Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Bu Zafer Hukukun Değil Direnişindir PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 25 Ağustos 2011 15:13

24 Ağustos 2011 Çarşamba günü saat 13.00’da TAYAD’lı Aileler  İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın toplantı salonunda Dersim’deki toplu mezarların açılmasıyla ilgili basın toplantısı düzenledi.

Toplantıya konuşmacı olarak, ölüm orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız, Halkın Hukuk Bürosundan Av.Taylan Tanay ve TAYAD adına Av.Behiç Aşçı katıldılar.

İlk olarak konuşmaya başlayan Behiç Aşçı; ilk konuşma hakkının Hüsnü Yıldız’ın hakkı olduğunu belirterek sözü Hüsnü Yıldız’a bıraktı.

Söz alan Hüsnü Yıldız; “Hoş geldiniz hepinizi sevgiyle saygıyla kucaklıyorum. Bugün Ölüm Orucunu sürekli kılanlar gibi aynı dille sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ben size kısaca süreçten bahsetmek istiyorum. Ocak ayında kardeşimin Çemişgezekte bir toplu mezarda olduğunu öğrendikten sonra Çemişgezek’e geçtim. Yasal olarak kardeşim orada ise ve biz 14 yıldır ne çektiysek ki, gerçekten bu benim özellikle ölüm orucunun son günlerindeyken çok sorulan bir soruydu. Ölmüş olan bir kardeşin kemikleri için bedenini açlığa yatırır mı insan? Bu soruyla çok karşılaştım son dönemlerde özellikle, hatta ölüm orucu bittikten sonra eve döndüm. Bu süre içerisinde eve gelen ziyaretçiler de bunu sürekli sordular. İki tane çocuğun var “Sen bu işi yaparken çok düşüncesiz davrandın.” diye.

