| 2. Geleneksel Kürdistan Yaz Kampı Sona Erdi |
|
|
|
| Perşembe, 01 Eylül 2011 03:44 |
|
24 Ağustos günü Elazığ ve Malatya’dan gelecek olanlar akşam 8.00 civarı Dersim merkeze geldiler. Hiç zaman kaybetmeden Dersim’in Ovacık ilçesine doğru yola çıkıldı. Kiminde ilk kez katılıyor olmanın heyecanı, kiminde ise 2. kez katılmanın sevinci vardı. Yola çıkar çıkmaz tüm bu duygular yolculukta marşlara döküldü ve Dersim’in yemyeşil dağlarında yankılanarak yerlerini buldu. Araçlardan iner inmez misafirlerine ilk hoş geldiniz diyen Munzur’un gürül gürül akan sesi ve Ovacık’ın akşam soğuğu oldu. Kamp alanına varıldığında bir gün önceden çadırları kurmak için gidenler köylülerle birlikte bizleri karşıladılar. Saat gece yarısına varmak üzereydi. Çadırlar kurulmuş, ateş yakılmış, tüm hazırlıklar yapılmıştı. Akşam yemeğinden sonra bir yandan çaylar yudumlanırken diğer yandan program, görev dağılımı ve nöbet listesi belirlendi. Yatış saati geldiğinde kimsenin uyumaya niyeti yoktu. Ancak hem ertesi gün dinç olabilmek için, hem de saatin belirlenmiş olmasından kaynaklı nöbetçi arkadaşa iyi nöbetler denilerek çadırlara geçildi. Kalkış saatimiz 07.00 idi. Her gün bu saatte kalkıyor ve günlük programımızı hayata geçirmeye başlıyorduk. 07.30 spor, 08.00 kahvaltı, 09.00’da kitap okuma programımızla güne başlıyoruz. Kitap okuma programımız da bittikten sonra hazırlıklarımızı yapıp köylere gezi ve çalışma yapmaya sıra geliyordu. Öğlen yemekleri köylerde yeniliyordu. Gittiğimiz, kapısını çaldığımız her ev bizi içeri davet ediyor, çay ve yemek ikram ediyordu. Halkımız sohbetlerimizde bizlere bizim savaşçılarımızı anlatıyordu. Halkını vatanını sevdiği için bu toprakları kanlarıyla sulayanları… Kamp süresi boyunca Ovacık Merkeze ve Kızık, Kızılcık, Yeşilyazı, Pardi, Kedek, Ziyaret köylerine gidildi. Gidilen köylerde Halk Cephesi ve Yürüyüş önlükleriyle dergi dağıtımı yapıldı ve toplam 250 adet dergi halka ulaştırıldı. Ovacık Merkezde gerçekleştirilen dergi dağıtımında halkın yoğun ilgisini gören polis ortamı provoke etmek için resim çekmeye kalkıştı. Çekmelerine izin verilmedi. Korkudan titreyen AKP’nin işkenceci polisi kamerayı “çekmedik, bakın isterseniz” diyerek göstermeye çalıştı. Ve onları oradan kovduk. Onlar da arkalarına bile bakmadan yanımızdan uzaklaştı. Daha sonra merkezi terk etmeden önce orda bir düğüne topluca gidildi. Düğün çıkışı halkımız bizleri yolcu etti ve diğer köylere doğru yola koyulduk. Köy gezilerinden sonra yüzme programımızı hayata geçirdik ve kendimizi Munzur’un buz gibi suyuna bıraktık. Akşamları kampa dönüşte nöbetçi arkadaşlarımızın hazırlamış olduğu yemekte bir araya geliyoruz. Yemekten sonra da ateş başında çaylarımızı yudumlayarak her gün yaptığımız belli bir konusu olan sohbetlerimizi gerçekleştiriyoruz. Yani gün boyu hem birilerine bir şeyler öğretiyor hem onlardan yeni şeyler öğreniyorduk. Aynı zamanda kişisel eğitimimizi de gerçekleştiriyorduk. Bazı akşamlar sohbetimizden sonra film gösterimi yapıyor, bazı akşamlar da bilgi yarışması, halat çekme, çuval ve sessiz sinema gibi yarışmalarla günümüzü sonlandırıyorduk. Her gün mutlaka ziyaretçilerimiz oluyordu. Sohbetlerimizi ediyor dertlerini, sıkıntılarını paylaşıyorduk. Hepsi sistemden, kan emici asalaklardan yakınıyordu. Bizler de onlara umuda, kurtuluşa giden yolu sohbetlerimizde anlatıyorduk. 30 Ağustos Salı günü çadırımızı el birliğiyle kaldırdık. Halktan gideceğimizi bilenler bizleri yolcu etmeye geldi. Hepsi yine bekleriz, mutlaka gelin söylemleriyle bizlerle vedalaştı. Bir teyze “ne güzel komşu olmuştuk, önce kendinize alıştırıyorsunuz sonra da gidiyorsunuz” diyerek küçük ama sevgi dolu sitemlerde bulunuyordu. Ve bizlerle “mutlaka tekrar gelin” diyerek vedalaştı. Gideceğimiz aracı beklerken hep birlikte oturduk ve kampımızın değerlendirmesini yaptık. Ve her anı eğitici, öğretici, dolu dolu geçen kampımızı sonlandırdık. Dönüş yolunda kahramanlarımızın mezarlarını da ziyaret ettik ve öldüler ama yenilmediler şiarını tekrar haykırdık. İkincisini gerçekleştirdiğimiz bu kampımızla düzenin tatil anlayışına alternatif olduğumuzu bir kez daha göstermiş olduk. Düzen özellikle gençliği eğlence adına kıyı kentlere turistik bölgelere çağırıyor. İnsanlar oralardaki yoz yaşama özendirilmeye çalışılıyor. “Dinlenin, beyninizi boşaltın” propagandası yaparak tatil yapmak mutlaklaştırılıyor. İnsanlara bireyciliği bencilliği aşılamaya çalışıyor. Bizlerse bireyciliğin karşısına kolektivizmle, bencilliğin karşısına paylaşımla, yabancılaşmanın karşısına dayanışmayla çıkıyoruz… |