| TAYAD 3. Olağan Genel Kurulu Yapıldı |
|
|
|
| Salı, 04 Ekim 2011 00:00 |
|
- Tutsakların susmayan onurlu sesi TAYAD genel kuruluna hoşgeldiniz. Önce evlatlarını, daha sonra düşüncelerini sahiplenen TAYAD'lı Aileler Türkiye'de, dünyada Bağımsızlık, Demokrasi ve Sosyalizm mücadelesinin içinde yer alan Demokratik Kitle Örgütüdür. TAYAD ve TAYADlı Aileler bu sorumluluklarının bilincinde olarak halka yönelik her saldırının karşısında olmuşlardır. Halkın evlerinin yıkımında, işçilerin grevlerinde, köylülerin – gençliğin hak arama eylemlerinde TAYAD'lı Aileler hep yanlarında olmuşlardır. Tutsakların sesi olan TAYAD elbette öncelikle hapishanelerdeki saldırılara barikat olmaya çalışmıştır. Tutsakların hak alma mücadelesinde destekleri olan TAYAD giderek tutsaklar için verilen mücadelenin önderlerinden olmuştur. 1996 Ölüm Orucu ve 2000 – 2007 Ölüm Orucu eylemleri TAYAD'ın tarihinde önemli ve belirleyicidir. Her iki ölüm orucu eyleminde de ölüm oruççuları arasında TAYAD'lı Aileler vardır. TAYAD'ın, TAYAD’lı Ailelerin genel kuruluna hoşgeldiniz.
Ardından TAYAD adına yönetim kurulu başkanı Av. Behiç Aşçı bir konuşma yaptı. Aşçı, “TAYAD Sosyalizm Mücadelesinde Hep Olacak Ülkemiz bir kan gölü. Ülkemizin her yerinden kan damlıyor. Halklarımız sonsuz ve dizginsiz bir sömürüyle sömürülüyor. Kaynaklarımız, zenginliklerimiz emperyalizme ve işbirlikçilerine peşkeş çekiliyor. Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri adına iktidara gelen partilerin tümü kendilerini emperyalizme hizmet etmeye adıyorlar. Bir sürü parti iktidara geldi. Değişik görüşlerde olduklarını iddia eden, sağcı ya da solcu olduklarını iddia eden partiler iktidara geldiler. Ama halklarımızın sorunları çözülmedi. Aksine sorunlarımız gittikçe arttı. Yoksulluğumuz arttı. İşsiz kaldık, evsiz kaldık. Açıklanan ekonomik verilere göre ekonomi iyi gidiyordu. Kişi başına düşen gelirimiz artıyordu. İhracatımız artıyordu. Ama bize düşen bir şey yoktu. Aslında olan şuydu, sömürü artıyordu. Kuşkusuz sömürünün artması zulmün de artması demekti. Zulüm olmadan sömürü devam edemez. Sömürünün devam etmesi ve artması için sömürenlerin zulmetmesi de gerekir. Ülkemizde ve dünyada egemenler her geçen gün artan oranda zulümlerini arttırmaktadır. Devletlerin yönetimlerini değiştirmeyi kendisine iş edinen ABD ve AB Irak, Afganistan'dan sonra Libya'ya saldırıyor. Söylediklerine göre buralara demokrasi götürmek için saldırıyorlar. Irak'ı, Afganistan'ı, Libya'yı demokrasi götürmek için bombalayıp yok ediyorlar, taş taş üstünde bırakmıyorlar. İnsanları öldürerek özgürleştiriyorlar. Ülkemizdeki zulümde bundan geri durmamaktadır. Halklarımız her geçen gün daha fazla işkence görmekte, katledilmektedir. Kuşkusuz hapishanelerin bu saldırıların dışında kalması mümkün değildir. Hapishanelerde tecrit uygulanmakta, tecritte gedik açan, ölüm orucunun kazanımı olan SOHBET HAKKI uygulanmamaktadır. Adalet Bakanlığı F tipi