Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

OVACIK: “Bizimle çay içmezseniz biz de konsere gelmeyiz” PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 30 Haziran 2011 00:00

Sabah 7.30’da Dersim merkezden arabamızla yola çıkıyoruz. Ovacık’ta bir grup arkadaş da bizi bekliyor. Dersim’in kıvrımlı dağlarından, Munzur’un akan suyuna karşı Ovacık yoluna koyuluyoruz.  Bir arkadaşımız geri dönüşte nerelere afiş yapıştırılabilir onun notunu tutuyor. Ovacık’a varmadan bir çeşmede kahvaltımızı yapıyoruz. Munzur’un olanca hızıyla aktığı bir vadi burası. 1938 yılında büyük bir katliamın yaşandığı bir vadi. Sağımız solumuz yol boyunca dağlar ve orman. Üzerimizden ise sürekli askeri helikopterler geçiyor. Ovacık’a vardığımızda arkadaşlarımızla kucaklaşıyoruz. Programımızı yapıyoruz. İlçe meydanı, konutların olduğu mahalle ve köyler. Çaylarımızı içtikten sonra çalışmaya başlıyoruz. Bizi görenlerin şaşkın bakışlarını fark ediyoruz. Ovacıklı arkadaşlar  “bugüne kadar bu kadar kalabalık bir şekilde böylesi bir çalışmayı görmemelerinden” diyorlar. Sivil polisler de şaşkın hiç yanımıza bile gelemiyorlar. Bir arkadaşımız halkımıza megafonla sesleniyor. Konsere çağrı yapıyor. Esnaflar camlarına yapıştırmak için afiş istiyorlar. Dağıttığımız el ilanlarına herkes ilgililer. Üzerimizdeki Grup Yorum önlükleri ve şapkalarımıza göz dikenler oluyor. Hatıra amaçlı istiyorlar. Grup Yorum’u Ovacık’ta bilmeyen yok. Dertleşiyoruz halkımızla sohbet ediyoruz. Dersim meydandaki çadırımızı anlatıyoruz. Bilenler, uğrayanlar, imza atanlar olmuş. Konutların olduğu ilçenin dışında bir mahalleye gidiyoruz. Orayı da afişlerimizle donatıyoruz. Çocuklar bizimle birlikte apartmanlara giriyorlar. Balkondan bir teyze eve çağırıyor bizi. Daha sonra çocuğuyla yeni yaptığı ekmeği yolluyor. Su verenler, utangaç gülüşlü kadınlar çok ilgililer. Konutlardan döndüğümüzde 3 gerillanın şehit haberini biz de alıyoruz. Hastaneye getirildiği söyleniyor. Üzerimizde önlükler hep beraber dostlarımızın cenazelerini sahiplenmeye gidiyoruz. Asker, polis ve özel harekâtçılar hastaneyi kuşatmışlar. Dalıyoruz aralarından şaşkınlar telefonlarına sarılıyorlar hemen. Jiplerle askerler geliyorlar. Hastane kapısı önünde üç tane yaşlı kadın var. Biz komşularıyız diyorlar. Henüz gelen giden olmamış ailelerden. Onların yanında oturuyoruz. Bizleri görünce dayanamıyorlar ağlayarak ellerimizi öpmeye başlıyorlar. Bir süre katiller sürüsüne inat onlarla oturuyoruz. Ovacık sessiz, hissediyoruz bu sessizlik düşen gerillalara. Bu sessizliğin bir haykırışa dönüşmesi için dostlarımızın acısını, öfkesini yürekten paylaşarak Ovacık’ın gözelerine doğru ikilediğimiz arabalarımızla yola düşüyoruz. Dünya harikası denebilecek doğal güzelliğe sahip gözelerin dokusunu da bozmadan uygun duvarlara afişlerimizi yapıyoruz. Ziyarete gelenlere ve ziyaret köylülerine bildiriler dağıtıyoruz. Sonra Yeşilyazı, sonra Adaköy, sonra Koyungölü ovacığın en büyük köylerine gidiyoruz.  (Bizden önce arkadaşlar Aşağıtoroba, Çakmaklı, Güneykonak, Köseler, Övüçler, Paşadüzü, Yaylagünü, Yoncalı, Eğripınar Ovacık’ın boşaltılmamış köylerine afiş ve bildiriler göndermişler. Uğradığımız köylerde “Bizimle çay içmezseniz biz de konsere gelmeyiz” diyen köylüler bir hayli fazla. Hangi birine uğrayacağımızı şaşırıyoruz. Devrimcilere onların sohbetlerine hasretler. Kulaklarımıza fısıldayarak geçmişi paylaşanlarla karşılaşıyoruz. Dağlarda hala karlar var. O dağlar dolacak elbet diyoruz. Ali Yıldızlar’ın o dağlar diyoruz. Ovacıklı arkadaşlarımızla ayrılırken, gidişte tespit ettiğimiz yerlere afişler yaparak geri dönüyoruz.  (28 Haziran 2011, Çarşamba)

Ana sayfa