| Seçkin Aydoğan Serbest Bırakılsın! |
|
|
|
| Perşembe, 09 Şubat 2012 21:10 |
|
GRUP YORUM ELEMANI SEÇKIN AYDOĞAN SERBEST BIRAKILSIN! Grup Yorum üyeleri ve dinleyicileri, Grup Yorum elemanı Seçkin Aydoğan serbest bırakılması ve Grup Yorum’un üzerindeki baskıların bir an önce sonlandırması için 5 Şubat Pazar günü Taksim Galatasaray Lisesi önünde 300 kişinin katılımı ile 1 saatlik eylem gerçekleştirdi. Açıklamayı Grup Yorum üyesi Selma Altun okudu. Altun sözlerine, baskıların yalnızca Yorum üyelerine değil dinleyicilerine de olduğunu belirterek, Samsun’da 4 kişinin, Malatya’da 6 kişinin tutuklanması ve on yıllarca hapis cezaları verilmesi, bir memurun bilgisayarında Grup Yorum türküleri çıktığı için ceza verilmesine de değindi. “Hepinizin bildiği gibi faşizm sadece bu tutuklamalar ve baskılarla değil, alenen bir bakanın ağzından çıkan sözlerle de kendini gösterdi bizlere. Demokrasi maskesinin altına gizlenen faşizm İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklamasıyla bir kez daha çıktı gün yüzüne. ‘Terör örgütünün yürüttüğü çalışma sadece dağda, bayırda, şehirde, sokakta, arka sokaklarda haince pusu kurarak yaptığı saldırılardan ibaret değil… Birileri de ciddi halde saptırma yaparak, kendine göre gerekçeler uydurarak makulleştirerek, teröre destek veriyor. Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor. Terörle mücadelede görev almış askeri ve polisi, sanatına çalışmasına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyorlar. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor. Arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur.’ demiştir bakan. Tıpkı Nazi propaganda bakanı Göbels'in ‘ben ne zaman kültür sözcüğünü duysam silahıma sarılırım’ demekten çekinmemesi gibi, bakan da sanat ve sanatçı karşısında elini beline atmıştır. Şiirimize, edebiyatımıza, müziğimize, resmimize karşı silahına davranmıştır panikle…” diyen Altun’dan sonra yüzlerce kişinin hep bir ağızdan söyledikleri türkülerle omuz omuza halaylara durdular. Bir saat süren eylemde Seçkin Aydoğan’ın resminin olduğu “Grup Yorumu’a Özgürlük, Seçkin Aydoğan Serbest Birakılsın” pankartı ve “Konser Bileti Satmak Suç Değildir, Bende Cemo Dinliyorum, Seçkin Aydoğan Serbest Bırakılsın, Devrimci Sanat Engellenemez, Grup Yorum Susturulamaz” dövizleri taşındı. Grup Yorum üyeleri bu tür baskılara asla boyun eğmeyeceklerini söyledikten sonra, eylemlerini her Pazar günü saat 18.00’de Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştireceklerini söylediler. Ayrıca, Seçkin Aydoğan’ın 2 Nisan’da görüleceği gün adliyenin önünde olacaklarını belirttiler. Eylemde okunan açıklamanın tamamı: Grup Yorum olarak dinleyicilerimizle birlikte son dönemde yaşadıklarımız iktidarın demokrasi yalanlarını bir kez daha gözler önüne serdi.
