. Selim GÖNEN’in Behiç AŞÇI’ya mektubu engellendi. 17.5.2011, 2011/408 karar no.

İlyas ARGUN’un Necla CAN’a mektubu engellendi. 12.05.2011, 2011/486 karar no.

Cihan KAHRAMAN’ın Deniz TEPELİ’ye göndermek isteyip de engellenen mektubu için İnfaz Hakimliğine yaptığı itiraz reddedildi.

Hüseyin UZUNDAĞ’ın İsmail YILMAZ’a göndermek istediği mektubun içindeki 34 parça nota el konulması kararına karşı İnfaz Hakimliğine yaptığı itiraz reddedildi. 15.4.2011, 2011/531 karar no.

Coşkun ŞİMŞEK’in Gamze MİMAROĞLU’na göndermek istediği mektubun engellenmesine karşılık İ. Hakimliğine yaptığı itiraz usul yönünden kabul görmüş (22.4.2011, 2011/553) derginin ve görsel yayın incelenmeden karar verilemeyeceğine, incelenerek yeni bir karar aşınmasına hükmetmiştir. Bunun üzerine disiplin kurulu derginin içinde örgütsel iletişim yazıları bulunduğu gerekçesiyle yeni bir el koyma kararı alınmıştır.  06.05.2011, 2011/459 karar no.

Sadık ÇELİK’in avukatına göndermek istediği mektubun yanında fiziksel kontrol yapılarak gönderilmesi isteği reddedilmiş, mektubu normal mektup gibi açık vermesi dayatılarak savunma hakkı engellenmiştir.

Kaan NAKAY’a bir aydır mektup verilmemektedir. Bunun nedeni sorulduğunda sebebinin bilinmediği belki gelmediği söylenmektedir. Ancak arkadaşımızın ailesi “biz haftalık düzenli yazıp yolluyoruz” demektedir.

25 HAZİRAN 2011

TECRİTE KARŞI MÜCADELE PLATFORMU (TKMP)

Ana sayfa