Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

ÇEMİŞGEZEK TOPLU MEZAR KAZILARINA İLİŞKİN ZORUNLU BİR AÇIKLAMA PDF Yazdır e-Posta
Çarşamba, 31 Ağustos 2011 05:27

Çemişgezek toplu mezarlarını açtık. İleride ayrıntılı olarak rapor haline getirileceği gibi, toplu mezarların açılması mücadelesinde önemli bir eşik aşıldı, iki tam günlük kazı çalışmasında teknik, tıbbi ve hukuksal deneyimler biriktirdik.

Süreç boyunca ve hemen ardından meydana gelen bazı tutumların tanımlanması ve eleştirilmesi zorunlu bir hal almıştır.

Kazının bütün sorunlarının yanı sıra, CHP Dersim Milletvekili Hüseyin AYGÜN’le ilgili bir tartışmaya itilmeye çalışıldık. Eğer sorun sadece Dersim yerelinde başlarına getirdikleri “seçimlerin yenilgisini” hazmedemeyen, bunların yanında mesleki rant elde etmeye çalışan avukatların kuyruk acısından ibaret kalsaydı çok önem vermeyebilirdik.

Ancak iki ayrı günlük gazete ve ülke düzeyinde çalışan bir haber ajansının da bu gerçeğe saygısız, şehitlere saygısız tahammülsüz ve sorumsuz tavra ortak olması ve birtakım hezeyanların “Dersim Demokrasi Platformu” adı altında genelleştirilerek yaygınlaştırılması karşısında gerçekleri anlatmak bir görev haline gelmiştir. Her ne kadar adına  “platform” denilenin EMEP ile BDP’nin il teşkilatlarından ibaret olduğu ortadaysa da “Dersim” ve “Demokrasi” kavramlarının kafa karışıklığı yaratması engellenmelidir.

Toplu mezarların açılması mücadelesine destek vermemiş her zamanki gibi daha önemli gündemleri bulunan EMEP’in, söz konusu olan devrimcilere küfretme, karalama olunca hazır ve nazır olması bizim açımızdan şaşırtıcı bir durum değildir. Bu siyaset tarzının sadece devrimci mücadeleye değil kendilerine de, bir milletvekiline sahip olma dışında faydasının bulunmadığı ve terkedilmesi gereği uzun süredir açıkça görülmektedir.

Çemişgezek’teki toplu mezarla ilgili  verilen haberleri inceleyen herkesin göreceği gerçek, bu haberlerde  ne ölüm orucu vardır ne de  toplu mezarların neden açıldığına ilişkin bir cevap.

Politikasızlık, haberciliğin 5 N 1 K kuralını dahi unutturmuştur. “Ne olmuşta savcılık mezarı açmaya karar vermiş?” sorusunun cevabı kendi siyasetsizliklerini teşhir edeceğinden korkanlar bu sorunun cevabını yok saymaktadırlar. Eylemin ve elde edilen başarının gerçek akışını, kendi gazeteleri yerine  burjuva basından takip etmek zorunda kalanlar, herhalde bu karşılaştırmayı daha sağlıklı yapabilecek olanlardır.

 

1.

11 Nisan 1997 tarihinde Dersim Çemişgezek ilçesinde  katledilen ve içlerinde DHKC gerillası Ali YILDIZ’ın da bulunduğu 19 gerillaya ait toplu mezarın açılması mücadelesini kamuoyu yakından takip etti.

Yargı çevresini oluşturan Malatya (özel yetkili), Elazığ, Dersim ve Çemişgezek C. Başsavcılıklarına yapılan tüm hukuksal başvurular reddedildi. En son Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararı ile mezarların açılmasına ilişkin hukuksal girişimlerin sonuçsuz kalacağı görüldü.

 

2.

Hukukun tükendiği noktada Ali Yıldız’ın ağabeyi Hüsnü Yıldız  Dersim’de süresiz açlık grevine başladı. 45. gününde süresiz açlık grevini ölüm orucuna çevirdi.

Bugün tahammülsüz, sorumsuz açıklamalar yapanların o gün takındıkları tutum olayla ilgisi bulunan herkesin bilgisi dahilindedir; “…biz öğrendik, savcıyla konuştuk, mezarlar açılmayacak, zaten savaş yükseliyor bu mezar açılmaz, boşa ölüyorsun, çoluğun çocuğun var, bu eylemi bırak…” demekten utanıp sıkılmadılar.

