| 9. Geleneksel Yaz Kampımız Sona Erdi |
|
|
|
| Salı, 02 Ağustos 2011 23:56 |
|
Gençlik Federasyonu olarak “Birlikte Üretmek, Birlikte Eğlenmek, Paylaşımlarımızı ve Yozlaşmaya Karşı Sesimizi Büyütmek İçin” sloganıyla 9. Geleneksel Yaz Kampını 15-25 Temmuz tarihlerinde Kocaeli Kandıra’da yaptık. 14 Temmuz gününden diğer illerden arkadaşlarımız gelmeye başladı. 15 Temmuz günü Ankara ve İzmir’ den arkadaşların da gelmesiyle eşyalarımızı arabaya yükleyip yola çıktık. Kamp alanına kendi imkanlarıyla gelecek olanlar ve daha sonraki günlerde gelecek olan arkadaşlarımız da vardı. Sevindik daha da çoğalacağız diye. Arkadaşlarımızın hepsi Anadolu’nun farklı illerinden gelmişti. Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Kocaeli, Sakarya, Manisa, Denizli, İzmir, Antalya, Adana, Ankara, Bitlis, Siirt, Diyarbakır ve daha birçok ilden… Türkü, Kürdü, Lazı, Arabı, Gürcüsü, Alevisi Sünnisiyle Anadolu’nun bütün renklerini getirmişlerdi. Bu durum karşısında hepimizin yorumu aynı oluyor: ‘Biz farklı milletlerden halklar olarak bir arada yaşayabiliriz, yaşayabiliyoruz da’… Yorum şarkısında diyor ya ‘anamız birdir aynı memeden emmişiz dostlar’ diye, o hesap işte. Arada tatlı tartışmalar da oluyor. Kürt arkadaşlar Arap arkadaşlara, onlar da Kürt arkadaşlara laf atıyorlar. Araya Laz arkadaşlar da girince görün gürültüyü şamatayı. Kültür cümbüşü gibi. Otobüs yolculuklarında adettendir ve vazgeçilmezimizdir birlikte türkü söylemek. Yolcular da Dev-Genç’li olunca patlatıyoruz marşlarımızı, türkülerimizi. Şehidimiz Eyüp Beyaz’ın türkü defteri de elimizde. Onun, onların sevdikleri türküleri de söylüyoruz. Her şarkıda türküde farklı bir anı. Bir de iller arasındaki en kalabalık kim geldi yarışı var ki. Yarış dediysek tatlı bir yarış, devrimci bir yarış. Sonrasında ise seneye daha kalabalık gelineceğine dair iddialaşılıyor. Dedik ya devrimci bir yarış diye. Yarışımız da mücadeleye hizmet ediyor. Kamp alanına önceki günden birkaç arkadaşımız gidip çadırları kuracaklar, mutfağı temizleyeceklerdi. Yani bize pek bir iş kalmıyordu. Gidip çadırlara yerleşmekten başka. Üçbuçuk saatlik bir yolculuğun ardından nihayet kamp alanına vardık. Hızlıca eşyalarımızı boşaltıp yerleştik. Hepimiz aç olduğumuz için birkaç kişi hemen yemek hazırlığına girdi. Kolay değil elbet 65 kişiye yemek hazırlamak. Hep birlikte yediğimiz yemeğin ardından kamp programı üzerine sohbet ettik. 10 günümüzün her anı planlı programlı olmalıydı. Düzenin anı yaşa mantığına, yemek- içmek, yatmak ve yoz eğlencelerden ibaret olan tatil anlayışına alternatif olarak yaptığımız kampımız elbet faklı olacaktı. Çünkü biz Dev- Gençliyiz. Sohbetin ardından türkülerimizi söyledik ve ilk günümüz böyle geçti. Sabah kalkış saatimiz yedideydi. Kahvaltı nöbetçisi arkadaşlar daha erken kalkıp kahvaltıyı hazırlamaya koyuluyorlardı. Saat 8 de kahvaltılarımızı yaptıktan sonra çadırlarımızı temizliyorduk. Yemeğimizi öğlen saat 14.00 da, akşam 20.00 da yiyorduk. Kahvaltıda, öğle yemeğinde ve akşam yemeğinde üçer kişilik nöbetçiler oluyordu. Nöbetçi arkadaşlar yemeklerin hazırlanmasında ve bulaşıkların yıkanmasından sorumlu oluyorlardı. Deniz saatlerimiz, oyun saatlerimiz, etkinlik saatlerimiz hepsi belliydi. İlk gün mendil kapmaca oynadık. Oyunlara 6 grup oluşturup katıldık. Tabi gruplar arasında olmazsa