|

Niyazi Ağırman: “Benim kızım boynuma astığım altın bir madalyadır” “Halkın Sesi: Nasılsınız? Başınız sağolsun… Niyazi Ağırman: Teşekkür ederim, dostlar sağolsun. Hepimizin başı sağolsun.
H.S: Sizden öğrenmek isteriz, sizin anlatımlarınızı dinlemek isteriz. Devrimin şehit düşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz. O an neler düşündünüz, neler duydunuz? N. A.: Şimdi şöyle nihayetinde Devrim benim bir çocuğum. Bir baba çocuğu için nasıl düşünür ben de onu düşünüyorum yani. Tabiki üzüldüm. Çok çok çok üzüldüm. Çünkü Devrim gibi güzel bir kızım vardı. Onu kaybetmenin üzüntüsü dünyalara bedel. Yani keşke ben ölseydim de onun ölüsünü görmeseydim. H.S: Peki nasıl öğrendiniz, neler duydunuz? N.A: Ben o zaman yurtdışındaydım, Avusturya'daydım. Orada duydum geldim, gittim Tokat'a. TAYAD'lı ailelerle birlikte Tokat'a gittim. Kendi ailemle... Orada cenazenin yalnız yüzünü gösterdiler bize. Sivil polisler ve JİTEM'in sivilleri bahçeyi doldurmuşlardı. Güya halktır diye bizi orada yuhladılar. Cenazemizin yalnız yüzünü gösterdiler bana. Yalnız boynu sola doğru eğikti. Boynunu düzelttik, meğerse boynu kırıkmış kızımın malesef. O zamanda bize göstermediler. Daha sonra Armutluya getirdikten sonra kızımın yaralarını gördüm. Kızım göğsüne bir yara almıştı, sırtından çıkmıştı. Ölümcül darbe oydu galiba. Bir de kafasında vardı. Ama öldükten sonra kızımın boynunu kırmışlardı. Ellerine, kollarına kurşun sıkmışlardı, kolları paramparça olmuştu. Parmaklarına kurşun sıkmışlardı, parmakları paramparçaydı. Yine dizine sıkmışlardı. Dizi kırıktı birkaç yerden. Yani onlar kızımın ölüsünden bile korkmuşlar. Kızımın ölüsüne kurşun sıkmışlardı. İşte sonuç böyle. H.S: Cenazesi nasıl geçti, neler hissettiniz? N.A: Tabiki ben bir babayım, kızımı telli duvaklı bir gelin olarak evden çıkartmak isterdim. Ama malesef bu düzenin bozukluğunda kızım kendi idealleri uğrunda savaşarak şehit düştü. Hiçbir zaman için teslim olmadı, boyun eğmedi, aman dilemedi, onurluydu, şerefliydi. Son ana kadar onuruyla şerefiyle direndi. Onun için onunla gurur duyuyorum. Cenazesi de ona layıktı. Adeta bir gelin gibi süslemiştik, başına duvağını koymuştuk. Ellerine kınalar yakmıştık. Cenazesi evet derler ya iki olur gerillanın düğünü bir çıkınca dağlara, bir düşünce toprağa... Evet gelin gibiydi, gerillanın düğününe yakışır bir şekildeydi.. H.S: Devrim Nasıl bir çocuktu? Nasıl devrimci oldu, ne zaman devrimci oldu? N.A: Devrimci olduğunu bilmiyorduk. 28 Haziran 1998'de evden çıkıyor annesiyle çarşıya gidiyor. Sonra annesini geri gönderiyor, kendisi gidiyor. Ondan sonra biz anladık gitmiş diye. Aradık, heryere haber verdik, hatta karakollara, şuraya buraya, bir sürü yere haber verdik. Bilmiyorduk öyle bir yere gittiğini, çok sonradan öğrendik. Ama yani öyle birşey bize çaktırmamıştı. Öyle işler yaptığını çaktırmamıştı. Ama yani evde, normal herkesin evinde sohbet eder gibi bizde evde sohbet edince bazen öyle düşünceler ileri sürerdi. Ama bu kadar aktif, hele hele dağa gidecek kadar böyle bir şey hiç aklımıza gelmedi, o da hiç çaktırmamıştı. Ama evde çok sepmatikti, çok güleryüzlüydü. Gülünce iki yanağında gamzeler çıkardı. Bizim evin neşe kaynağıydı. H.S: En küçük çocuğunuz muydu? N.A: Volkan en büyüktü. Biliyorsunuz Volkan'ı da kaybettim Kandıra F Tipi cezaevinde. Volkan en büyüğüydü. Ama Volkan biraz dana daha olgun, oturaklı daha böyle beyefendi biriydi. Ama Devrim öyle değildi. Çok şamatıcı, neşe kaynağı, evde herkese espiriler yapan, şaka yapan, aileyi güldüren biriydi. Pırıl pırıl biriydi... H.S: Zaten gittiğinde daha henüz çok küçük bir yaştaydı değil mi? N.A: Evet 17 yaşındaydı. 