Kazıdan kısa bir süre önce savcıyla konuşup “mezarın açılmayacağına” ikna olan ve direnişçiyi de buna ikna etmeye çalışan Avukat Helin KULOĞLU herhalde bu konuşmayı unutmamıştır.

Eylemi bıraktıramayacaklarını fark edenler arasında “madem sizin tek mezarınız var o zaman kampanyaya toplu mezarlar yazmayın, bizim mezarımız açılsın yazın…” deme saygısızlığını gösterenler dahi olmuştur.

Hüsnü YILDIZ’ın eylemine son verdiği konuşmasında “hepsini benim kardeşim kabul ediyorum ve Ali’yi bulamamış bile olsak eylemimi başarılı sayıyorum” demesi bunun için yeterli bir cevaptır.

Bu sözler gizlice veya kapalı kapılar ardında değil, Dersim çarşısının ortasında halkın önünde söylenmiştir, muhatapları her istediğinde yüzleşme yolu açıktır.

Bugün bilgileri çarpıtarak gerçekleri saklayacaklarını zannedenlerin direniş çadırına “kaç kere uğradıkları” sorulmalıdır.

 

3.

Aynı dönemde TAYAD’lı Ailelerin öncülüğünde  ülkenin birçok yerinde ve yurtdışında aralarında destek açlık grevi, basın açıklaması, imza toplama, faks çekme, fiili direnme  bulunan onlarca eylem hayata geçirildi.

Avukat Taylan TANAY bizzat Adalet Bakanı ile görüştü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruldu. Avukat Özgür YILMAZ, TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi milletvekili Hüseyin AYGÜN ile birlikte parlamentoda bir basın açıklaması yaptı.

Herşeyden önce muhataplarının bizzat kendi deneyimleri ile bildikleri gibi, “çadır kurulmasına izin verilmeyeceği” bildirilen bir alanda, 65 gün boyunca Direniş Çadırı kuruldu ve her türlü tehdide rağmen kesintisiz sahiplenilerek açık tutuldu.

Sadece bu çadırda bile binlerce imza toplandı, sorun anlatıldı ve sahiplenilmesi sağlandı.

 

4.

Tüm bu eylem ve faaliyetlerin gücüyle 10 Ağustos 2011 tarihinde Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı (özel yetkili) savcısı telefonla Avukat TANAY’a ulaşarak toplu mezarın açılması kararı verdiklerini iletti.

“Hayır mezarın açılmasında ölüm orucu eyleminin ve bu anlatılanların etkisi yoktur. Mezarın açılmasını ‘biz şu girişimimizle sağladık’ diyecek olan varsa, buyursun dinliyoruz. Utanması olan herkesin bilebileceği gibi gerçek birkaç gazetede ve internet sitesinde çarpıtılmakla saklanamayacak kadar ortadadır.

Emek ve mücadele vererek, bedel ödeyerek ve daha büyük bedelleri göze alarak kararlılık gösterenlere çamur atmak bugün kestirme bir yol gibi görünüyor olabilir. Ama ne Dersim halkından ne de tüm halkımızdan gerçeğin gizlenmesi mümkündür.

 

5.

Hüseyin AYGÜN’le hesaplarını seçimde, çarşıda, sokakta göremeyenler herhalde fırsat bu fırsattır deyip yapılan işin tarihsel önemini hiçe sayarak küfür, hakaret ve saldırganlıkla ‘keskinlik’ ve şovu politika kabul etmişlerdir.

Sözü edilenlerin, milletvekili AYGÜN ile ilgili sorunları kendilerini Tek söylenmesi gereken TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi AYGÜN’ün Çemişgezek toplu mezar alanınının açtırılması konusunda tüm bu kişisel iddia sahiplerinden daha fazla emek sahibi olduğudur. Bir düzen partisi milletvekili olarak bunu kullanmaya çalışmış, devrimcileri etkisizleştirmeye çalışmıştır. Ama bu toplu mezar alanında yapılanları haklı çıkarmaz.

Kazı alanında meydana gelenler başka yönlerden de ibret vericidir;

Aysel DOĞAN isimli kişi; ailelere kazı alanındaki çalışmalar hakkında bilgi vermek üzere yanlarına yaklaşan ÇHD Genel Başkanı Avukat Selçuk KOZAĞAÇLI’ya “Defol Git!” demiştir.