hapishanelerde yeterli yer olmadığı ve yeterli personel olmadığını söyleyerek SOHBET HAKKINI uygulayamadığını iddia etmektedir. Bu gerekçe bile F tipi hapishanelerin tecrit amaçlı yapıldığını göstermektedir. Hapishanenin yapımı esnasında tecriti olabildiğinde ağırlaştırmak hedeflendiğinden herhangi bir boş alan bırakılmamıştır. Bakanlık F tipi hapishanelerde SOHBET HAKKINI uygulayacak boş alan bulamamaktadır. Gerçekte ise bu gerekçeler inandırıcı değildir. Hapishanelerde yeterli yer de, personel de bulunmaktadır. Fakat bakanlık tecriti bilinçli olarak uygulamaktadır. Sohbet hakkının tecritte gedik açtığının bilincindedir. Bu nedenle iradi olarak uygulamamaktadır. F tipi hapishaneler uzun bilimsel araştırmalar ve dünyadaki tecrit hapishanelerinin incelenmesinden sonra biçimlendirilmiştir. F tipi hapishanelerin mimari yapısı ve burada uygulanacak kurallar bütünü uzun araştırmalar, incelemelerle belirlenmiştir. F tipinde yapılmakta olan hiçbir şey boşuna değildir. Tümü tecriti ağırlaştırmak içindir. Bu nedenle de temel sorunumuz tecrittir. Tecrite karşı mücadeleden bir an bile geri durmamak gerekir. Bu sadece tutsak ailelerinin sorumluluğunda değildir. Demokratik kitle örgütleri, sendikalar, odalar, partiler tecrite karşı mücadelede sorumluluk almalıdır. Aslında tecrit sadece hapishanelerde uygulanmamaktadır. Emperyalizm tüm dünyada tecrit politikaları uygulamaktadır. Devletleri, örgütleri, kişileri tecrit etmeye çalışmaktadır. Bunun için de halkı kandırmanın temel araçlarından olan basını iyi kullanmaktadır. Tek bir merkezde hazırlanan haberler bir anda tüm dünyada medya organlarında yayınlanmaktadır. ABD tankerinden yayılan petrole bulanan kuşun görüntüsün ardında milyonlarca Irak'lı katledilmektedir. Bir dönem işbirliği yaptıkları, askeri olarak donattıkları Saddam, bir anda dünyanın en canisi olmuştur. Şimdi de dünyanın en kötüsü olma görevi Kaddafi'ye verilmiştir. Dünyanın en kötülerini belirleme hakkını bu emperyalistlere kim vermektedir? Kim onlara devletlerin yönetimlerini değiştirme yetkisi vermiştir? Sorun demokrasi değildir. Bugüne kadar darbecileri, diktatörlükleri desteklemiş olan emperyalizmin demokratikleştiğini iddia etmek akıl dışıdır, bilim dışıdır. Emperyalizm cephesinde değişen hiçbir şey yoktur. Libya halkının Kaddafi zulmünden kurtarmak için bombaladığını iddia eden AB'nin foyası hemen ortaya çıkmıştır. Daha saldırı başlamadan Fransa ve Libya'daki işbirlikçiler petrolün nasıl paylaşılacağını belirlemişler. Aynı Irak'ta olduğu gibi. Saddam diktatörlülüğüne karşı savaş açan ABD'nin asıl amacının Irak'ın petrol kaynaklarına el koymak olduğu bizzat işgalin sorumlularınca itiraf edilmiştir. Irak'da ölen 500 bin çocuk için çıkarlarımız için ölmelerine değerdi... diyen ABD'dir. İşte yaşadığımız dünyanın gerçeği. Dünyada değişen hiçbir şey yoktur. Herşey aynıdır. Emperyalizm değişmemiştir. Saldırılarını arttırmaktadır. Saldırıya uğrayanlar ise biziz, halkız. Emperyalizme direndiğimiz için gözaltına alınmakta, katledilmekte, işkence görmekte, tecrit hücrelerine atılmaktayız. Sadece TAYAD'ın son 3 yılı bu söylenenleri doğrulamaktadır. 