Ana sayfa

Eylem takvimi

Birde şu haberi okuyun

Viyana’da “19-22 Aralık 2000 Hapishaneler Katliamı ve Direnişi” Etkinliği PDF Yazdır e-Posta
Pazartesi, 19 Aralık 2011 09:11

19-22 Aralık 2000 yılında 20 hapishaneye birden gerçekleştirilen operasyonlarda katledilen 28 devrimciyi anmak ve can bedeliyle ortaya konulan direnişle hatırlamak için Avusturya’nın başkenti Viyana’da bir etkinlik düzenlendi.

Saat 14.00’den itibaren AFA (Anadolu Federasyonu Avusturya) merkezine  gelenlerin selemlanmasıyla birlikte etkinlik 28 devrimci nedzinde tüm devrim şehitlerinin anısına 1 dakikalık saygı duruşuyla başladı.

Etkinlik, Kandıra 1 Nolu F tipinden Bülent Özdemir’in Mektubu’nun 5 ayrı arkadaşımız tarafından okunmasıyla devam etti.

Ardından AFA koro çalışma grubu  “Özgür Tutsak” ve “Kahramanlar Ölmez”  marşlarını seslendirdi.

28’ler etkinlikte aramızdaydılar, Ayçe İdil adlı küçük kardeşimiz ben bugün Özlem Ercan’ım dedi ve hayat hikayesini paylaştı bizimle, Parti-Cephe ile tanışmasını, zülme karşı durmasını, halkını ne kadar sevdiğini. Başka bir gencimiz “Ben Fırat Tavuk” diyerek Fırat’ı taşıdı bize, ardından bir ablamız Fidan oldu bir diğeri Seyhan.

Etkinlik Türkiye’den davetli olarak katılan Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı’nın konuşmasıyla devam etti. Kozağaçlı konuşmasında 70’lerden itibaren Türkiye hapishaneler tarihini özetlerken 19 Aralık’a kadarki süreci anlattı. Sonrasında yaşananları anlatırken o günkü direnişi anlayamayanlar ve direnmemek için bahaneler üretenlerin 10 yıl sonra bugün boşa çıktıklarını, ya siyaseti bıraktıklarını ya da silindiklerini beraber yaşadığımızı anlattı. Katliamdan önce tutsakların bizi teslim alamazlar sözünü biz dahil çoğu kimse anlamamıştı diyen Kozağaçlı, bunun anlamının katliam sırasında gösterilen direnişte ortaya çıktığını ve anlamını bulduğunu belirtti. Devamınd,a direnişin devam ettiğinden ve tutsakların şehitlerden aldığı güçle tecrit politikasını boşa çıkardığından, yaratıcılıkları ve direngenlikleriyle hapishane yönetimlerini, zulmün sahiplerini gün be gün yendiklerinden bahsetti. Son olarak katledilen bir çok devrimciyle tanışma onuruna eriştiğini ifade ettikten sonra onlarla ilgili yaşadığı bazı anılarını paylaştı.

80 kişinin katıldığı etkinlik saat 16.30’dan sonra yapılan ikramlar, dağıtılan aşure ve yapılan  sohbetlerle devam etti.

Etkinlikte okunan mektup şöyleydi

Merhaba,

Hapishaneden yazıyorum size.

Tecritten. F Tipi’nden.

Halimizi, ahvalimizi sorarsanız, her gün biraz daha ustalaşıyoruz tecriti kırmada. Bir de kavgada.

10 yıl öncesini anlatmak istiyorum size. Hatırlıyor musunuz 10 yıl öncesini?

Bir canlandırın zihninizde. Getirin gözünüzün önüne. Ne kalmış aklınızda, canlı, unutulmayan? Hatırladınız mı? Kimimiz güzel bir anını (eğlenirken, tatil yaparken, gezerken…) hatırlamıştır belki. Kimimiz de acı, keder, sıkıntı olan anları…

10 yıl öncesini anlatacağım size.