Aynı kişi bu tutumunun nedenini soran bir şehit yakınına “siktir git!” diyebilmiştir.

Polis müdürlerine giderek kazının durdurulmasını istemiş, mezarların açılmasını istemediklerini, kazı alanında çalışan insanların çıkarılmasını “rica edebilmişlerdir”.

Bozuk tarzı tüm ilişkilerine yansımış olan bu kişinin;

Kendi avukatları Barış YILDIRIM ve Reyhan Helin KULOĞLU’na “Hüseyin’i çıkaramadınız, kazıyı durduramadınız, yazıklar olsun, sınıfta kaldınız” diye bağırışı, Dersim Baro Başkanı’na “Heval Fatma, beceremiyorsunuz, bu mezarlar böyle açılırsa herkes hesabını verecek” sözleri kazı alanındaki onlarca kişinin tanıklığıdır. Böyle tarihsel bir işin asla ihtiyaç duymayacağı bir insan, bir tarz varsa o da budur.

Dahası B bölgesinde süren kazıları "orada yatanlar TİKKO gerilları " diye durdurmaya çalışanlara karşı " hepsi bizim yoldaşımız, kardeşimiz , aradığımız "diyerek kazı çalışmasının devamını sağlayanları suçlayacak kadar pervasızlaşacaksınız.

 

6.

Avukat Barış YILDIRIM, herhalde kendisine yüklenen bu “başarısızlık” ile başetmenin bir yolu olarak, “sınıfı geçmek” için, ölüm orucunun 64. gününde bulunan Hüsnü YILDIZ’ın üzerine yürümüştür. Bunun adı çürümedir.

Mezara saygı duymamak, direnişe saygı duymamak, devrimci harekete tahammülsüzlük  ve rant hevesi insanları bu noktaya getirebilmektedir.

Eğer yakında bulunanlar ve ÇHD Genel Başkanı araya girerek bu fiziki saldırıyı durdurmuş olmasalar, bugün bir ilki, yani devlet ve linç güruhu dışında ölüm orucu direnişçisine saldırmış bir avukatın durumunu değerlendiriyor olacaktık.

İşte Dersim İHD Temsilciliği’nin sürece katkısı budur.

 

7.

Aralarında Dersim Belediye Başkanı Edibe ŞAHİN’in de bulunduğu bir grubun kazı alanına torbalara doldurdukları ekmek, domates ve saireden oluşan yemeği, 65 gündür onurlu eyleminini sürdüren Hüsnü YILDIZ’ın bulunduğu şemsiyenin altına getirişleri bir başka akılda kalıcı andır.

Ama aklımızda kalan yemek değil, “Aç olan var mı?” “Gelin yemek yiyin” çağrılarına Hüsnü YILDIZ’ın oğlu Ağdoğan’ın verdiği cevaptır: “Evet aç olan var. 65 gündür aç olan babam var. Hiç değilse biraz ileride yiyin ne yiyecekseniz!”

 

 

8.

Avukat TANAY bu kişilerle birlikte çalışmadığı için kazıyı “sabote etmekle”  karalanmaktadır.

Kiminle birlikte çalışacaktı?

Direnişçi Hüsnü YILDIZ’ı heyetle ziyaret edip “sen bu eylemi bırak” diyen MEYA-DER’le mi?

Savcıyla konuşup “mezarın açılmayacağına” ikna olmuş, insanları da ikna etmeye çalışan Avukat Reyhan Helin KULOĞLU ile mi?

Bir kez çadıra uğramamış, direnişe destek sunmamış, süreçte hiç bir emeği bulunmayan, ölüm orucu eylemcisine kabadayılık etmekten sıkılmayan Avukat Barış YILDIRIM’la mı?

Kazı alanında mezarları açtırmamak için sağa sola talimat, hakaret, küfür yağdırmak dışında tek bir katkı sunmamış Aysel DOĞAN’la mı?

Kazının ikinci günü saat 16:00’ya kadar alana gelmeye bile tenezzül etmeyenlerle mi?

Hayır.

Avukat Taylan TANAY, mezarların usulüne uygun açılması için iki gün kesintisiz mücadele etmiş Adli Tıp Uzmanları Derneği başkanı ve hekimleriyle, ÇHD üyesi Avukat meslektaşlarıyla, Diyarbakır Baro Başkanıyla, şehit aileleriyle, ölüm orucu direnişçisiyle, Dersim ve Bingöl milletvekilleriyle, elde kazma kürek sıcağın altında çalışan, yani o gün oradaki işi toplu mezarları açılması olan herkesle çalışmıştır.