17 yaşında bir genç kız destanlar yazdı diyorum. Onunla onur duyuyuyorum, gurur duyuyorum. Ne mutlu bana ki öyle bir evladım varmış. Öyle bir yiğitin babasıymışım. Gurur duyuyorum yani. O gurur üzüntüyü bastırıyor. H.S: Peki onunla ilgili aklınızda kalan belirgin bir anı, bir olay var mı? Anlatabileceğiniz, onu daha yakından tanımamız için. N.A: Tabi var. Örneğin o çikolata çok severdi. Her zaman benim cebimdeki bozuk paraları alırdı. Ben de onu bildiğim için, ben her akşam özellikle demir para bulundururdum ki, o alsın çikolata alsın diye. Bir gün beni aldı bakkala götürdü. Bizim bakkal yaşlıca biri. Böyle 60 yaşında falan. Yine onun yanında Sinoplu vatandaşlarımız falan vardı, gelip oturuyarlardı. Aynı yaşta insanlar. Hacca gidenlerde vardı içlerinde. İslami sakal bırakan amcalar vardı. Biz bakkala girince baktık onlar kalktı, devrime yer verdiler, kızım gel otur, kızım gel otur. Ben dedim ya ne yapıyorsunuz, bir parça çocuğa yer veriyorsunuz, falan dedim ayıp oluyor. O dedi ki sen karışma o bizim annemizdir, başımızın üstünde yeri var dediler. Ve Devrim geçti oturdu. bana da böyle emir veriyor. Baba şu çikolatayı al, falan gibisine. Ben de o zaman almıştım. Hadi kızım gidelim dedim. Sen git git benim işim var babalarla konuşuyorum dedi. Başladı onlarla sohbete. Böyle çok enterasan bir kızdı. 80 yaşındaki adamlarla böyle oturup sohbet eden, hatta onlarında neşe kaynağı olan biriydi. H.S: Son olarak söylemek, paylaşmak istediğiniz birşey var mı?
 
N.A: Evet, duyan herkesin bilmesini isterim ki, benim kızım boynuma astığım altın bir madalyadır. Ömür boyu gururla şerefle onu taşıyacağım. Ne mutlu banaki Devrim gibi bir kızım var. Ne mutlu banaki Volkan gibi bir oğlum var. Onurluyum, gururluyum. onların acısı çok çok büyüktür ama onun gururu acısını bastırmaktadır diye düşünüyorum. H.S: Çok teşekkür ederiz bizimle paylaştığınız için. N.A: Ben teşekkür ederim.” Asuman Ağırman: “Ona yakışan en güzel iş devrimcilikti” “Halkın Sesi: Başınız sağolsun Asuman Ağırman: Teşekkürler hepimizin. H.S: Devrim sizin kardeşinizdi onun şehit düştüğünü nasıl duydunuz? Nasıl yaşadınız bunu? A.A.: Ben normalde Belçika'da yaşıyorum. Ve burada bir okula gidiyordum. Okul sırasında bana bir telefon geldi. Avusturya'da ablam var. Babam Avusturya'ya kendi çalışmaları için gelmişti. Bana telefon açtılar. Babam biraz tebessümlü ağlıyordu, sesi titrekti. Ben teselli etmeye çalıştım. Sonra babam bana, yok yok birşey dedi. Bana, Pitteyi vurmuşlar dedi. Ben o an tabi bende de duygusal bir şey oldu. H.S: Pıtte dediğiniz Devrim'mi oluyor? A.A.: Pıtte dediğim Devrim. Biz Kürt bir aileyiz. Kürtçede Pıtte küçük kızlara denir. Babamda hep kardeşime Pıtte diye seslenirdi. Ama onu hep kızdırmak amaçlı da farklı da yorumlardı. kızdırmak amaçlı söylerdi. Kürtlerin kızlarının küçüğüne Pıtte denirdi. O çocukluktan kalma birşey biz de Pıtte diye sesleniyorduk. Bu şekilde öğrendim. Onunla olan çocukluğumuzda çok farklıydı. Kızkardeşim çocukluğundan beri, biz fakir bir aileydik. Çocukluğumuzdan beri o hep fakir olan insanlara yardımcı olurdu. İşte bizim evimiz sele gitmişti, okullarda kaldık, sonra küçük evlerde, gecekondularda kaldık. Biz hep şey olduğunda, oradaki fakir olan bütün insanlara hep yardımcı olurdu. Elinden geldiğince birşeyler yapmaya çalışırdı çocukken. Benim babam sendikacıydı, hep sendikalarla uğraşırdı. Babama yardımcı olmaya çalışırdı. Babam işten çıktığı, kovulduğu zaman hep babamla gurur duyuyordu. Baba afferin sana, böyle olmalıyız her zaman diye. Bunlar çocuk yaşta vermiş olduğu şeylerdi. Okuyordu, benim ailemde devrimci olanlar vardı onları çok örnek alıyordu. 