|

- Bir şiir antolojisi yayınlamanızın sebebini öğrenebilir miyiz? Bizim kıtamızda, Türkiye hakkında fazla bilgi yok. Bu durumu değiştirmeliydik.
Bu nedenle, mücadele eden toplumlarımız ve kültürlerimiz arasında bir köprü kurmaya karar verdik. Özellikle, Türkiye halkının mücadelesi ile Latin Amerika’daki mücadeleleri arasında çok büyük benzerlikler var. Her iki örnekte, kadın ve erkeklerin savundukları onurlu bir yaşam hakkı için onurlu direniş ler görebiliyoruz. - Neden özellikle Türkiye’deki devrimci tutsakların direnişi üzerine şiir antolojisi çıkartmayı tercih ettiniz? Türkiye’deki tutsakların durumu konusunda, Amerika’nın sessizliğine tanık olduğumuzu büyük bir acıyla söylemem gerekiyor. Bu sessizlik, bizim sadece enternasyonalist görevimize değil, aynı zamanda kendimize karşı olan görevimize dokunuyordu. Sizin de bildiğiniz gibi, Latin Amerika genelinde ve özellikle Peru’da, Şili’de, Arjantin’de, Kolombiya’da, Brezilya’da, binlerce siyasi tutsak var. Ve onlar da sessizlikle boğulmak isteniyor. Bizim duyduğumuz acıya, bireyin psikofizik imhasını amaçlayan “davranışçı” bir yöntemi uygulayan bir hükümetin makyavelist programı karşısındaki dehşetimiz ekleniyor. Bu yöntemin ismi F tipi hapishaneleridir. Türkiye hükümeti, tecrit aracılığıyla, bir mücadelenin ruhu ve kimliğini imha etmeye çalışıyor. Ancak herşeye rağmen bu mücadelenin, ölümlere rağmen teslim olmadığını, teslim olamayacağını görmüştür. Bu açlık grevinde hayatlarını terk eden adeta bir kayıplar, kahramanlar zinciri sözkonusu. Ölenler hepimiz için birer örnek olsa dahi, Ölüm Oruçlarına karşı olduğumu radikal ve net bir şekilde belirtmek istiyorum. Yaşatmak için ölüme yatarak yaşamı kutlayan bu insanları görmek çok acı verici. İlkelerini ölümüne savunma azimleri ve cesaretleri ölçülmez. Eminim ki bu insanlar; hayatı aşırı derecede seviyorlardı. Ama tabii, onurlu bir hayatı. Adaletsizliği durdurmayı hayal edenler için bir referans örneği, bir model oldular. Onlara dair konuşmak çok zor. Bilimsel açıdan, tıbbi açıdan ve duygusal açıdan yapılabilir. Ve kuşkusuz tek bir sonuca varabiliyoruz: cesaretleri, şimdiye dek görülen tüm insan irade örneklerini aşıyor. Bir insanın, düşüncelerini bu denli savunması çok bilinçli olsa gerek. Şairler olarak, bize, direnişlerini eserlerimizle bir türküye dönüştürmek kalıyor. Biz duyarlı şairler olarak, hayalleri yasaklayan ve hayalleri olanlara ölümü dayatan bu aşağlık düzenin varlığını engellemeye çalışırız. Ölümlerden sorumlu bu devlet teşhir edilmeli. Türkiye devleti, tecrit yöntemiyle tutsaklara bir düşünce soykırımı uygulamaktadır. Yayınladığımız antoloji, 94 şairin eserlerinden oluşuyor. Kitaptaki dizeler, aşk şiirleridir. Bu şiirlerle, Amerika kıtasının dört bir yanından, "İşte biz burdayız. Sizi duyuyoruz", aynı zamanda "Sizi öldüren sessizlikten dolayı büyük bir üzüntü duyuyoruz" demek istediler. Ayrıca, bu kitap gecenin ortasında gözlerini açan bir halkın direnişini selamlıyor. Böylesi bir devlete karşı direnmek... Ne büyük cesaret ! - Türkiye’de, Latin Amerika dediğiniz zaman akla Che Guevara, Sandino, Allende, Fidel, Pablo Neruda gibi isimler geliyor. Sizin için "Türkiye" neyi çağrıştırıyor?

Kuşkusuz güzel bir soru. Latin Amerika’da, hatta heryerde "Cadillac" veya "Pontiac" neyi çağrıştıyor diye sorarsanız, "araba" diye cevap alırsınız. Bugün "Türkiye" dediğiniz zaman, faşist güruhların, uluslararası kamuoyunun gözleri önünde yaptıkları vahşet akla geliyor. Ama aynı zamanda, "Türkiye" dediğimiz zaman, aklıma kahraman bir mücadele geliyor. Türkiye’deki mücadele, Latin-Amerikan solunun onurlu mirasına geri dönmesi için kopyalamak istediğim bir örnek. İmaj ve sembol kullanımı konusuna dönecek olursak, emperyalizm, oligarşiler ve sermayenin temel stratejilerden biri, bize ait imajları silmek. İşte Kuzey Amerika’da sömürgecilere karşı savaşmış büyük kızılderili savaşçılar Pontiac ve Cadillac örneğinde olduğu gibi. Her ikisi de, Kuzey Amerika’nın ormanlarında infaz edildiler. Miliyarlarca insan arasında, bu iki adam, bir hayattan, bir halktan, bir kültürden çalınarak gülünç bir eşyaya çevrildiler. Bugün bu büyük insanlar, 4 tekerlekli bir motorla anılıyorlar. Türkiye’nin benim için neyi hatırlattığı sorusuna dönersek ; ilk etapta Nâzım Hikmet, ve DHKC geliyor. Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi, benim için ayakta kalan, halkların direniş belleğini canlı tutan bir örgüt. Somut olarak, bir insanını kaybettiğinde, Cephe adeta belleğin muhafızı gibi onu yaşatmaya devam ediyor. Türkiye ismi, Türk sermayedarların küstahlığının yanısıra, yeni bir dünya için, iradeli ve disiplinli, pırıl pırıl gençlerden oluşan bir örgütü hatırlatıyor. Cephe benim halkım için bir örnek teşkil ediyor. - Türkiye’li devrimcilerin arasında yaptığınız ziyaretten izlenimleriniz nelerdir? Açıkçası çok yorucu oldu . Çünkü yoğun bir şekilde, sosyal, siyasal ve edebi konularda hakiki ve özel bir paylaşım ortamı yaşadık. Türkiye’deki baskıların mağdurlarını dinleme fırsatımız oldu. Ayrıca, Türkiye’li devrimci arkadaşlarının bize karşı ilgi ve meraklarına da tanık olduk. Bu karşılıklı ilgi, Nâzim Hikmet ile Pablo Neruda arasındaki dostluğa benzetiyorum. Bugün ise, halktan halka manevi bir alışverişimiz oldu. Her konuşmamızda, Türkiye halklarının gerçekliğine tanık olduk. Ne yazık ki fiziki olarak, uykusuz kaldığımız birkaç güne sığdırarak tüm yaşadıklarımızın tadını çıkarmak zor. Yaptığımız tüm buluşmalarda paylaşılanları hatırlayamama kaygısını yaşıyorum. Şimdilik ancak duygusal bir cevap verebiliyorum. Önümüzdeki günlerde, Türkiye’li yoldaşlarımız arasında yaşadıklarım ile ilgili daha dolu ve daha bilimsel yazılar ve küçük bir seyahatname yazacağım. Kısacası, bu buluşmanın zenginliğinden dolayı çok sarsıldım.
|