Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

TAYAD'lıların Taksim'deki Açlık Grevi Sona Erdi PDF Yazdır e-Posta
Salı, 02 Ağustos 2011 17:08

Eylemimizin Üçüncü Ve Son Günündeyiz.

Güne Özgür'ün huysuzluğuyla (kendi deyimiyle) başladık. Özgür'ü uyandırmak bir hayli zor. Altından battniye kaymış, betonda yatıyormuş, hiç önemli değil.

“Yattı mı kalkmaz, kalktı mı yatmaz” diyor Özlem. “Nöbet sırası da geldi mi de görevini ciddi yapar” diye tamamlıyor Bedriye Ana.
Bugün lolipop şekerle yaptık kahvaltımızı. Yerken aklımıza bugünün ramazan olduğu geldi. “Üç gündür biz oruçluyduk, onlar yiyordu” diyor Taner.
Yavaş yavaş dolmaya başladı İstiklal önceki gece ve günle kıyasla, daha erken bitti gece ve daha erken başladı gün. Dün gecemizin son konukları Ercan Yıldız ve sanatçı arkadaşlarıydı.
Karşımızda Ayvalık Tostçusu var. Zaman zaman lavabo ihtiyacı için gidiyorduk oraya. Dün akşam Bedriye Ana'mıza saygısızlık etmişler. Şöyle anlatıyor Bedriye Anamız;
“Bir tane bayan ben yukarı çıkarken, merdivenleri çıkıp önümü kesti. Kızım yaşlarındaydı. ‘Hanfendi, nereye gidiyorsunuz?’ dedi. Dedim ki;  'Lavaboya'. O da dedi ki 'Hayır, giremezsiniz.'  'Neden ama? Daha önce biz buraya geliyorduk.' dedim. 'Buranın müşterisi olmayan, buraya giremez' dedi o da. Ben de dedim; 'Biz karşıda açlık grevindeyiz. Bugün yiyip içemeyiz ama, burada yiyip içtiğimiz günler de oldu dedim ve rica ettim; 'Bugün gireyim, bir daha girmem, sıkıştım ve yaşlıyım.' Buna rağmen 'Hayır' dedi. Ben de 'hayırsa hayır. Bu İstiklal'de bütün tuvaletler bizim' dedim, sinirlendim ve çıktım.
Diyor ki Bedriye Ana, 'Bu yaşıma geldim, hiçbir yerden kovulmadım, Ayvalık Tostçusundan kovuldum.' Oysa ki önceki gidişlerimizde, saygıyla, güler yüzle karşılıyorlardı oradaki gençler bizi. Çadırdan geldiğimizi, lavaboya çıkacağımızı söylüyorduk, gözleriyle sessizce onaylıyorlardı bizi. Biz biliyoruz elbette talimatı kimlerden aldıklarını. Tuvaletlerin yüzümüze kapanışı ilk değil. TAYAD'ın Ankara yürüyüşünde, bize karşı kullandıkları silahlardan biri de buydu.
Öğlen saat 13.00’de yapacağımız basın açıklamasıyla bu eylemimizi sonlandıracağız. Elbette Ali'yi o kör çukurdan alıncaya kadar sürecek eylemlerimiz.
Burada kaldığımız üç gece boyunca, sistemin gençlerimizi nasıl yozlaştırdığını bire bir gözlerimizle gördük. Buna rağmen o gençlerin duyarlılıklarını da... 'Gönlüm sizinle, saygı duyuyorum, haklısınız' gibi ifadelerle geçtiler yanımızdan, kurtuluşlarını barlarda, içki şişelerinde arayan gençler.
Böyle zamanlarda, şehitlerimizin mücadele içinde varoluşlarını da görmüş oluyoruz somut olarak. Bugün Hüsnü Yıldız ölüm orucunda, bizler Hüsnü'ye destek için açlık grevindeysek Ali'nin cenazesini almak için, Ali'nin cenazesini almakla sınırlı kalmadığını da görmüş oluyoruz. Ali bizimle birlikte haykırıyor; “Toplu mezarlar açılsın.”
Bedriye Ana kendi deyişiyle “Hayatın sillesini yemiş” bir bayanı anlattı;
İlk günümüzdü, çekinerek çadırımıza yaklaştı bir bayan. Sordu; 'Siz bu gece burada mı kalacaksınız? Ama burası geceleri çok kötü oluyor.' 'Sen geceleri ne bilirsin;?' dedim. 'Ben geceleri İstiklal'de türkü söylerim. Tespit ettim li li li li li diyorum, dans ediyor yabancılar. Ben de onlarla dans ediyorum. Hoşlarına gidiyor. Etrafım a-ha böyle (çadırı ve imza sırasını göstererek) kalabalık oluyor' dedi. 'Sen ağırbaşlı bir bayana benziyorsun. Sen deli misin ki öyle oynuyorsun?' deyince, 'Ama ben ekmeğimi bundan kazanıyorum. Oraya bir kutu koyuyorum, onlar da içine para koyuyorlar. ' dedi. Bakmayın kadının buralarda türkü söyleyip oynadığına. Çok sade, çok ağırbaşlı bir kadındı. Benim gibi şalvar giyiyordu, 'Niye şalvar giyiyorsun?' diye sordum. Dedi ki; ''Yerlere oturup türkü söylüyorum, sağım solum açılmasın, kapalı kalsın. İsteyene kürkçe, isteyene Zazaca, isteyene Türkçe.'
Eylemimizi anlattık ona. Ali'yi anlattık, Hüsnü'yü anlattık. TAYAD'ı sordu, anlattık.
'Ben Diyarbakır'da büyüdüm. Köylerimiz yanmış ama, niye yandığını bilmezdik. Dışarı çıkıp soranı vururdu korucu ya da asker. Korucu da kendi komşun. Devlet ona para veriyor diye o işi yapıyor. Aç çünkü. İstanbul'a göçtük. Bu istiklalde eylemlerden çok şey öğrendim. Bugün de burada toplu mezarları öğrendim. Bir tek Ali değil, binlerce Ali yatıyordur oralarda.'
Çok güzel sesi vardı, Zazaca türkü söyledi bize. 'Düşünmesini bilmeyen kendini ifade edemez. Ben kalkayım, ekmeğimin parasını kazanayım.' dedi. Halbuki kendini de, bir sürü şeyi de çok güzel anlattı. Şu İstiklal'de onurlu kalmayı başaran kadın, kendini ifade eden kadındır.
Giderken, 'Yine gel, otururuz çadırımızda, sohbet ederiz.' dedim. O da dedi ki; 'Öyle villalar gördüm ki, içinde insan yoktu. Öyle çadırlar gördüm ki, içinde sizin gibi yürekli insanlar vardı.' dedi veda ederken.

