| Ferhat Ve Berna’yı Zulmün Elinden Aldık |
|
|
|
| Cumartesi, 08 Ekim 2011 00:00 |
|
Beşiktaş Adliyesi'nin önüne saat 10.00’da gittik. Ring araçları erkenden getirildiği için Ferhat ve Berna'yı sloganlarımızla karşılamak istedik. Ancak önümüze polis barikatı kurulmuştu. Daha düne kadar açık olan adliye önü bugün halka kapatılmıştı. Gerekçe ise her zaman ki gibi güvenlikti ve bu yüzden savcı "Kapatın!" diye talimat vermişti. Hiç yabancı olmadığımız bir durumdu. Senelerdir bu ülkenin alanlarını, sokaklarını, caddelerini kapatmıyor muydu faşizm? Bugün de adliyenin önünü kapatmışlardı işte. Ferhat ve Berna'nın açtıkları resmin olduğu pankartı ve "Parasız Eğitim İstemek Suç Değildir." yazan pankartımızı açıp polis barikatlarının önüne serdik ve oturma eylemine başladık. Burası araçların gelip geçtiği bir yerdi. Daha önceki gözaltılardan, işkencelerden tanıdığımız polisler bütün ikiyüzlülüğü ve ahlaksızlığı ile bugün gelmiş bize babacan bir tavırla "Pankartınızı kaldırın!" diyordu. "Hayır!" dedik. “Siz önce bizi içeri alın." O sırada CHP İstanbul milletvekili geldi. O da gelip oturma eylemimize katıldı. Mahkemeye gelen aileler vardı. Bugün aynı zamanda KCK operasyonundan gözaltına alınanların mahkemeleri vardı. Onların da aileleri oradaydı. Sloganlarımızla, sesli konuşmalarımızla çevredeki halka taleplerimizi, neden burada olduğumuzu anlattık. Sloganlarımıza halkta katılıyordu. Onlar da biliyordu artık. Bugün Berna ve Ferhat'ı sahiplenmek parasız eğitim talebini sahiplenmekti. Onları sahiplenmek düzenin ikiyüzlülüğünü, ahlaksızlığını teşhir etmekti. Bunun bilinciyle insanlar geliyordu. Saatler ilerledikçe sayımız artıyordu. Sayımız arttıkça sivil polisler ortalıktan çekilmeye başladı, polis barikatlarının arkasına geçtiler. Biz ise gittikçe çoğalıyorduk. Şairin şiirinde dediği gibi “Öldükçe çoğalıyor adamlar, ben tükenmekteyim öldürdükçe.” Berna ve Ferhat tutuklanınca susar herkes, bir daha parasız eğitim istemez dediler. Hele başbakanın karşısında kimse pankart açamaz artık dediler. Oysa yanıldılar. 19 ay boyunca onlarca, yüzlerce Ferhat ve Berna olup dikildik bizi sömürenlerin, bize zulmedenlerin karşısına. Biz de parasız eğitim istiyoruz diye. Birçok ilde, alanlarda, yoksul gecekondu mahallelerinde çadırlar kurduk, açlık grevleri yaptık. Defalarca gözaltına alınıp, işkencelerden geçirildik. Ailelerimiz aranıp tehdit edildi. Adım adım Ankara'ya yürüdük. Susun dediler, istemeyin dediler. Yoksa size Ferhat ve Berna'ya yaptığımızı yaparız dediler. Biz de ısrarla, inatla "istiyoruz, alacağız" dedik. Evet bugün burjuva basın-yayın gazetelerde yazıyor, TV'lerde çıkarıyorsa bizim 19 ay süren ısrarlı, kararlı mücadelemiz sayesindeydi. Bir kamuoyu oluşturulduysa bizim mücadelemiz sayesindeydi. Ve bugün yaratılan bu kamuoyunu kullanmaya çalışan CHP de mahkemenin önüne geldi. Önce CHP'nin ilçelerdeki gençlik kolları tek tek pankartlarıyla geldiler, sonra kadın kolları. Onlara pankart ve dövizlerini açmalarını istemediğimizi söyledik. Çünkü aylardır bunun mücadelesini veren, bedel ödeyen bizdik. Gençlik Federasyonu idi. 19 ay boyunca CHP neredeydi dedik. Siz bugün burada Ferhat ve Berna'yı sahiplenmiyor, reklam yapıyorsunuz dedik. CHP'li birkaç milletvekili gelip alelacele açıklama yapıp yanımıza bile uğramadan kaçarcasına gittiler. CHP'lilerin emeğimizi kullanmasına izin vermedik ve halka teşhir ettik. Kocaman halaylar kurduk yine. Saat 12.00'de Gençlik Federasyonu bir basın açıklaması yaptı. "Parasız Eğitim İstemek Suç Değildir!", "Ferhat ve Berna Serbest Bırakılsın!", "Öğrenciyiz, Haklıyız Kazanacağız!", "Yaşasın Dev-Genç, Yaşasın Dev-Genç'liler!", "Adalet İstiyoruz!" sloganlarıyla başlayan eylemde açıklamayı okuyan Gökçe Uluada açıklamada "Pankart açan, anayasada bile var olan parasız eğitim hakkını isteyen Ferhat ve Berna yargılanamaz. Pankart açan öğrencileri 20 aydır hapishanede tutan bir ülkede adalet yoktur. AKP bu mahkemeyle gençliğin mücadelesini boğmak ve gençlikten intikam almak istiyor." diyerek herkesi mahkemeye çağırdı. Saat 15.00'da ise Eğitim-Sen basın açıklaması yaptı. Saat 15.30'da mahkeme de başladı. Dışarıda ise heyecanlı bir bekleyiş vardı. Bu defa "alacağız zulmün elinden Ferhat ve Berna'yı" diyordu herkes. Ya alamazsak deyince herkesin sözlerinde bir öfke beliriyordu. İşte o zaman korksunlar bizden diyorduk. Kararlıydık yoldaşlarımızı almakta. Ve beklediğimiz haber saat 17.00'da geldi. Ferhat ve Berna tahliye oldu. "Yaşasın Direniş, Yaşasın Zafer" diye haykırdık. Tahliye olurlarsa şurada kocaman bir halay kuracağız demiştik. 19 aydır hayalini kurduğumuz halayımızı kurduk. Sonra hep birlikte Ferhat ve Berna'yı hapishanelerden almaya gittik. Berna Bakırköy'de, Ferhat ise Kandıra 1 No'ludaydı. Kandıra uzak olduğu için Ferhat'ı almaya çok kalabalık gidemedik ancak Berna'yı almaya kalabalık gittik. Hapishanenin önünde heyecanla beklerken birden hapishanenin koca demir kapısı açıldı ve Berna zafer işaretiyle "Yaşasın Dev-Genç, Yaşasın Dev-Genç'liler" sloganıyla dışarı çıktı. Günü özetleyen ise bir gazeteci arkadaştı. "O kadar örgüt gördüm sizin gibi yoldaşlarını sahipleneni görmedim. Ferhat ve Berna sizin mücadeleniz sayesinde çıktı." |