2000 yılının son günlerini. 10 yıl öncesinin bu günlerini. Aralık günlerini…

Hatırladınız mı?

Sahi siz neredeydiniz o günlerde? Nerelerdeydiniz? Kaç yaşındaydınız? Ne yapıyordunuz? Ne yapmıyordunuz? Nasıldınız?.. 10 yıl öncesini anlatacağım size. Anlatabilecek miyim bilmiyorum, ama 10 yıl öncesini anlatacağım. 19 Aralık günlerini…

GELDİLER! YENİLDİLER!

Siz neredeydiniz, ne yapıyordunuz, neyle meşguldünüz, kaçtı bilmiyorum. Hatırlıyor musunuz, biliyor musunuz, yaşadınız mı, onu da bilmiyorum. Bildiğim, biz oradaydık. Hatırlıyoruz her karesini, anını. Her şeyi… Çünkü hiç unutmadık o günleri,yaşadıklarımızı, yaşananları…

Ömrümüzün en devrimci çağındaydık. Ercan, Ata, İbili, Rıza, Umut çağında. Öyle direngen.

Geldiler! Korkaktılar yine. Karanlıktı yüzleri. Çıkıp gelmişlerdi karanlıklardan. Kum torbalarının,

korkularının, bir de kahpeliklerinin ardına saklanarak. Çeşit çeşit silahları, bombaları vardı. Yakan, parçalayan, boğan, cana kıyan… Helikopterleri, kalkanları, dozerleri, kepçeleri, sirenleri… Gazetelerinde yazdılar; “Kıbrıs’tan sonra 2. Büyük  harekat” diye. Kana buladılar hapishaneleri.

Ateşlere belediler. Efendilerinin dizlerinin dibinden gelmişlerdi. Şirketlerin kapılarından. Kuytuluklardan, bataklıklardan… Kanlıydı elleri, elbiseleri. Salyalar akıyordu ağızlarından, uşaklığın

ve cana kıymanın hayasızlığıyla. Gözleri yoktu yürekleri gibi. Yüreksizdiler. Yarınsız! Pusulardan gelmişlerdi. (Belliydi hallerinden) Delhizlerden, işkencehanelerden, cinayetlerden…

Tanırsınız bunları! Bilirsiniz! Duymuş okumuşsunuzdur! Nazi toplama kamplarından; Cezayir,  Filistin, Afganistan, Irak’tan; Buca’dan, Diyarbakır’dan, Ulucanlar’dan… Hatırladınız mı? Oralardan geliyorlardı. Gecenin karanlığında geldiler. Sinsice, korkakça, alçaklıklarıyla…

Helikopterleri, bombaları, onlarca çeşit silahı, binlerce katilleriyle... Emir buyurmuş paşaları, başkanları, başbakanları, bakanları, patronları, tekelleri, efendileri… “Olur” demiş AB’si, ABD’si, NATO’su, IMF’si, DB’si… Yaşamaları için ölmemiz gerekiyormuş!

Yaşamaları, daha çok sömürmeleri için, yakılmamız gerekiyormuş, diri diri. IMF politikalarının

rahat rahat uygulanması için lime lime edilmesi gerekiyormuş bedenlerimizin.

Saraylarda, yalılarda, plazalarda rahat rahat otursunlar, yaşasınlar diye, ölmemiz…

Beynimizde umudu, sosyalizmi yok etmek için bedenlerimizden canımızı almaları şart olmuş!

Siz de duydunuz mu bilmiyorum. “TESLİM OLUN!” dediler ilkin. “Düzenimiz, gücümüz karşısında.”

“Bittiniz! Bitti! Bitirdik! Direnmek anlamsız” dediler. “Gereksiz – Boş…” “Teslim oldu herkes (kimse

bu herkes) uydular düzenimize! Bir siz kaldınız başeğmez, asi, dikbaşlı! Bir siz huysuz, deli, çılgın. Laf anlamaz, laf dinlemez, “aman” demez, bir siz!” dediler. Ve eklediler, herkese duyurmak için; “Ya düşüncelerinizi değiştireceksiniz! -ki teslim almaya geldik sizi- ya da yüzlerce ölü torbamız var…”

Roma’ydı kum torbalarının ardı, dayanmıştık kapılarına. Paris barikatlarıydı kurduğumuz. Kattık önümüze beyazların ordusunu, Nazi artıklarını. Stalingrad’tı savunduğumuz.