* Grup Yorum konseri düzenledikleri için Samsun'da 4 kişinin tutuklanarak 11 yıla varan hapis cezası almaları; * Eğitim-Sen üyesi Berivan Doğan’ın kullandığı bilgisayarda Grup Yorum'un türkü sözleri bulunduğu için örgüt propagadası yapma iddiasıyla 10 ay hapis cezası alması; * 10 Mayıs 2011'de İdil kültür Merkezi'ne yapılan baskında gözaltına alınan Tavır Dergisi sahibi Bahar Kurt’la ilgili olarak düzenlenen iddianamede milyonların diline dolanan şarkımız Cemo’nun "terör örgütü faaliyetleri çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik etmekle" Grup Yorum üyeleri ise "örgüte üye kazandırmaya çalışmakla" suçlanması; * Çok yakın bir zamanda Malatya’da 6 üniversite öğrencisinin; yüzbinlerce kişinin katıldığı Grup Yorum’un Bağımsız Türkiye konserinin biletlerini sattığı için 1 ila 13 yıl arasında cezalar almaları; * Ve Grup Yorum elemanı Seçkin Aydoğan’ın hala tutuklu olması... Bunlar yakın geçmişte yaşadıklarımız. Hepinizin bildiği gibi faşizm sadece bu tutuklamalar ve baskılarla değil, alenen bir bakanın ağzından çıkan sözlerle de kendini gösterdi bizlere. Demokrasi maskesinin altına gizlenen faşizm İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in açıklamasıyla birkez daha çıktı günyüzüne. “Terör örgütünün yürüttüğü çalışma sadece dağda, bayırda, şehirde, sokakta, arka sokaklarda haince pusu kurarak yaptığı saldırılardan ibaret değil. … Birileri de ciddi halde saptırma yaparak, kendine göre gerekçeler uydurarak makulleştirerek, teröre destek veriyor. Resim yaparak, tuvale yansıtarak, şiir yazarak, şiire yansıtıyor, günlük makale yazarak. Hızını alamıyor. Terörle mücadelede görev almış askeri ve polisi, sanatına çalışmasına konu yaparak demoralize etmeye çalışıyorlar. Terörle mücadele edenle bir şekilde mücadele ediliyor. Arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Bursa’dır, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur, üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur. ” demiştir bakan. Tıpkı Nazi propaganda bakanı Göbels'in "ben ne zaman kültür sözcüğünü duysam silahıma sarılırım" demekten çekinmemesi gibi, bakan da sanat ve sanatçı karşısında elini beline atmıştır. Şiirimize, edebiyatımıza, müziğimize, resmimize karşı silahına davranmıştır panikle… Biz bu anlayışı Ortaçağ'dan tanıyoruz. Bu zihniyettir, Engizisyon mahkemelerinde sanatçıları ve bilim adamlarını suçlayan ve onları görüşlerini inkâr etmeye zorlayan. Biz onları Osmanlı'nın kanlı tarihinden, Nazilerin toplama kamplarından tanıyoruz. Peki neden? Nazım Hikmet 1949'da yazdığı şiiriyle yine haklı çıktı. Nazım görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar demişti onlar için. Biz sanatçılar ise üretmek için görür, duyar ve dokunuruz. Onlar sevmekten korkuyor, biz ise Ferhad gibi severiz sevdiğimizde… Sevgimizin özünde halk ve vatan sevgisi vardır. Ve gerektiğinde kendini feda edenlerin destanıdır sanatımız. Tohumdan ve topraktan korkarlar, değişimden, diyalektikten, bilimsellikten, emekçilerden, üretenlerden, geçmişlerinden ve geleceklerinden korkarlar. Kendi sonları vardır sonunda çünkü. Bizim ise korkacak hiçbir şeyimiz yok. Halklarımızın tertemiz direniş tarihi ve geleneklerimizdir, sırtımızı yasladığımız duvar. Ve onlar umuttan korkarlar. Biz ise onların