Başvuru yaptıktan sonra Haziran başına kadar yasal olarak açılmasının bekledik yani yeri belliydi. Devletin arşivinde kardeşimin içinde bulunduğu 19 kişinin kimlik tespitleri vardı. Hatta ölüm şekilleri bile vardı. Yani cenazeyi oradan almamak için hiçbir sebep yoktu. Ama  devlet bu cenazeyi vermem dedi, vermem deyince, buraya çok kısa mesafede 5 dakikalık bir mesafede, av.Taylan Tanay’la güzel avukatımla oturduk, sohbet ettik. Ne yapabiliriz, dedik. Ben, “cenazemi istiyorum” dedim, Nasıl alabiliriz dedik? Devlet vermiyor o zaman açlık grevi yapabileceğimi söyledim. Çünkü hukuki olarak Taylan Tanay elinden geleni yapıyordu. Ama devlet buna olumlu bir cevap vermiyordu. Aklıma gelen şeylerden bir tanesi de TAYAD Başkanı av. Behiç abinin tutsakları için bedenini ölüme yatırması oldu. Aklıma ilk bunlar geldi. Öyle planlı programlı bir şey yoktu. Benim de bunu yapabileceğimi düşündüm, kendime inandım. 14 yıl boyunca, ben eksik yaşadım. Bunu daha önce de söyledim, ben eksik yaşadım kardeşlerim eksik yaşadı, annem babam her şeyi eksik yaşadı. Düğüne gittiğimiz zaman çok eğlenemezdik, yiyemezdik, yediğimiz zaman tıkabasa doyamazdık. Çünkü buna hakkımız olmadığını düşünürdük. Kardeşimiz öldü. Şimdi kardeşimiz var onu almamamız için hiçbir sebep yok. Bu inanç, bu kararlılıkla gittik Dersim’e ve çadırımızı kurduk. Çadırımızın içerisinde ve dışarısında ortalama 8-10 kişiyle çadırın içerisinde bir hareketlilik vardı. Yani ben yatardım nöbetçilerimiz olurdu. Destek açlık grevinde bulunanlar olurdu ve bu arada ihtiyaçlarımızı karşılayan, özellikle Dersim bölgesinde yaşayan ailelerimiz vardı. Bu aslında adı konulmamış bir örgütlülük gibi görünse de, 66 gün içerisinde çok çok büyük örgütlülüklerin yapamayacağı şeyi o çadırın içerisindeki 10 gün 10 kişiyle kalan ama sürekli değişim halinde olan, gelen arkadaşımız giden arkadaşlarımızın hiçbirini aratmayacak şekilde, aynı kaldığı yerden, aynı kararlılıkla, aynı özveriyle, hatta burada var mı bilmiyorum İstanbul’a gelip bir gömlek değiştirip tekrar Dersim’e dönen arkadaşlar vardı. Korkunç bir özveri vardı. Ben onlara dedim ki: “Bütün işleri siz yapıyorsunuz. Ben burada sadece oturuyorum, aç kalıyorum. Onun dışında işler bir saat gibi tıkır tıkır şahane şekilde idare ediliyordu. 34. günde ben çadırımın içinde bir arkadaşımla konuşuyordum. Süreç ilerliyordu. Bizim bir karar vermemiz gerekiyordu. 30’lu günlerden sonra ya tamam diyecektik, ya ölüm orucu diyecektik. Ben kafamda 34. günde ölüm orucuna başlayabileceğimi arkadaşla paylaştım. O beni gözlemliyordu. Ben onu gözlemliyordum. Dediği şuydu: “En kötü ihtimal, 150., 160.  günlerde sen sakat kalırsın. Ben tutuklanırım. Ama biz cenazemizi oradan alırız...” Burada şunu anlatmak istiyorum. Arkadaş benim yerime geçmeye pek hevesli. Aynı şekilde devam edeceğini çok kararlılıkla vurguluyor. Ve hiç bir şekilde cenazemizin orda kalmayacağına söz veriyor. O kadar güzel duygulardı. O anda ben de her ne koşulda olursa olsun, biz cenazemizi alacağımıza inanıyorduk. Süreç içersinde çadırımıza gelip gidenler, Dersim halkı, özellikle festival döneminde yurtdışından gelenler, insanların ilk yaptığı şeylerden biri çadırımıza uğramak oldu. Bir şey daha söylemek istiyorum. Bizim medya ile o 66 gün gibi kısa bir süre olmasına rağmen iletişim kanallarını çok iyi kullandığımızı düşünüyorum. Eylemimizin amacını ve yürüttüğümüz biçimdeki direnişin şeklini herkesle çok iyi paylaştık. Ve herkesle evet çok haklı çok meşru çok insani herkes bir şeyler yapmak istedi. Yani gelen insanlar çorbada benim de tuzum bulunsun misali, benim de şu bir şişe su katkım olsun dedi. Benim de bir lokma şeker katkım olsun… işte gelen misafirlerimizin çay servisi Avrupa’dan gelen misafirimiz çay demleyip çay servisi yapabiliyordu. Veya süpürge alıp süpürebiliyordu. Süreç böyle ilerledi. Avukatlarımız gelirlerdi. Yapacak bir şey yoksa avukatımız çek çeki alır su basardı çadırı, çekçekle çekerdi. Sanatçı arkadaşlarımız gelirdi Grup Yorum gelirdi. Çayı demlerdi, çay servisi yaparlardı. Emeklilerimiz gelirdi. 5 kişiyle sabahın 7:30’unda sanki başka zaman kalmamış gibi sloganlar atarak Dersim’i inletirlerdi. Her gün analarımız gelirdi. Her gün hastaneye giderler, boş kalan zamanlarımızda da çadıra gelirlerdi. Şehit aileleri, özellikle bölgedeki, bende kendi çocuklarını görürlerdi. Götürürlerdi. Onları yeniden yaşamın içerisine alırlardı. Bunun etkisi çok güzeldi. Katkı sunan herkese sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Hep şunu diyorum, çok güzel bir şekilde avukatlarımız, küçük çocuklarımız, analarımız şehit yakınlarımız, cezaevlerindeki insanlar, özellikle onlardan bahsetmek istiyorum. Demir parmaklıkların ardında karikatür çizmiş arkadaşlar, çiçeği uzatmış çadırdaki insanlara sunuyorlar. Bu, korkunç güzel şeylerdi. Veya tutsaklar halay çekiyorlar, arkalarında bir pankart toplu mezarları açın. Bu anlamda katkı sunan destek veren herkese çok teşekkür ediyorum. Yüreklerinizden öpüyorum...”

Hüsnü Yıldız ‘dan sonra söz alan Behiç Aşçı, TAYAD’ın “Toplu mezarları açtıran örgütlü gücümüz ısrarlı, karalı mücadelemizdir.” başlıklı açıklamasını okudu. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: DHKC gerillası Ali Yıldız 1997 yılında asker tarafından katledilmiş, cenazasi birlikte bulunduğu PKK gerillalarıyla Çemişgezek içerisinde bir toplu mezara atılmıştır. Katliam ve cenazenin olduğu yer 2011 yılı başlarında öğrenilebilmiştir.