olmaz bir rekabet de vardı. Ancak bu rekabet düzendeki gibi karşısındakini ezip geçerek sadece kazanma hırsıyla yapılan bir rekabet değil, devrimci bir rekabetti. Oyunlarımızdaki amacımız da birlikte bir şeyler yapmaktı zaten. O yüzden hangimiz kazanmışız, kaybetmişiz pek önemli değildi. İkişer gün süren voleybol ve futbol turnuvaları spora bakış açımızı ve sporun nasıl olması gerektiğini göstermiş oldu. Daha sonraki günlerde ise kalasla yürüme, halat çekme, yakar top, ses yarışması, çuval yarışması, bilgi yarışması yaptık. Hep birlikte Kung-Fu Panda 2, Kahramanlar ve Fedailer, Küçük Ağacın Eğitimi filmlerini izledik. Kamplarımızda gelenektir, son günler etkinlikler yapılır. Bu yıl da 6 grup olarak etkinlik hazırladık. Her grup skeçler, şiirler, şarkılar türküler hazırladı. ‘Sosyalizm yaratıcılığı geliştirir’ deniyor ya Sosyalizmin Alfabesi‘nde, grup etkinliklerinde yaptığımız kolektif çalışmalarımızda bunu somutlandırdık. Hiç beklemediğimiz arkadaşlarımız etkinlik programının hazırlanmasında çalıştılar, rol aldılar. Bu elbetteki en başta kolektivizmin gücüydü. Kiminde güldük, kiminde hüzünlendik, kiminde ise coştuk. Hep bir ağızdan türküler söyledik, omuz omuza halaylar kurduk. Akşamları etkinliklerimize diğer kamp sakinleri ve kampın bulunduğu köydeki aileler ve geçler de katılıyorlardı. Köyde namımız bir hayli yayıldı, öğrenciler akşam türkü söylüyorlar diye her gün programımızı soruyorlardı ‘bugün ne yapacaksınız?’ diye. Bu etkinliklerimiz sayesinde ailelerle ve köylülerle kaynaşmış olduk. Kamp yaptığımız yer ailelerin de tatil için geldiği bir yerdi. Geçen yılki kampta tanıştığımız bir ailemiz biz olduğumuz için bu yıl da kampa gelmişti. Artık her yıl nereye giderseniz biz de oraya geleceğiz dediler. Yine bu yıl tanışığımız bir ailemiz de seneye gideceğiniz zaman bize de haber verin bizde sizinle gelmek istiyoruz dediler. Düzen babana bile güvenme derken daha tanışalı 2 gün bile olmayan insanlar bize güvenerek ailelerini teslim ediyorlardı. Siz burada olduğunuz için çok güvende hissediyoruz kendimizi diyorlardı. Onlara bu güveni veren yaşam tarzımız, birbirimizle ilişkilerimiz, duruşumuzdu. Düzendeki gençlerden faklı olduğumuzu görüyorlardı. Bayan erkek ayrımı olmadan her işi birlikte yapıyorduk ve doğallığında bir disiplinimiz vardı. İşte bütün bunlar insanları etkiliyordu. …Ve kampımız sonra erdi. Ancak bu güzellik sadece burada kalmayacaktı. Anadolu’nun her karış toprağına yaymalıydık. Hepimize çok şey katmıştı bu kamp daha önce hiç yaşamadığı bir şekilde yaşadı birçoğumuz. Örneğin hiç çadırda kalmamış, kuru fasulyeyi, bulguru sevmediği için yememiş, elinde çamaşır yıkamamış hepsini öğreniyor ve yapıyor kampta. Sorsanız hiçte şikayetçi değil bir çoğu durumundan. Bir arkadaşımızın söylediği sözler kalıyor kulaklarımızda. Aslında biz 10 gün boyunca idealimizdeki yaşamı yaşadık yaşattık burada. Kampımız bitiyor ama en yakın zamanda görüşmek üzere diyerek vedalaşıyoruz. Sarılırken anlıyoruz bu 10 gün içinde birbirimize ne çok bağlandığımızı; farklı milletlerden, inançlardan, kültürlerden, dillerden olsak da bu bağı oluşturan düşüncelerimiz, inancımız ve ideallerimizle hepimin yüzünde bir tebessüm, seneye yanımızda başkalarını da getirmek, bu güzelliği başkalarına da yaşatmak düşüncesiyle biniyoruz otobüsümüze. |