korktukları o umutla üretiriz; imgemizin gücü, sesimizdeki fer, kalemimizin korkusuzluğu bu umuttandır. Bizim kültürümüzün, sanatımızın gücü, başeğmezliği, zamana meydan okuması ve sahiplenilmesinin altında taşıdığı ve yaydığı işte bu umuttur. Büyük bir vatan sevgisiyle dolu olan Victor Jara dudaklarında şarkısıyla ölmüştür. O tarihten bugüne gitarını çalmasını engellemek için Victor Jara'nın ellerini kıranlar değil, Jara'nın umutlu şarkıları kalmıştır. Korkulan da budur. Pir Sultanlardan, Nazımlardan, Ruhi Sulardan bize kalan mirası unutmamız isteniyor. Yani tüm insani değerleri, insanlık onurumuzu yoketmek istiyorlar. Grup Yorum ısrarla sürdürdüğü bu vatanseverlikten, bu bakışla üretmeye konserler vermeye devam ettiğinden dolayı hala baskılara maruz kalmaktadır. Grup yorum elemanı Seçkin Aydoğan’ın tutuklanma gerekçeleri de özünde bunlardan farksızdır. Seçkin; Nazım Hikmetlerin, Ruhi Suların, Asım Bezircilerin, Rıfat Ilgazların öğrencisi bir sanatçıdır. Onlardan öğrenmiştir boyun eğmeden üretmeyi… Ülkesine ve halkına sahip çıkmayı… Bugün artık tutuklanmanız için, gözaltına alınmanız için iktidarın karşısında düşüncelere sahip olmanız yeter. Füze kalkanına hayır demek suçtur, yoksul gecekondu mahallelerinde yıkımlara karşı olmak suçtur. Tıpkı, parasız eğitim istemenin, grevlere katılmanın, düşünmenin, konuşmanın suç sayılması gibi… Tıpkı devrim önderlerinin isimlerinin anılmasının ve hatta yüzbinlerce kişinin meydanlarda yürüdüğü 1 Mayıslara katılmanın suç sayılması gibi… İçişleri bakanının söylediği gibi, resim yapmanız, şiir yazmanız, gazetelerde yazmanız suçtur… Yani ya AKP’nin yanındasınızdır, onun politikalarına alet olursunuz, yapamıyorsanız susar oturursunuz ya da sizi hapis damları bekler. Oysa ne ülkesini, haklarını savunan gençler, emekçiler; ne de İçişleri Bakanı Şahin’in fırça ile, şiir ile terörist faaliyetler yürüttüğünü iddia ettiği sanatçılar değil; bu toprakları karış karış satanlar, sömürenlerdir asıl vatan hainleri. Şu bir gerçek ki; Seçkin’i tutuklayabilirsiniz, dinleyicilerimize cezalar yağdırabilirsiniz; fakat halktan yana sanatın yüreklerde edindiği yeri silemezsiniz. Tutuklanmakla bitmeyecek bir halk sevgisi, vatan sevgisi damarı olan devrimci sanatı bitiremezsiniz. Halkımızın adalet, özgürlük özlemini yansıtan türkülerimizi dillerden koparamazsınız. Hiçbir güç devrimci sanatı engelleyemedi, engelleyemeyecek. 27 yıl boyunca defalarca kez tutuklandık, gözaltına alındık, albümlerimiz toplatıldı, konserlerimiz yasaklandı, dinleyicilerimiz cezalandırıldı. Susturamadınız. Bu 27 yıl boyunca pekçok içişleri bakanı gördük biz. Hiçbirinin adı kalmadı bugünlere. Fakat halkın türküleri nefes almaya, yürekten yüreğe, dilden dile dolaşmaya ve her yere umut ekmeye devam ediyor. Bu ses hiç susmayacak… Bağımsızlık türkülerini alanlarda yüzbinlerle söylemeye devam edeceğiz. Konserlerimizin, davetiyelerini, biletlerini yüzlerce kişiyle ulaştırıyorduk insanlarımıza, artık binler olmak için çalışacağız. Yeni yeni üretimlerle, şarkılarla, resimle, şiirle, tiyatroyla devrimci sanatı yüreklere ve beyinlere taşımaya devam edeceğiz. “Türküler Susmaz, Halaylar Sürer” “Halktan Yana Sanat Susturulamaz” “Grup Yorum elemanı Seçkin Aydoğan serbest bırakılsın.” SANAT CEPHESİ GRUP YORUM |