3 yıl TAYAD ile geçmiştir. Bu 3 yılda sözünü söyleyen yine TAYAD olmuştur. Bu dönem de irade savaşlarıyla ve zaferlerle geçmiştir. Küçük zaferler büyük zaferi daha da yakınlaştırmaktadır. Hapishanelerde saldırılar eksik olmamış, artmıştır. SESSİZ İMHA politikalarıyla tutsaklar muayene ve tedavileri yaptırılmayarak, iyileşebilir hastalıklardan öldürülmektedir. Hapishanede kanser olan tutsaklardan biri de Güler Zere'dir. Hastalığının teşhisi konulmuş olmasına ve hastanede tedavisinin mümkün olmadığına dair raporlara rağmen Güler Zere tahliye edilmemiştir. Ama biz teslim olmadık ve Güler'i aldık. Güler'i zulmün elinden çekip aldık. Güler bizim kollarımızda şehit düştü. 1 Mayıs alanını kazandık. Taksim'i kazandık. TAYAD'lı Ailelerin de katıldığı ısrarlı ve kararlı mücadele Taksim'i kazanmıştır. Taksim'i kazanan devrimci irade,örgütlülük,ısrar ve kararlılıktır. Polis mahallelerimizde terör estirmektedir. mahallelerimiz polis tarafından helikopter desteğinde, parzerlerle basılmaktadır. Sadece 1 yıl içinde 100'den fazla insanımız tutuklanmıştır. Polis terörüne karşı Çayan mahallesinde meşruluğumuzu haykırdık. 90 gün süren açlık grevi eylemimizle direndik. 90 gün süresince orada idik. Saldırıya uğradık, çadırımız basıldı, tahrip edildi. Ama biz tekrar kurduk. Ankara'ya yürüdük. Tecrite karşı, tutsak düşen TAYAD'lıların özgürlüğü için Ankara'ya yürüdük. Yürüyüşümüz egemenleri rahatsız etti. Düzce'den itibaren faşist saldırılar örgütlediler. Geri dönmedik. Tek bir adım geri atmadık. Faşistler polislerle kol kola saldırdı. Saldırılar aralıksız Ankara'ya Abdi İpekçi Parkına kadar sürdü. Ama biz bizi faşistlerin beklediğini bilerek yürümeye devam ettik. Taş yağmuru altında yürüdük. Ve Ankara'ya vardık. Toplu mezarları açtırdık. AKP'nin açmayacağını belirttiği toplu mezarları biz ölüm orucu eylemimizle açtırdık. Toplu mezarların açılmama politikası iflas etmiştir. Toplu mezarlar usulüne uygun, bilimsel yöntemlerle açılmıştır. Temel sorun çözülmemiştir. Hapishanelerde tecrit olanca ağırlıkla uygulanmaktadır. Kuşkusuz tutsaklar tecrite karşı direnmektedir. Ama bu yeterli değildir. Görev bizlere düşmektedir. İktidarın büyük paralar, yıllarca süren araştırmalarla yapmaya karar verdiği F tipi hapishaneleri biz de en az o kadar ciddiye almalıyız. Çünkü tecrit tutsakları etkilemektedir. Bugün hasta olmayan tutsak kalmamıştır. Ve onların yapabilecekleri sınırlıdır. Onların sesi olmak, onları canlı canlı gömülmeye çalışıldıkları mezardan çıkartmak sorumluluğu bize düşmektedir. Kuşkusuz bugüne kadar mücadele verilmiştir ve verilmektedir. Ama yeterli değildir. Mücadeleyi yükseltmeli, yeni insanları örgütleyerek mücadeleye katmalı ve zaferi daha çabuk kazanmalıyız.”
