|

Halkın Sesi: Adi İpekçi'deki direnişin anlamı nedir? Zeynep Yayla: Tecriti anlatmak, sansürü kırmak, içerdekilerin sesi soluğu olmak, evlatlarımızın yaşadıklarını bire bir insanlara anlatmak.
Çünkü bu gerçeği hiçbir basın yazmıyor. Basın yazmadığı için biz de evlatlarımızın yaşadıklarını bütün halka anlatmaya çalışıyoruz. 5 senedir süren tecriti, sansürü kırmak için elimizden ne gelirse onu denemeye çalışıyoruz. Çünkü ben tecrit ve f tipi gerçeğini iki oğlumda yaşadım. F tiplerinde insanlar ölmesin dedikleri için iki oğlumda tutuklanarak F tipi cezaevine kondu. Biri tahliye olmasına rağmen bir tanesi halen F tipi hapishanede tek kişilik hücrede tecrit işkencesiyle karşı karşıya. Oğullarımla birlikte Abdi İpekçi Parkı'nda ilk oturmaya başladığımda tecrit altındaki tutsakların ölmemesini istiyorduk. Şimdi bir oğlum tecrit altında, artık tecrit gerçeğini bire bir yaşadığım için tüm tutsakları sahiplenirken ana yüreğiyle evladımın da tecrit altında ölümle yüz yüze kalmaması için direniş mevzisine çevirdiğimiz parkta onların sesi olmaya çalışı yorum. Benim için Abdi İpekçi direnişinin hapishanede olan tutsakları sahiplenmemizin en somut biçimi olduğunu düşünü yorum. Kadriye Akgün: F tiplerinde 5 yıldır devam eden Ölüm Oruçlarını, tecriti, onursuz dayatmaları Abdi İpekçi Parkı'nda günde yüzlerce insana anlatma olanağımız var. Çünkü, buradan günde binlerce insan geçiyor. Buradan geçen insanlara hapishanede yaşananları anlatıyoruz. İnsanlar gelip bizle konuşmasa da geçerken dövizleri okuyarak hapishanede 120 insanın öldüğünü öğreniyor. Sansür duvarını bu yolla kırmakta önemli bir yer olduğunu düşünü yorum. O yüzden Abdi İpekçi'deki direniş hem bizim için, hem de tutsak kardeşlerimiz için seslerinin duyulması bakımından önemli bir mevzi. 2 yıldır geceli gündüzlü, yaz kış demeden burada durabiliyorsak içerideki insanlarımızın sesi soluğu olmak içindir. Onların direnme kararlılığı bizlere de bir çok zorluğu yenme gücü veriyor. Onlar bizden güç alıyor, biz de onlardan güç alıyoruz. Savaş Özçelik: Abdi İpekçi Parkı'nda ailelerimizin direnişi başladığında ben hapishanede tutsaktım. Gelişmeleri basından olanaklarımız ölçüsünde takip ediyorduk. Ailelerimizin bizleri sahiplenmek ve sesimizi duyurmak için bu eyleme yönelmelerini türkü ve halaylarımızla selamlamıştık. Tutsak olan bizlerin sesi, direnişi tecrit ve sansürle boğulmaya çalışılırken ailelerimizin günde binlerce insanın geçtiği parktı sesimizi duyurmaya çalışmaları bizler için çok önemliydi. 10 gün için başlayan direniş 2. yılına ulaştı. Bu içerdeki tutsakların kararlılığının ailelerimize yansımasıydı. Çifte standarda tepkilerini koyarak parktaki direnişi ikinci yılına ulaştırdılar. Direniş başladığında hapishanedeydim, tahliye olduktan sonra ilk gittiğim yerin, parkta ailelerimiz yanı olması benim için ve tutsaklar için direnişin önemini göstermeye yetiyor. Şimdi dışarıda bir süre önce yanlarından ayrıldığım arkadaşlarımın sesini duyurmaya çalışı yorum. Bu yanıyla parktaki direnişin hem tutsaklar, hem de içerden dışarıya yayılmak istenen tecritle karşı karşıya kalan halkımız için büyük anlamı