Eylemimiz sona erdi. 3425 imzamız var.
Ve dernekteyiz. Çorbalarımızı içtik, püremizi yedik. Ellerine sağlık Nevriye Ana'nın.
Güzel geçti açıklamamız. Saat bir olmadan gelmeye başlamıştı dostlarımız. Umuyoruz bir kez daha açlık grevi yapmamıza gerek kalmaz, alırız Ali'mizi.
TAYAD'ın ve Halk Cephesi'nin açıklamalarını ard arda yaptık. BDP'den bir arkadaş geldi ve konuşma yaptı toplu mezarlara dair.
Halk Cephesinin açıklaması; kaçırmalara, keyfi gözaltılara, tutuklamalara dairdi. Kaçırılarak gözaltına alınıp, serbest bırakılan çocuklarımız, işkenceyle geçen dört günlük gözaltı süreçlerini, tutuklama amaçlı kurulan komploları anlattılar.
Biz TAYAD'lılar ise yaptığımız açıklamada; dünyanın en haklı ve meşru talebi için ölüm orucu eylemine başlayan Hüsnü Yıldız’ın ölüm orucunun 53. gününde olduğuna dikkat çekerek, O’nu ölüme yürütenin AKP iktidarı olduğunu vurguladık. Bu ülkenin dağlarından, ovalarından, kuytularından insan kemiklerinin fışkırdığını ve tespit edilen toplu mezar sayısının 200’e, bu mezarlarda gömülü ceset ayısının 2000’e yaklaştığını, gerçek sayının ise bu rakamların çok üzerinde olduğunu hepimizin bildiğini anlattık.

Toplu mezar saldırısının ilk olarak Hitler tarafından gündeme getirildiğine ve şimdi ülkemizde de uygulandığına dikkat çektik. Halkların sosyalizm kavgasının toplu mezarlarda boğulmak istendiği gerçeğini dile getirdik.

AKP’nin seçimlerden 6 ay önce toplu mezarları açacağını ilan ettiğini hatırlatarak, seçimlerin bitmesiyle birlikte, şimdi Ali Yıldız’ın mezarının açılmasını reddettiğini vurguladık.