Çalışmaya niyeti olmayanların “provokasyonları” na ilgisiz kalmak çalışan herkesin hakkı ve görevidir.

Bu kişilerin mensubu oldukları siyasi haretler veya çevreler, bu tavırlara bu sözlere ilişkin bir açıklama yapmalıdırlar. Bu sözler ve tavırlar savunulmakta mıdır?

Başta Dersim halkı olmak üzere, tüm ilgililerin gözünün önünde cereyan eden bu olaylar herkes tarafından meydana geldiği gibi hatırlanacak ve anlatılacaktır. Gerçeğin gücü aşılamaz.

Direnişin ve mücadelede ısrarın  tarihsel başarısı, bu tür saygısız, saldırgan davranışlarla değerinden hiçbir şey kaybetmeyecektir.

 

9.

“Demokrasi Platformu” içinde sadece BDP ve EMEP'in imzaladığı açıklama yetmemiş olacakki, direnişte doğal olarak da kazanımda  bir payı bulunmamanın hıncıyla  Özgür Gündem gazetesi Taylan TANAY'a saldırmak için bu açıklamayı dahi çarpıtma gereğini duymuştur. Mesela açıklamada olmayan yeni suçlamalar üretilmiş, "kirli siyaset yürütmek", "şehit ailelerinin kazı alanında bulunmamasını istememek" bunlardan sadece ikisi. Hepimiz oradaydık, tüm ailelerin bize direniş nedeniyle teşekkür etmelerinden başka birşey duymadık. Bu nasıl bir ahlak ki yalanı kendine rehber etmiş. Burjuva gazetelerine mi özenilmektedir. Bundan vazgeçin.

Son olarak, açık bir siyasetsizlik örneği olan açıklamada direnişi kendimize mal etmekle suçlanıyoruz. Söz konusu olan politik olarak biz isek, söz konusu olan Halk Cephesi ise,  evet bu direniş ve tüm kazanımları bize aittir. Çünkü bu direnişte Hüsnü Yıldız’ın 65 günlük açlığı, ak saçlı analarımızın emeği, Dev-Genç’lilerin cüreti vardır. Yok, söz konusu edilen sadece avukat olarak Taylan Tanay ise, bu mücadelenin iyi dilekçe yazmakla kazanılan bir avukat başarısı olmadığını biliyoruz, defalarca söyledik. 20 yılı aşan  devrimci avukat geleneğini taşıyan Halkın Hukuk Bürosu’nun bir mensubu olan Avukat Taylan Tanay’ın böyle bir anlayışı hiçbir zaman olmadı, olmayacaktır da.

Gerçeklere ve mücadeleye saygılı olun.

 

Avukat Taylan TANAY

DHKP/C gerillası Ali YILDIZ’ın ailesinin avukatı

 


 

Hüsnü Yıldız Ölüm Orucu Direnişini Bitirdi

Her şey bizim denetimimiz dahilinde oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi elleriyle toprağı kazıp, kendi elleriyle kemikleri topladılar... Çıkan 15 mezardan benim kardeşim çıkmamış olsa bile onların hepsi benim kardeşimdir, onları kardeşim olarak kabul ediyorum. (Hüsnü Yıldız)

Dersim Çemişgezek’teki toplu mezarlarda olan kardeşinin cenazesini almak için 10 Haziran tarihinde süresiz açlık grevine başlamıştı. Süresiz açlık grevinin 45. Gününden itibaren eylemini Ölüm Orucuna dönüştüren Hüsnü Yıldız, direnişinin 62. gününde Malatya Özel Yetkili Savcısı avukatı Taylan Tanay’ı arayarak 12 Ağustos Cuma günü için mezarların açılımı için kazı çalışmalarının başlayacağını söylemişti. Ve 12 Ağustos tarihinde Çemişgezek’de bulunan toplu mezarların açılımı için kazı çalışmaları başladı. Cuma ve cumartesi günü süren kazı çalışmaları sonucu toplam 15 tane cenazeye ulaşıldı. Alınan cenazeler İstanbul Adli Tıpa gönderildi.

