| Kürecik’teydik… |
|
|
|
| Perşembe, 03 Kasım 2011 07:11 |
|
Köy garajlarında da bizi bekliyorlardı. Birkaç sefer bellerindeki telsizin sesini bize duyurarak “biz de buradayız” diyorlardı akıllarınca. Kürecik’te köylülerin çadır kurduğunu köy garajlarında öğrendik. Bu nedenle ilk uğrak yerimiz çadırı ziyaret oldu. Kendimizi tanıttık, çadır direnişi konusunda kendi deneyimlerimizi aktardık ve dergilerimizi oraya bırakarak yollara düştük akşam tekrar uğrayacağız diyerek. Kürecik’in merkezi olan Kepez’e gittik. Önlüklerimiz ve şapkalarımızla dergimizi kapı kapı dolaşarak tanıtmaya, satmaya başladık. Bir amcaya rastladık. İlkin bizimle epey bir tartıştıktan sonra dergimizi aldığı gibi kahvede satımına kendi de yardımcı oldu. Lise olduğunu öğrenince lisenin yolunu tuttuk. Füze kalkanı değil demokratik lise kampanyamızı onlara da anlatacaktık. Liseliler teneffüse çıktıklarında bizi görünce kapı önüne kadar geldiler. İçlerinden koşarak gelenler olmuştu. Hepsinin de gözlerinin içi gülüyordu. Elimizde eski dergilerimiz de vardı. Dergimizin çok cüzü bir fiyata olduğunu bilsek de köylerde parası olamayan insanlarla karşılaşacağımızı tahmin ettiğimiz için elimizde kalan eski sayılarımızı da almıştık yanımıza. Liselilerde o yoksul köylülerin çocuklarıydı ve paraları yoktu. Birçoğuna verdik dergilerimizi, okuyan diğer arkadaşlarına verecek sözü de aldık liselilerden. Ama biz liseden ayrılınca jandarmanın geldiğini ve dergilerin bir kısmını topladığını bir gün sonra başka bir köyde kapı çalışmasında öğrendik. Kapıyı açan teyze çocuğundan aldığı bu bilgiyi bizle paylaşırken “dikkat edin” diyordu. Bu devletin zulmünü gören halk bizi korumak istiyordu bu sözüyle. Liseden ayrıldıktan sonra yolumuza devam ettik. Evler dağınıktı, biri dağın bir yamacında diğeri farklı bir yerindeydi. Yine de hangisine gitsek insanlar bizi evlerine buyur ediyorlardı. Kimisi şaşırıyordu bunlar da kim bu dağ başında diye ama yaşlıların sevgi saçan gözlerinde, kadınların utangaç gülümsemelerinde, erkeklerin hoş geldiniz deyişlerinde devrimciler bunlar dediklerini anlıyorduk. Evlerin her birinin bir yerde olması işimizi zorlaştırsa da halkta unutulmayacak bir şey yarattığımızı bilerek gidiyorduk. Dağ taş saatlerce yürüdükten sonra çadıra döndüğümüzde yürüdüğümüz mesafeyi, gittiğimiz yerleri duyunca köylüler başköşeye oturttular bizi. Gece yarısına kadar sohbetler edildi, sazlar çalındı türküler, marşlar söylendi, soba başında çaylar yudumlandı. Çok yorulduğumuzu düşünen hiç tanımadığımız bir amca bizi evine götürdü. Çadırda kalma konusunda ısrar etsek de herkes dinlenmemizden taraftı. Yarın sabah görüşürüz diyerek ayrıldık. Gittiğimiz köy evinde hani derler ya padişahlar gibi ağırlandık. Birçok değerimizin, halk kültürümüzün köylerde yaşatıldığını bir kez daha görmüş olduk. Sabah kahvaltı sonrası köyde dergi dağıtımına başladık. Kış aylarında köylerde kalanlar daha da azalmışlardı. Her köyde on bilemedin onbeş hane var. Kalanların çoğunluğunu yaşlılar oluşturuyor. Dağlara ilk kar düşmüş. O dağlarda gezenleri hiç unutmamışlar. Kürecik Hançerli’de şehit düşen beş gerillamızı biliyorlar. Unutulmayanlar Mahirler, Denizler, İbolar, Sinanlar… Çocuklarının isimlerinde yaşıyor devrimci önderler… “ah o eski devrimciler” demeden de geçmiyorlar. Tekrar çadıra uğruyoruz. Oradan da Gürkaynak köyüne geçiyoruz. Kâhyalı, Kepez, Demirciler, Dutlu uğradığımız köyler oluyorlar. Yüze yakın eski sayıları verdiğimiz iki günlük dergi satışımızda son sayıdan da 36 tane satarak dönüyoruz. Malatya Yürüyüş Okurları |