Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Tecrite Karşı Mücadele Devam Ediyor PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 24 Eylül 2011 19:02

Tecrite Karşı Mücadele Platformu, F Tipi hapishanelerde Eylül ayında yaşanan hak ihlalleri raporunu duyurmak için İstanbul Taksim Tramvay durağında bir basın açıklaması yaptı.

24 Eylül, Cumartesi günü, saat 12.45’te bir araya gelen TKMP bileşenleri, “Tecrite Son!”, “Devrimci Tutsaklar Teslim Alınamaz!”, “Devirimci Tutsakalar Onurumuzdur!”, “İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala” sloganlarını atarak basın açıklamasını başlattılar.

Her ay Taksim’de bir araya gelen TKMP bileşenleri, o ay içerisinde F Tipi hapishanelerde yaşanan işkenceleri, yasakları, baskıları, idari ve hukuki cezaları, genel olarak hak ihlallerini bir raporla kamuoyuna duyurmayı sürekli hale getirdiklerini ifade ederek şunları ifade ettiler:    

“F Tipi hapishanelerde tutsakların en temel insani hak ve taleplerine saldırılarla yanıt veriliyor. Tecrit politikasında ısrar edilmeye devam ediliyor. Keyfi uygulamalarla, hak gasplarıyla tecrit daha bir boyutlandırılıyor. F Tipi tecrit hücrelerinde 10 yılı aşkındır devrimci tutsaklara dayatılan kimliksizleştirme, teslim alma ve katletme politikası hızından bir şey kaybetmeden devam ettiriliyor.

Hapishanelerde diğer aylarda olduğu gibi bu ayda da olumlu yönde bir değişiklik olmadığı gibi, aksine yeni keyfi uygulamalar eklendi.

Görüş yasakları; onur kırıcı aramalar; disiplin ve iletişim cezaları; soruşturmalar; dergi, kitap, araştırma-inceleme yazılarının tutsaklara verilmemesi vs. keyfi uygulamaların değişmez tablosunu oluşturmaktadır. Bu keyfi uygulamalardan tutsak aileleri de payına düşeni almaya devam ediyorlar.

Tutsakların iletişimi yalnızca disiplin cezalarıyla engellenmiyor, bunun yanı sıra el koyma kararları ile sansür uygulamaları katlanarak devam ediyor. Bu keyfi uygulamaya göre, yazılan her satır “örgüt propagandası”, her mektup “örgütsel haberleşme” kapsamına alınıyor.

Ardı ardına verilen “disiplin cezaları” nedeniyle her bir tutsak yıllara varan ziyaret ve iletişim haklarından men edilmiştir. Bu cezalar aynı zamanda tutsakların infazlarının yanmasına kadar gidebiliyor.

16 Eylül 2011 tarihinde Van'dan İstanbul'a mahkeme için tutuklu taşıyan ring aracında çıkan yangında tutukluların bulunduğu ring hücresinin kapısı açılmadığı için 5 tutuklu yaşamını yitirdi. 19 Aralık katliamında da insanlar diri diri yakıldılar. Görülüyor ki, diri yakmak bir devlet geleneği.

5 tutuklunun diri diri ölüme terk edilmeleri ‘güvenlik' gerekçesiyle açıklanamaz. Tutukluların can güvenliğini koruduğunu iddia eden devlet bu tutsakların yakılmasını nasıl güvenlikle açıklayabiliyor? Bile bile tutsakların ölümü seyredildi. Bu vahşet değil de nedir? 19 Aralık'ta da diri diri yakılanların tanıklarıyız. Sürgün sevklerde, hastane, mahkemelere gidiş-gelişlerde havasız bırakma, ring araçlarını bölümlere ayırarak tecrit etme, küçücük hücrelerde kelepçe takılması gibi uygulamalar tam bir işkenceye dönüşmektedir.

5 tutuklunun ölümünde hapishane yönetimi başta olmak üzere, Adalet Bakanı Sadullah Ergin  ve  Ceza ve Tevkifevleri Genel müdürü Sefa Mermerci sorumludur. Sorumlular derhal istifa etmeli ve yargılanmalıdır.

Hopa olaylarının ardından tutuklanan ve Erzurum E Tipi hapishanesine konulan Ali Aksu, Önder Öner, Görgü Demirpençe, Erhan Köse, Cengiz Akyüz, İbrahim Aksu, İdris Akbıyık, yunus Aksu, Şinasi Gümüşkaya, Ender Yalçın, Şafak Ustabaşı ve Şaban Kotil hapishanede kapasite dolu bahanesiyle 'geçici koğuş'a götürülmüştur. Kaldıkları geçici koğuşun havalandırması olmadığından günde en fazla 3 saat havalandırmaya çıkabiliyorlar. Havalandırma sınırlandırılmasının yanı sıra mektupların ve günlük gazetelerin geç verilmesi, bazen de verilmemesi, kimi mektupların “örgütsel haberleşme” gerekçesiyle verilmemesi, kitap ve süreli yayınların idarede günlerce bekletilmesi, revire çıkma talepleri vb. aylardır karşılanmıyor.

Hopa tutsakları yaşadıkları sıkıntıların giderilmesi için defalarca hapishane yönetimiyle görüşme taleplerine yanıt verilmediği için 19 Eylül 2011 tarihinden itibaren koşullarının iyileştirilmemesi durumunda sayım vermeme ve havalandırmaya çıkmayacaklarını, taleplerinin karşılanmaması durumunda ise 21 Eylül’de açlık grevine başlayacaklarını belirttiler.

Ayrıca 2 aya yakın zamandır İmralı’da kalan Abdullah Öcalan ve 6 devrimci tutsak ne aileleriyle ne de avukatlarıyla görüştürülmekte. İletişim kuramamaktadırlar. Tamamen tecrit edilmiş şartlarda yaşam mücadelesi vermektedirler.

Devamlı olarak kadın tutsakların hastaneye ve mahkemeye gidişlerinde jandarmanın saldırılarıyla gündeme gelen Adana Karataş Kadın Kapalı Hapishanesi’nde 9 Eylül tarihinde tutsak Özlem Aydın’a önce hücre hapsi verilmiş, daha sonra da hemen apar topar adeta kaçırırcasına Denizli D Tipi Kapalı Hapishanesi’ne sürgün edilmiştir.

Adliyeye gidiş-gelişlerde, sürgün sevklerde tutuklulara işkenceyle gündemden düşmeyen jandarmaya yeni saldırı ve katliam yetkileri verildi. “Üçlü protokol” adı verilen Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı arasında yapılan düzenlemeyle jandarmaya 'kuvvetli şüphe durumları' gibi ucu açık bir tanımlama getirilerek -daha önce savcılıktan yazılı izin almak zorunda olan- Jandarma’ya sözlü bir izinle istediği zaman hücrelere arama adı altında girip saldırı ve katliam yapma yetkisi verildi.

Devrimci tutsakların tecrit hücrelerinde tutulmalarına, saldırı ve işkenceye maruz kalmalarına bugüne kadar sessiz kalmadık, kalmayacağız. Tecrit politikası ortadan kaldırılana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Tüm devrimci, demokrat, ilerici kurum ve kişileri mücadelemize katılmaya, hapishanelerdeki saldırı ve katliamlara karşı sessiz kalmamaya çağırıyoruz.

Tecrite, İşkenceye Son!

Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!

Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!”

Yaklaşık 75 kişinin katıldığı eylem, atılan sloganlarla sona erdi.

Ana sayfa