Av. Behiç Aşcı'nın konuşmasından sonra gelen mesajların okunmasına geçildi. Bakırköy Kadın, Gebze M Tipi, Tekirdağ F Tipi hapishanelerinden özgür tutsakların TAYAD’lı Ailelere ve TAYAD'ın genel kuruluna gönderdikleri mesajlar okundu. Mesajların okunmasından sonra tiyatro sanatçısı Mehmet Esatoğlu ve TAYAD'lı Ailelerden Feridun Osmanağaoğlu'nun oynadıkları oyun izlendi. Oyun hücre tipi bir hapishanede işkenceci gardiyanla devrimci tutsak arasında geçiyordu. Oyunun senaryosu gereği salonun dışından gelen sloganlarla, işkence sesleri ile başlaması bazı seyircileri hareketlendirdi. Genel Kurulu izlemeye gelen bazı seyircilerin slogan seslerinin geldiği koridora koştukları gözlendi. Yaklaşık 20 dakika süren ve hapishanelerdeki tecriti, işkenceleri anlatan oyundan sonra TAYAD'lı Ailelerden Gülsen Kargın söz aldı. Gülsen Ana kendi yazdığı şiirini okudu. Gülsen Ana'nın yüreğinden kopup gelen duygular kâğıda dizilmişti. Onun söyledikleri aslında tüm anaların yüreğindekiydi. Gülsen Ana belki bir şair değildi ama dile getirdiği duygularla salondaki herkesin yüreğine hitap etti, duygulandırdı.
Sahneye gönülleri genç analar çıktılar. Mesude Ana, Kezban Ana, Bedriye Ana, Nevriye Ana, Nagehan Ana, Neriman Ana, Songül Ana, Yıldız Ana, Zeynep Ana TAYAD Korosu olarak sahneye çıkarak iki parça söylediler. Anaların söylediği marşlar herkesi etkiledi, şaşırttı, duygulandırdı. Analarımız sanki kırk yıldır sahnede imişler gibi rahat, kendinden emin, güvenli ve gururluydular. Onlar önlerindeki bentleri yıkıyorlardı. Yıktılar da. Tüm genel kurul programının en çok alkış alan kısmı TAYAD Korosu oldu. TAYAD Korosu'ndan sonra şairler Ruhan Mavruk ve İbrahim Karaca sahneye çıktı. Devrimcilerin dostu şairler okudukları şiirlerle genel kurulu selamladılar. Ardından sanatçı Pınar Sağ geldi. Pınar Sağ kısa bir konuşmayla genel kurulu, TAYAD'lı Aileleri selamladı ve bir türküsünü aileler için okudu. - 20 dakikalık ara verildikten sonra genel kurulun ikinci kısmına geçildi. Genel kurulun ikinci kısmı TAYAD'ı TAYAD'lıların ağzından anlatılmasına ayrılmıştı. Sunuculuk yapan Tülay Eski, “1984 yılında faaliyetlerine başlayan TAYAD'lılar aslında sevginin, sahiplenmenin cisimleşmiş halidir. TAYAD'IN tarihine bakan herkes bu tarihte evlat sevgisini, eş ve çocuk sevgisini ve bu sevginin nasıl halk sevgisine dönüştüğünü görür. 12 Eylül askeri darbesinin ağır baskı koşullarında evlatlarını sahiplenme mücadelesi veren TAYAD'LI AİLELER 1984 yılından itibaren de örgütlenmeye başladılar. Metris Hapishanesinin kapısının önündeki bir kahvede başlayan örgütlenme çalışmaları bugünlere geldi. 1986 yılında resmen kurulan TAYAD sürekli baskıya maruz kaldı. Derneklerimiz kapatıldı, üyelerimiz gözaltına alındı ve tutuklandı. Katledildi. Ama yılmadılar. Çünkü haklıydılar. Bu vatanı ve halklarımızı, dünya halklarını seviyorlardı. Bu bilinçle yaşadılar, mücadele ettiler. Kuşkusuz o günler baskının daha ağır olduğu, örgütlenmenin çok daha zor olduğu yıllardı. Ailelerimiz bütün bu zorlukları birer birer aşmayı bildiler. Şimdi 1980'li yıllarda TAYAD'IN kuruluşu mücadelesi veren ailelerimizi davet ediyoruz.” sözleriyle TAYAD'lı Aileleri birer birer kürsüye çağırdı.