var. Parktaki direnişimiz kararlılığın, insan iradesinin yenilmeyeceğini herkese gösteriyor. Halkın Sesi: 2. yılınız bitmek üzere. Nasıl başladı Abdi İpekçi'deki direniş, neler düşünülerek başladı ve neler yaşandı geçen 2 yıl zarfında� Kısaca anlatmanız mümkün mü? Zeynep Yayla: Abdi İpekçi Parkı'nda tüm demokratik kitle örgütlerinin yaptığı gibi bizde valiliğe başvurup evlatlarımızın sesini 10 günlük çadır açarak duyurmak istedik. Ama çifte standart karşımıza çıktı. Valilik bize izin vermedi. İzin verilmemesi bizlerin meşru hakkımızı kullanmazı engelleyemedi ve bizde çadırsız oturmaya karar verdik. Ama bizim evlatlarımızı sahiplenmemiz devlet tarafından saldırıyla, gözaltına alınmamızla sonuçlandı. Saldırı sonrası analar, babalar kollarında, omuzlarında kırıklar, çatlaklarla gözaltına alındılar. Gözaltından çıktıktan sonra aynı gün yine gelip oturduk. Tüm rahatsızlıklarımıza rağmen yan tarafımızda talepleri için çadır açan depremzedeleri ziyaret ederek onlara da desteğimizi verdik. 5 ay sonra tekrar orada oturan ailelere saldırarak 43 kişi gözaltına alındı. Biri de benim oğlum olmak üzere 14 kişi 11 ay 20 gün tutuklu kaldılar. Sadece karşımıza çıkan baskı yöntemleri gözaltı şeklinde olmadı. Kimi zaman miting yapılıyor diyerek bizlere saldırıldı. Yerlerde sürüklenerek parkın dışına çıkarıldık. Kimi zaman ise polislerin yönlendirmesiyle sivil faşistler sözlü-küfürlü saldırılarıyla provokasyon yaratmaya çalıştılar. Bayrak provokasyonu sonrasında sivil faşistlerin gelerek neden siz buraya bayrak asmıyorsunuz sözleri ardından polisin saldırarak oradaki döviz ve şehitler panomuzu parçalamaları da bizleri yıldırma çabalarından bazılarıydı. Onların tahammülsüzlüğünün tek nedeni vardı, o da bizim evlatlarımızı her koşul altında sahiplenmemizdi. Sansür ile bizleri susturmaya çalışan devlet günde binlerce insanın geçtiği parkta bizim sansürü iki yıldır kararlılıkla direnişi sürdürerek gerçek yüzünü teşhir etmemizi engellemeye çalıştı. Devletin bizleri yıldırmak için yöntemleri değişse de tüm saldırıları her seferinde bizim kararlılığımıza çarparak geri tepti. Aksine parkta oturan sıradan insanların bile sivil faşistlere karşı bizleri savunmasını getirdi. Tüm bu baskılara rağmen yine de biz direnişi devam ettirme kararlılığıyla aynı yerde oturmaya, sesimizi duyurmaya devam ettik. Çünkü bizler evlatlarımızın kararlılığıyla, 120 olan şehitlerimizin acısını yüreklerimizde hissederek TAYAD'lı Aileler olarak direnişimizi sürdürüyoruz. Halkın Sesi: Tutsakların sesini dışarıda duyuruyorsunuz. Abdi İpekçi'de bunu nasıl ve hangi yöntemlerle yapıyorsunuz ? Zeynep Yayla: İnsanların ilk gelişleri meraktan oluyor. "Hapishanelerde 120 İnsan Öldü Duydunuz mu" dövizi geçen bir çok insanda ilgi uyandırıyor. Bu ilgi kimilerinde yanımıza gelerek sohbet etmeleri getiriyor. Bizler de ilk olarak o insanları tanımaya çalışıyor ve onların sordukları sorularla hapishanelerdeki yaşanan tecriti anlatıyoruz. Kimi zaman da tecritin ne olduğunu, ne anlama geldiğini soran insanlar geliyor. Onlara da tecriti açıkladıktan sonra direnişimizin aylardır kesintisiz olarak sürdüğünü açıklıyoruz. Bu