14 Ağustos Pazar günü saat 11.00’da Direniş çadırı önünde bir basın toplantısı düzenlendi. Yapılan basın toplantısına ÇHD İstanbul Şube başkanı Av. Taylan Tanay, ÇHD Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı, TAYAD Başkanı Av. Behiç Aşçı, Adli Tıp ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçer ve ölüm orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız konuşmacılar olarak katıldılar.

İlk başta söz alan Av. Taylan Tanay şunlara değindi; Yaklaşık üç ay önce başlattığımız süreci bu gün mutlu bir sonla sonuçlandırıyoruz. 10 Ağustos tarihinde Malatya Savlığı verdiği karar ile 12 - 13 Ağustos tarihinde Dersim Çemişgezek’te kazılar yapıldı. Birçok açıdan Türkiye’de bir ilki ifade ediyor. Tarihsel bir olay. Şu anda İHD tarından tespit edilen yüzü aşkın toplu mezar ve bu mezarlarda yatan iki bini aşkın insan var. Daha önce Mutki’de toplu mezar açma girişimleri oldu. Ve hekimlerin hukukçuların İHD derneklerinin eleştirilerine konu oldu. Hiçbir ahlaki ve vicdani değeri taşımayan, aynı zamanda da adli soruşturmanın gereklilerini ihlal eden bir şekle sahipti. Dersim Çemişgezek’te yapılan kazılar bu açıdan tarihsel bir öneme sahip. Kazı toplam iki gün sürdü. İki cumhuriyet savcısı katıldı. Bilirkişi hekim adli tıp uzmanı birliği TTB uzmanı, üç olay yeri uzmanı, dört adli tıp hekimi çalıştı. İHD örgütleri izlediler. İnsan hakları komisyon üyesi katıldı. Oldukça önemli tarihsel bir süreçti. Aynı zamanda bir başlangıçtı. Bu hikâyenin zaferle bitmesi de çok önemli. Üç aylık bu süreçte hukuksal olarak çaresiz kaldığımızı açıkça belirtebilirim. Malatya Özel Yetkili Başsavcılığı başta olmak üzere Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı ile yapılan başvurular tamamen ret edildi. Verilen kararlar Diyarbakır özel yetkili ağır ceza mahkemesi tarafından onaylandı. AHİM başvurular yapıldı. Ve sonuç alınamadı. Şunu açıkça söyleyebilirim ki bu bir hukuk başarısı değildir. Bu iyi dilekçe yazmak, iyi müzakere yapma başarısı değildir, bu bir avukat başarısı değildir. Tabi bu sürece katılan insanlar sadece bu basın açıklamasında bulunan insanlardan oluşmuyor. Başta Hüsnü Yıldız olmak üzere toplumsal, siyasal ve sendikal muhalefetin ortak başarısı olarak değerlendirmek gerekir. 66 günlük direniş bunu kazandırmıştır. Toplu mezarların açılması sadece bir hukuksal mücadele değil, siyasal bir mücadeledir. Bunun kazanılabileceğini Hüsnü Yıldız bize öğretmiştir. Umarın bundan sonra tüm toplu mezarlar açılır.”

Av. Taylan Tanay’dan sonra söz alan TAYAD başkanı Av. Behiç Aşçı da şunları söyledi; Toplu mezarlar bu ülkenin öncelikli sorunlardan bir tanesi. Seçimlerden önce ‘toplu mezarları açtıracağız, cenazeleri o kuyulardan kurtaracağız’ şovları yapılmıştı. Çemişgezek’teki yapılan kazılar sırasında bunların ne kadar hayati bir mesele olduğunu tekrardan gördük. Bu alanda neredeyse her kazmanın vurulduğu yerde bir cenaze çıkıyor. Toplu mezarlar bu ülkenin bir sorunu ve bu sorunu da ancak biz çözebiliriz. Bence bu sürecin bizim açımızdan en önemli olan noktası da bu. Bize öğrettiği ilk ve temel gerçek bu. Halkı katledenler işkenceler yapanlar, katliamlar yapanlar bu sorunu çözmeyecek. Bu da çok açık olarak ortaya çıktı. AKP iktidarı seçimlerden önce ‘toplu mezarları açıcağız’ şovları yaptı, seçimlerden sonra mezarları açmayı durdurdu ve şimdide özel timleri göndermeyi planlıyor. Tekrar göreve çağırıyor. Zaten toplu mezarları yaratan özel timlerdir. Ve bunu yapan bir partinin toplu mezarları çözeceğini düşünmek mantıklı değil. Mezarlarımızı biz açtırdık bunu da çok rahat ve gururla söyleyebilirim. Direniş kazanmıştır. Hüsnü abi ve bizler mezarları açtıracağımızı söyledik ve tek bir kemiği bile o kuyulardan alacağımızı dile getirdik. Ve bunu çok rahat söyleyebilirim ki dediğimizi yaptık. Belki bunun bir bedeli oldu. Belki bunun bedeli ortaya konulan bir yaşam bir hayat oldu. 66 gün süren bir Ölüm Orucu direnişi oldu.  Ama sonucunu da kazandık. Aynı zamanda mezarın açılış yöntemi de bir örnek oluşturmaktadır. Mezarımız kepçe ve dozerle değil uzmanların denetim ve gözetimi altında açılmıştır. Bize bu süreçte öğretilende kimsenin bize hakkımızın vermeyeceğini bizim hakkımızı bedel ödeyerek ve örgütlenerek alacağız.”