TAYAD temeli 1984 yılında atılan ulu bir çınardı. Analarımız Mesude Ana ve Kezban Ana kısaca TAYAD'ı nasıl yokluklar içinde kurduklarını anlattılar. Ardından sözü Canan ve Zehra'nın babası, TAYAD'lı Ailemiz Ahmet Kulaksız, Ahmet Abi aldı. Ahmet abi de kısaca TAYAD'ı, nasıl çalıştıklarını anlattı. Gün geçmiyor ki mücadelesiz olsun. Kısa tarihimizde bir çok zaferler kazanmışız. AKP'nin tahliye etmeyeceğim dediği Güler Zere'yi zulmün elinden aldık. Güler'i alma mücadelemizi TAYAD'lı analardan Nagehan Abla ve Samiye Abla anlattılar. Aşağıdaki anonsla çağrılan analardan Samiye Abla Adana Balcalı Hastanesinde Güler Zere'in yanında kalırken yaşadıklarını, TBMM insan hakları komisyonu başkanı Zafer Üskül'ün Güler Zere ile yaptığı görüşmeyi anlattı. Zafer Üskül'ün insan hakları komisyonu adına geldiğini söylesine rağmen zulmü aklamak için geldiğini, tecrit koşullarının propagandasını yapmak için geldiğini anlattı. Nagehan abla ise Adli Tıp Kurumu önünde açtıkları çadırı, yaptıkları oturma eylemini anlatarak hakların verilmeyip mücadele ile kazanılacağını tekrar hatırlattı. “İktidar hapishanelerde her araçla tutsaklara saldırıyor. Bunlardan biri de SESSİZ İMHA dediğimiz tutsakların önce hastalanmasını, sonra da tedavilerini yapmayarak ölmelerini sağlayan yöntem. Güler Zere de bu yolla hapishanede katledilmeye çalışıldı. Biz izin vermedik. TAYAD'lı Aileler Güler'in hastalığının ve tahliye edilmeyeceğinin öğrenilmesinden sonra meşru tüm araç ve yolları kullanarak mücadele ettiler. Basın açıklamaları, yürüyüşler, oturma eylemleri ile sonuç almaya çalıştık. İktidar Güler'i tahliye etmemek için her şeyi denedi. İktidarın çamaşır makinesi görevini yürüten Adli Tıp Kurumu Güler'in tahliye edilmemesini, tecritte katledilmesini istedi. Ama TAYAD'lı Aileler izin vermediler. Direndiler ve kazandılar. Güler'i zulmün elinden aldılar.” TAYAD'lılar çoğu kesimin kendilerinden beklemediği şeyleri yapmasıyla da tanınırlar. Nitekim 2010 yılında İstanbul'dan Ankara'ya yürüme kararı aldılar. Bedenleri yaşlıydı belki ama güçleri bedenlerinden değil yüreklerinden geliyordu. Onları 420 kilometre yürüten de bu güçtü. Yürüyüşe katılanlar niye yürüyüş yaptıklarını, neler yaşadıklarını, yolda uğradıkları saldırıları anlattılar. Yürüyüşte olmasa da o zamanki tutsaklardan Zeynep Yayla bulunduğu tecrit hapishanesinde yaşadıklarını anlattı. Yürüyüşün başlamasından itibaren haberleri takip etmeye başladıklarını, saldırıların başlamasından sonra haberlerde geçmeye başladığını, tutsaklar için kendileri için yürüyen, saldırıya uğrayan TAYAD'lılarla gurur duyduğunu anlattı. Tüm tutsakların o sıralarda aynı duyguları yaşadıklarını söyledi. TAYAD sadece hapishaneler için mücadele etmiyor. O bir Demokratik Kitle Örgütü. Bu misyonuna uygun olarak çalışıyor. Halka yönelik her saldırıya karşı tepkisini göstermeye çalışıyor. Bilindiği üzere mahallelerde polis terörü estirilmekte. Bu teröre karşı TAYAD'lı Aileler açtıkları çadırla direndiler. “Mahallelerde yaşanmakta olan polis terörüne karşı TAYAD'lı Aileler Çayan mahallesinde 90 gün süren açlık grevi eylemi yaptılar. Çayan mahallesi Hüseyin Aksoy parkında yapılan eylemin her anı kendi içindeki başka eylemler geçti. Son 1 yıldır mahallelerimiz yoğun bir polis ablukası ve baskısı altındaydı. 1 yıl içinde 100'den fazla insanımız tutuklanarak hücrelere kapatıldı. Polis helikopter destekli saldırılarında mahallelerimize, evlerimize panzerler, özel timler, ağır silahlarla saldırdı. Çünkü polise göre hepimiz suçluyduk. Mahallelerimizde uyuşturucu satışına, fuhuş yaptırılmasına, kumar oynanmasına engel olmayan, aksine destek olan polis yozlaşmaya karşı mücadele eden, değerlerimizi koruma mücadelesi veren insanlarımıza saldırdı. TAYAD'lı aileler bu saldırıları durdurmak, protesto ve teşhir etmek için açlık grevi eylemi yaptılar…” sözleriyle çağrılan TAYAD'lı Ailelerden Sezai Demirtaş keyfi gözaltı ve tutuklama terörüne karşı Çayan Mahallesinde 90 gün yaptıkları açlık grevi eylemini anlattı.