insanlarda saygı uyandırıyor. Ve bu konuyu hiç duymadıklarını ifade ediyorlar. Bizler de sansürün en koyu biçimde bugün uygulandığını açıklayarak burada azda olsa gelen insanlara tecrit gerçeğini dilimiz döndüğünce anlatarak bu sansür duvarını yıkmaya çalıştığımızı anlatıyoruz. Bunların yanında zaman zaman park içinde tecriti anlatan bildirilerimizi dağıtarak insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Dövizlerimiz ise çoğu zaman insanların ilgisini çekmeye yetiyor. Her zaman bizleri destekleyen insanlar gelmiyor. Kimi zaman da kendisini sağ görüşlü diye ifade eden insanlar geliyor. Öncelikli olarak kendilerinin sağ görüşlü olduğunu söyleyerek kendileri tanıtıyorlar, sonrasında ise bizi dinledikten sonra bizlere saygı duyduklarını ifade ederek bir yardımlarının olup olamayacağını soruyorlar. Bu durum kendisine sol diyerek parktaki direnişimizi görmezden gelenlere bir kez daha hatırlatılması gereken bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Onların bu derecede bile saygıları olmadığını gösteriyor. Kadriye Akgün: İlk gelen insanların doğallığında 120 insanın ölümüne karşı bir ilgisi oluyor. 120 insanın niçin öldüğünü soruyorlar. Biz ise 120 insanın yaşamını nasıl yitirdiğini anlatmaya çalışıyoruz. İnsanlar ilk anda anlattıklarımıza inanmak istemiyorlar. Bunu ifade ettiklerinde "İşte Türkiye Gerçeği" isimli broşürü onlara göstererek yaşananların hayal ürünü onmadığını gösteriyoruz. Savaş Özçelik: Direnişin nasıl başladığını Zeynep Ana özetledi aslında. Benim eklemek istediğim, parkta 24 saat dövizleriyle oturan bizlere insanların yoğun bir ilgisi var. Kimisi meraktan, kimisi yaşananları bilerek geliyor. Ve ilk sordukları soru bu kadar insan hapishanede mi öldü oluyor. Birçoğunun yüzünü kaplayan hüzün hapishanelerde yaşananların çok azını bildiklerini gösteriyor. Bizler de ziyaretimize gelen insanlara hapishane gerçeğini tekrar tekrar anlatıyoruz. Bazılarına yayınlarımızdan vererek inanmakta zorlandıkları işkencelerin, zulmün resimlerini gösteriyoruz. Ve hala bunların yaşandığını anlatıyoruz. Bunların yanında gündemdeki gelişmeler üzerine de konuşarak ziyaretçilerle sıcak bir ortam yakalıyoruz. Halkın Sesi: Abdi İpekçi TAYAD'lı Ailelerle özdeşleşti. Direnişiniz daha ne kadar süreyle devam edecek. Zeynep Yayla: Evet iki yıldır kararlılığımızla Abdi İpekçi parkı bizlerin direniş mevzisi oldu. Tecrit duvarları yıkılana kadar ve hapishanelerdeki evlatlarımız "Zaferi Kazandık" diyene kadar direnişimiz devam edecek. Kadriye Akgün: Evet park direnişimizle birlikte TAYAD'lı Ailelerle özdeşleşti. Çünkü tecritten çıkan arkadaşlarımızın ilk geldiği yer olmasıyla bu özdeşleşme somutlanıyor. Ayrıca F tiplerinden Abdi İpekçi Parkı Elin Altı TAYAD'lı Aileler adresli mektupların gelmesi bile bunun kanıtı. Direniş Sonuna Sonsuza Sonuncumuza Kadar diyen tutsaklarımızın "Zaferi Kazandık" deyişine kadar seslerini duyurmaya devam edeceğiz. Savaş Özçelik: Evet, bu özdeşleşme haklılıktan alınan güçle direnişin devam ettirilmesiyle somutlandı. Hapishanelerde tutsaklar ne zaman direnişin zaferle sonuçlandığını duyurana kadar direniş devam edecek. |