Aşçıdan sonra söz alan Av. Selçuk Kozağaçlı da; “Dün ve ondan önceki gün bir araya gelme olayı vardı. ÇHD’nin İzmir, İstanbul ve Ankara şubeleri de başından sonuna kadar süreci denetledi. Diyarbakır Baro başkanları katıldı, iki milletvekilimiz hazır bulundular. Birçok kurum temsilcisi, KESK üyeleri ve birçok sendikadan temsilciler buradaydılar ve gerçek bir dayanışma süreç boyunca gösterildi. Toplu mezar demek bir ağız alışkanlığı ama birçok anlamda dün kazdığız yerler toplu mezarlar değildi. Bir kere teorik olarak altında ölüler yoktu. Kaybedilmiş, faili meçhule kurban edilmiş toplu mezarlara gömülmüş insanlar nüfus kayıtlarına göre sağdır. Onlar aslında dün öldüler. Onları gizlice gömüldükleri yerden çıkarttık ve kimliklerini tespit etmek için en önemli adımı attık. Hepsinin nüfus kayıtlarına bir yazı yazılacak ve öldükleri tespit edilmiş olacak. Toplu mezarlarda yatan binlerce insan hala nüfus kayıtlarında sağ gözüküyorlar. Çünkü isimleri tespit edilmedi, ailelerine haber verilmedi onlar resmi olarak aramızda yaşıyorlar.  Bu bir borçtur. Katledildikten sonra bizden uzakta, ailelerinden uzakta, sevdiklerinden uzakta gözlerden uzakta çukurlara atılıp üzerleri örtülmüş bu insanların öldüklerini öldürüldüklerini, katledişlerini gösterebilmenin yolu ilk önce ölülerine ulaşmaktır. Bundan sonraki mücadelemiz diğer bütün toplu mezarların aynı hassasiyetle açılması olacaktır. Bir kuşağın buna ömrü yetmeyebilir. O kadar çok insan katlettiler ki, o kadar çok insan toplu mezarlara gömüldü ki bir kuşağın ömrü yetmeyebilir. Bu mücadele geleneği devredilerek devam etmelidir. Sahipsiz ailelerine ve yakınlarına teslim edilmemiş tek bir ölü kalmayıncaya kadar bu kavga sürecektir. Bizler açıkça son bir ölü çıkartılıncaya kadar mücadelemizi devam ettireceğimizi ilan ediyoruz.”

Kozağaçlı’dan sonra sözü Adli Tıp Ana Bilim Dalı Uzmanı Prof. Dr. Ümit Biçer aldı. Biçer konuşmasında; “Bizler TTB, Adli Tıp Uzmanı Derneği, birlikte çalıştığımız insan hakları derneği ile birlikte Türkiye açısından çok önemli bir sorun olan toplu mezarlar konusunda devletin bir adım atması gerektiğini defalarca belirttik.  Hüsnü Yıldız kendi sorunu olmadığını ve Türkiye’de bulunan bütün toplu mezarların açılması için bir örnektir. Bizler hekimler olarak bu sürecin takipçisi olacağız. Ve gerçek iyileştirir.” dedi.