Açlık  grevimizi şimdilik bitirdiğimizi, ancak Ali Yıldız’ın cenazesini almak için verdiğimiz mücadelenin devam edeceğini, er ya da geç Ali Yıldız’ın cenazesini alacağımızı anlattık. Bu mücadelenin sadece bizimle kazanılabilecek bir kavga olmadığını belirterek, halkımızın kendisine ve değerlerine yönelik bu saldırıya cevap vermesi gerektiği üzerinde durduk. Müslüman olduğunu iddia eden, dini inançlara saygılı olduğunu iddia eden AKP’nin Ali Yıldız’ın cenazesini derhal iade etmesi gerektiği çağrısında bulunduk.

Eylemde okunan açıklama metni:

29 TEMMUZ 2011 CUMA GÜNÜ BAŞLADIĞIMIZ AÇLIK GREVİMİZİ ŞİMDİLİK BİTİRİYORUZ.

Dersim Çemişgezek'de Hüsnü Yıldız Ölüm Orucu eyleminde. Eyleminin 53. gününde. 53 günlük açlıkla ölüme yürüyor. Onu ölüme yürüten AKP iktidarıdır. AKP iktidarı kardeşi Ali Yıldız'ın cenazesini vermiyor. DHKP-C gerillası olarak 1997 yılında öldürülen Ali Yıldız'ın cenazesi Dersim – Çemişgezek ilçesi kırsalında bir toplu mezara gömülmüştü. Bu yıl cenazenin nerede olduğu ortaya çıktı, yasal başvurular yapıldı ama  cenaze henüz alınamadı. Tüm başvurular ret edildi. Ve kardeşi Hüsnü Yıldız nerede ise dünyanın en haklı ve meşru talebi için, kardeşinin cenazesinin verilmesi için ölüm orucunda.

Bu ülkenin dağlarından, ovalarından, kuytuluklarından insan kemikleri fışkırıyor. Tespit edilen toplu mezar sayısı 200'e, bu mezarlarda gömülü ceset sayısı 2000'e yaklaştı. Gerçek sayının ise bu rakamların çok üzerinde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Toplu mezar saldırısı faşizmin halklara yönelik saldırısı olarak gündeme getirilmiş ve ilk olarak Almanya'da Hitler tarafından uygulanmıştır. Daha sonra ABD tarafından, Latin Amerika'da, Afrika'da, Asya'da halklara yönelik saldırılarda kullanılmıştır. Halkların Sosyalizm kavgası toplu mezarlarla boğulmaya çalışılmıştır.

Bu saldırı yöntemi ülkemizde de uygulanmaktadır. Demokrasi söylemiyle iktidar olan AKP ve onun Adalet Bakanı toplu mezarlar gerçeğini kabul etmiyor. Aksine halkın değerlerini, özlemlerini, sevgilerini istismar ediyor. Daha seçimlerden 6 ay önce toplu mezarları açacağını ilan eden AKP şimdi Ali Yıldız'ın mezarının açılmasını ret ediyor. Çünkü seçimler bitti, AKP gerçek yüzünü gösteriyor.

Toplu mezarlar açılmalıdır. Dersim – Çemişgezek'de bulunan Ali Yıldız'ın cenazesi ailesine teslim edilmelidir. Ölüm orucunda olan Hüsnü Yıldız'ın talebi kabul edilmelidir.

Bizler TAYAD'LI AİLELER olarak 29 Temmuz 2011 Cuma günü başlattığımız açlık grevi eylemimizi şimdilik bitiriyoruz. Elbette Ali Yıldız'ın cenazesini almak için verdiğimiz mücadelemiz devam edecek. Er ya da geç Ali Yıldız'ın cenazesini alacağız.

Biliyoruz ki bu mücadele sadece bizimle kazanılabilecek bir kavga değildir. Halkımız kendisine yönelik bu saldırıya cevap vermelidir. Bu saldırı halkımızın değerlerine yapılan bir saldırıdır. Müslüman olduğunu iddia eden, dini inançlara saygılı olduğunu iddia eden AKP Ali Yıldız'ın cenazesini derhal teslim etmelidir. AKP yalan ve demagojilerle bu sorumluluktan kurtulamaz.

TAYAD'LI AİLELER

TAYAD-Taksim-AG-songunacklm-20110801-1TAYAD-Taksim-AG-songunacklm-20110801-2TAYAD-Taksim-AG-songunacklm-20110801-3TAYAD-Taksim-AG-songunacklm-20110801-4

Ana sayfa