“Kayıp mezarlar ülkemizin temel sorunlarından biridir. Tahminlerimize göre yaklaşık 200 kadar toplu mezarda 2000 ila 3000 arasında insanımız yatmaktadır. Toplu mezarlar Alman faşizminin, Hitler'in bulduğu bir saldırı yöntemidir. Halkaların değerlerine saldırarak, halkta korku yaratmak, yıldırmak hedeflenmiştir. Toplu mezarlar daha sonra Latin Amerika'da, Asya'da, Afrika ve Ortadoğu'da kullanılmıştır. Ülkemizde de sık sık kullanılan toplu mezar saldırısıyla toprak altına gömülen insanlarımızdan birisi DHKP-C gerillası Ali Yıldız'dır. Dersim Çemişgezek'de bir toplu mezarda olduğunun 2011 yılı başlarında öğrenilmesinden sonra onu oradan çıkartma mücadelemiz başladı. Yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Savcılıklara, mahkemelere yapılan başvurular ret edildi. Ve artık yasal olarak yapılabilecek bir şey kalmadığından haklılığımız ve meşruluğumuzla direnişin biçimini değiştirdik. Yapılan yasal başvurular bizlere AKP'nin riyakarlığını bir kez daha gösterdi. Seçimlerden önce toplu mezarları açtıracağını söyleyen ve hatta göstermelik Birkaç kazı yapan AKP, seçimlerden sonra mezarları açmayacağını ilan etti. Daha önce kazdığı toplu mezarlardan bulunan kemiklerin de hayvan kemikleri olduğunu ilan etti. Biz açlık grevi ve ölüm orucu eylemimizle toplu mezarları açtırdık. Çemişgezek'de 3 ayrı toplu mezardan 15 insanımızın kemikleri çıkartıldı. Şimdi bu cenazelerin kimliklerinin tespit edilmesini bekliyoruz. Ali Yıldız'ın abisi Hüsnü Yıldız bu süreçte aile sevgisinin. Kardeş sevgisinin ne olması gerektiğini ve nasıl olması gerektiğini hepimize gösterdi. Kardeşinin kemiklerini almak için ölüme yatan Hüsnü abiyi davet ediyoruz.” Yukarıdaki anons ülkemizin temel sorunlarından birini anlatmaktadır. Toplu mezarlar. Bilindiği ve tahmin edildiği kadarıyla 2000 – 3000 insanımız toplu mezarlara gömülü bulunmaktadır. Toplu mezarlar iktidar politikasıdır. Toplu mezarları düzen üretmektedir. Toplu mezarlar direnişsiz karşılanmadı. Toplu mezara gömülen DHKP-C gerillası Ali Yıldız'ın kemiklerini almak için Dersim'de ölüm orucu eylemi yapan Hüsnü Yıldız sözü aldı. Hüsnü abi Dersim'de TAYAD'lı Ailelerle birlikte iken yaşadıklarını esprili bir dille anlattı. Hüsnü Abiden sonra son sözü hepimizin yüreğinin sesi Grup Yorum aldı. Marşlarıyla kitleyi coşturan Grup Yorum'dan sonra yapılan seçimlerde Fahrettin Keskin, Nagehan Kurt, Ahmet Kulaksız, Tülay Eski Ve Behiç Aşcı yönetim kurulu üyeliklerini, Behiç Aşcı Yönetim Kurulu Başkanlığına seçildi. |