Son olarak sözü alan Ölüm Orucu direnişçisi Hüsnü Yıldız ise şunları söyledi “Yaklaşık altı ay önce kardeşimin Dersim Çemişgezek’te toplu mezarda olduğunu basından öğrendim. 17 PKK ve 2 DHKP/C gerillaların olduğunu ve bunların arasında kardeşimin olduğunu öğrendim. Bundan sonra hukuki bir süreç başlattım. Savcılıklara gereken başvuruları avukatlarımız yaptılar. Aradan epey bir süre geçti hukuki olarak hiçbir sonuç alamadık. 14 yıl boyunca insani olarak kendi çocuğunu arayan bir anne vardı, kendi kardeşini arayan ablaları vardı, ailesi vardı. Haber alamıyorduk ve 14 yıl sonra kardeşimizin toplu mezarda olduğunu öğrendik ve biz bunu talep ediyoruz.  En insani, haklı ve meşru olan bir süreç başlattık. Fakat bu süreç devlet katında bir karşılık görmedi. Ve ben de kardeşimi gerçekten seviyorsam onu oradan bir şekilde almam gerekiyordu. 10 Haziran 2011 tarihinde süresiz açlık grevine başladım. Ve Dersim meydanında çadırımı kurdum. Başta TAYAD’lı Aileler olmak üzere Dersim halkı bana sonuna kadar destek oldu. Yurtiçi ve yurtdışından destek telefon ve mektupları aldım, bunlar bana çok büyük bir moral kaynağı oldular. Açlık grevimin 45. gününden sonra eylemimi Ölüm Orucuna dönüştürdüm. Ben kendi kardeşimin ölüsünü, kemiklerini alabilmek için kendi bedenimi ölüme, açlığa yatırdım. Toplu mezarların açılması sırasında avukatlarımızın yapma dediği yapılmıyor, adli tıp uzmanın dokunma dediğine dokunulmuyordu. Her şey bizim denetimimiz dahilinde oluyordu. Ali’nin yoldaşları kendi elleriyle toprağı kazıp, kendi elleriyle kemikleri topladılar. Ve toplu mezarların usulüne göre açılışı konusunda başarılı olduğumuzu düşünüyorum, tekrardan bize destek veren herkese sonsuz kez teşekkür ediyorum. Çıkan 15 mezardan benim kardeşim çıkmamış olsa bile onların hepsi benim kardeşimdir, onları kardeşim olarak kabul ediyorum. Sürecin takipçisi olacağıma dair söz veriyorum ve amacımıza ulaştığımızı düşünerek Ölüm Orucu direnişime burada son veriyorum.”

Basın toplantısının son konuşmasını tekrar söz alan Av. Taylan Tanay yaptı ve şunları söyledi; “Bir hafta içerisinde Malatya Cumhuriyet baş Savcılığına başvurular yapılacak ve burada çocukları yakınları olan aileler DNA eşleşmeleri için kan ve doku örnekleri verecekler bu örnekler verildikten sonra İstanbul Adli Tıp Kurumunda bu eşleşmeler yapılacak ve cenazeler yakınlarına teslim edilecek. Yine savcılık bizim huzurumuzda hem bize, hem de Adli Tıp uzmanlarına teminat verdi. Bundan sonra o bölgede bizim tespit edeceğimiz herhangi bir alan (insan kalıntısının bulunduğu herhangi bir alan) kazım işlemleri yapılacak. Savcılar bizim, DKÖ ve ailelerin huzurunda Hüsnü Yıldız’a söz verdi. Bizler de bu sürecin takipçisi olacağız. Ve kazı yapılan yerde basına bazı şeyler yansıdı, küçük bazı siyasal gerginliklerin, bazı kasaba siyasetlerinin bugünkü tarihsel olayı gölgelememesi gerekiyor. Hüseyin Aygün sürecin başından itibaren bizim yanımızda oldu. Adalet Bakanıyla görüştüğümüz sürecin takipçisi oldu. Oradaki protestoyu anlamak ve adlandırmak mümkün değil. Yeri orası değildi. Ve sürece katkısı olan herkese teşekkür ediyoruz.”

Yapılan konuşmaların ardından Yaşasın Direniş Yaşasın Zafer sloganları atıldı. Atılan sloganların ardından hep birlikte halaylar çekildi.

Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-0Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-1Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-2Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-3Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-4Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-5Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-6Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-7Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-8Dersim-OO-zafer-basintoplantisi-20110814-9

Ana sayfa

Ana sayfa