Cenazenin gömülü bulunduğu yer görgü tanıklarının ifadeleriyle yaklaşık olarak öğrenildiğinde gerekli başvurular yapılmıştır. Seçimlerin hemen arifesidir. AKP hükümetinin seçim vaatlerinden demokratikleşme, insan haklarına saygı gibi şeyler varken aynı zamanda toplu mezarların açılması da vardır. Nitekim bir kaç yerde yaptılar. Dozerlerle toprağı hallaç pamuğu gibi atarak tüm kemikleri birbirlerine katarak sözde mezar açtılar.

Ali Yıldız’ın abisi Hüsnü Yıldız da kardeşinin cenazesinin almak için gerekli başvuruları yapmıştı. Alının cevap dönemin seçim politikasına uygun olarak toplu mezarların açılacağı uzmanların hazır olması gerektiği gibi şeylerdi. Ama seçimlerden önce toplu mezarlar açılmadı, seçimlerden sonra da tüm başvurular reddedildi. Zaten bu dönemde açlık grevini ölüm orucuna dönüştüren Hüsnü Yıldız’ın eylemi sahiplenmenin sevginin en açık en yalın halidir.

(...) Çemişgezek’teki toplu mezarı örgütlü, ısrarlı ve kararlı mücadelemiz açtırmıştır. Bu mezarların açılması emsaldir. AKP’nin toplu mezarları açtırmama politikası iflas etmiştir. Açılan bu mezar ve mezarın açılma yöntemi ülkemizin her yerinde emsaldir. Bundan sonrası ailelere kalmaktadır. Ali Yıldız’ın bulunduğu toplu mezar yurt içinde yurt dışında yürüten örgütlü mücadele ile açılmıştır.

Ülkemizin her yerinde insanlar harekete geçmiş, afişler asmış, bildiriler dağıtmış, açıklamalar yapılmış, başvurular yapılmış, imzalar toplanmıştır. Meşruluk temelinde yürütülen demokratik mücadelede sonuç alınmıştır. Bu sonucun bize gösterdiği şudur: iktidar bize istediğimiz hiç bir hakkı vermeyecektir. Haklarımızı bizler meşruluk temelinde örgütlenerek, ısrarlı, kararlı mücadele vererek kazanırız.

Behiç Aşçı’nın ardından söz alan Hüsnü Yıldız’ın avukatı Taylan Tanay salondaki dinleyicilere şöyle seslendi: “Bu zaferin hukuksal bir başarı olduğunu söylemek tamamen yanlış olur. Hukuken yaptığımız tüm başvurular reddedilmiş hukuki süreç bitmiş tıkanmıştır. Tıkanan bu süreci adaletsizliği Hüsnü Yıldız ölüm orucu direnişi ile yıkmıştır. Tıkanıklığı yıkan direniştir. Ölüm orucu tarihsel haklılığıyla kazandırmıştır. Bu tarihsel haklılığını ‘84’te, ‘96’da, 2000’li yıllardan almaktadır. Bu toplumsal mücadelenin bir zaferidir, kazanımıdır.”

Tanay toplu mezarın açılışı ve cenazelerin İstanbul’a getirilişinin ardından yaşanan son gelişmelerden bahsetti. Adli tıpa getirilen cenazelerin açıldığını ve kemikleştirme işleminin yani incelemenin, DNA karşılaştırmasının yapılmaya başlandığı haberini veren Tanay, ayrıca Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına incelenme sırasında kendilerinin belirlediği adli tıp uzmanlarının bu işlemlerde bu süreçte yer almasını belirten başvuruda bulunduklarını söyledi. DNA’lar için başvurular yapıldığının bilgisini veren Tanay, aynı zamanda 4 tane ailenin daha geldiğini, onların da başvuru işlemlerinin hazır olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle bitirdi. “Bu sürecin bize öğrettiği, direnmekten başka çaremiz olmadığıdır. Direniş kazanmıştır. Bu süreçte bizden yardımlarını, desteklerini esirgemeyen ak saçlı analara, yüreklerini hep yanımızda tutan DEV-GENÇ’lilere, sanatçı dostlarımıza kısacası herkese çok teşekkür ediyoruz”

Tanay’ın ardından söz alan Behiç Aşçı toplantıyı sona erdirdi.

Ana sayfa