Handi, El Halil, Ummu Kasr, Kabil’di. Karaburun, Antep, Dersim, Kızıldere’ydi…

Vuruldum! Vurulduk birer, onar. Oluk oluk aktı kanımız. Yakıldık dumansız, ateşsiz, diri diri. Semaha

durduk al gömleklerle. İbili! Ah İbili! Gördünüz mü allara sardığı bedenini? Hissettiniz mi kokusunu ciğerlerinizin en derininde? Kanlara belediler allara bezenmiş bedenini, kurşuna dizerek. Taradılar

baştan aşağı delikanlıların güzeli Ercan’ımızı. Gazlarla boğdular Umut’u. Bilinmeyen gazlarla.

Ata’mızı Berfin’siz, Rıza’mızı bağlamasız koydular…

Öldük 28 kere. Canevimiz dağlandı 28 yerinden. Kanar, hep taze.

Her “Teslim olun! Bitti!” diyen uşak sese, “yenildiniz!” diyen korkak sese canlarımızla cevap verdik.

Biliyor musunuz? O gün, korkarak gelmişlerdi. Karanlıkta, sinsice. Binlerceydiler. Silahları, bombaları, iş makineleri vardı. Helikopterleri...

Ama yüreksizdiler.

Duymuşsunuzdur!

Direndik. Baş eğmedik. Türkülerimizle karşıladık “Teslim Olun! Bitti!” diyenleri. Marşlarımızla,  sloganlarımızla. İlkin barikatları kurduk. Sonra yıktık tüm barikatları. Bu amansız ve de tarihsel karşılaşmada, “aramızda duvar olacak hiçbir şeye yer yok” dedik.

Ya yenecektik. Ya ölecektik.

Öyle çırılçıplak girdik kavgaya. Bir tek İbililer’imiz giydi libaslarını. Ak yerine al olanından…

Öldük! Ve de yendik!

Tanığımızdır duvarlar. Akan kanımız, yiten gözlerimiz, kopan kollarımız. Şahidimizdir yanan, yakılan

bedenlerimiz… Bir de tarih… Her şey çıplaktı, yalındı. Bir biz vardık; işçi, öğrenci, gecekondulu, yoksul. Halk yani. Cephe! Cepheliler!...

Bir de onlar.

Yaşamak için katlimize ferman çıkaranlar. IMF’si, DB’si, NATO’suyla onlar. AB’si, ABD’si ile tüm efendiler. Ve uşakları; TÜSİAD’ı, MGK’sı, düzen partileriyle…

Ve tarih bir kez daha direnenleri yazdı.Tarihsel olarak haklı, sınıfsal olarak güçlü olanı. BİZ’i. Bir de not düştü bir kenara; “direnmeyen çürür” diye…

Bugün olduğu gibi 10 yıl önce de oradaydık sizinle. Hep beraber: Direndik.Santim santim, kapı kapı, koğuş koğuş, koridor koridor… 28 kere öldük. Yandık, yakıldık, kurşuna dizildik. Ama yenilmedik. Başı dik öldük. Alnı açık. Diz kırmadan… Şerefimizle… Yiğitçe…

GELDİLER!..

Korkakça, sinsice. Silahları, bombaları, kalkanları, kum torbaları, iş makineleriyle…

TESLİM OLMADIK!..

YENİLDİLER!..

BÜLENT ÖZDEMİR
1 No’lu F Tipi Hapishane
Kandıra

Avusturya-19aralik-anma-20111218-1Avusturya-19aralik-anma-20111218-2Avusturya-19aralik-anma-20111218-3Avusturya-19aralik-anma-20111218-4 Ana sayfa