1 6 yaşına geldiği zaman ben hep gideceğim diyordu. Bu şekilde devrimci bir hayatıda başlıyordu. Çocukluğumuzda hep birlikteydik. Okmeydanı ve Alibeyköy'de geçti. H.S: Daha çok kimden etkilendi, nasıl başladı devrimciliğe? A.A.: Benim babam devrimci düşüncelere sahip birisiydi. Hep Mahir Çayan'ı örnek alır onu çok severdi. Ve hep kardeşime benim çocuğum büyünce gerilla olacak derdi. Pıttede her zaman ona gülümserdi. Böyle onaylarmış gibi gülümserdi. Ben 16 yaşıma gelince evden kaçacağım, devrimci olacağım derdi. Bunu direk yansıtmıyordu. Daha sonra 16 yaşına geldiğine kaçtı. Daha öncelerden de tabi elinde Kurtuluş dergisi vardı. Devamlı Kurtuluş Dergisi okurdu. Kitaplar okurdu. Babam bizi evde oturduğumuzda toplardı, Mahir Çayan'ı anlatırdı. Onun duygularını, düşüncelerini, kahraman olduğunu anlatırdı. Pıtte'de bu sefer okuduğu kitaplarda Mahir Çayan'ı, ne olduğunu nasıl olduğunu anlatmaya başladı, okuduklarını bize anlatmaya başladı. Biz babamı dinlememeye başladık, artık Pıtte'yi dinlemeye başladık. O bize anlatıyordu Mahir Çayan'ı devrimciliği bu şekilde kendini geliştiriyordu. Ve 16 yaşına geldikten sonrada, biz işteydik eve geldiğimizde annem Pıtte'nin gelmediğini, evde olmadığını söyledi. Daha sonradan kendimiz baktık ve devrimciliğe adım attığını öğrendik. H.S: Neler hissetiniz o zaman A.A.: İlk önce bir burukluk... kardeşimin evden gittiğini, ki o bizim için çok değerliydi. Biz hep şakalaştığımızda da sevindiğimizde de hep onunla uğraşırdık. Böyle bir kırgınlık oldu, hepimiz bir ağladık evden ayrıldığı için. Ama devrimci olduğu için de gurur duyduk. Çok sevindik. Çünkü ona yakışan en güzel iş devrimcilikti. Çünkü onun çocukluğundan beri istediği şey devrimci olmak, gerilla olmaktı. Ve ben 16 yaşında evden bu şekilde ayrılıp gerilla olduğu için de gurur duyuyorum kardeşimle. Kardeş olarak üzüldüm ama gerilla olduğu için de gurur duyuyorum. H.S: Kendisi nasıl anlatırdı, yapmak istediklerini? A.A.: Yapmak istediklerini... Yani bu düzeni, bu sistemi sevmezdi. Bu sisteme ve düzene karşı olan ne varsa onları okuyup kendini geliştirmeye bize anlatmaya çalışırdı. bu sistem bize bunları getiriyor, fakirliği getiriyor, yoksulluğu getiriyor. Bunları anlatıyor, kendini geliştirmeye çalışıyordu. Yani ben ileride devrimci olmak bu sisteme karşı gelmek istiyorum diyordu. Ama çokta fazla bizim düşkünlüğümüzden dolayı bize karşı birşeyler hissettirmemeye çalışıyordu. ama bunun dışında okulda öğrencilerle birklikte Gazi yürüyüşlerine, 1 mayıs yürüyüşlerine falan giderdi. Birçok şeyi aileden gizli de yapmaya da çalışırdı. Çünkü belki engelleriz diye düşyünülordu. Ki babam devrimcileri seven, onlarla birlikte olmayı seven bir insan. Ama tabi insan çocuğu olunca daha farklı oluyor. Belki engeller diye düşünüp birçok şeyi gizli yapmaya çalışıyordu. Ama 16 yaşına geldikten sonra artık ben kesinlikle artık ben cepheliyim, gerillayım. 16 yaşında bize giderek anlattı. H.S: Genç yaşta gerilla olmasını bekliyor muydunuz? A.A.: Beklemiyordum. İnsanlar çocuk yaşta bazı şeyleri söyler, anlatır, hani çocuktur diye şey yapıyorsunuz ama. Çocuk olan insandan böyle büyük şöyleri beklemek çok zor. İnsan bazen imkansız diye düşünüyor. Ama o imkansız olmadığını bize anlattı. Çok açıkça beklemiyordum. O çok kesin düşünceleri duyguları, ifadesi evdeki davranışları kesindi. ama Bir çocuk yapısı da vardı. insan inanamıyordu. ama 16 yaşına geldiğinde onda Çocuk yaşta gerilla olmanın verdiği şeyleri de giderek anlattı. H.S: 6 sene o koşullarda yaşamış olması, sizde ne gibi duygular uyandırıyor. A.A.: 16-17 yaşındaki bir insanın öyle büyük şeyler yapmasına ben hala inanamıyorum. Ama demek ki çocuk yaştaki olan insanlarda büyük şeyleri başarabiliyorlar. 6 senedir oralarda yaşamak, birçok şeyi yapmak çok zor. Bana çok zor geliyor ama imkansız olmadığını da yine Pıtte kanıtlamış oldu. H.S: Peki Devrim karakter olarak nasıl bir insandı? A.A.: Evde kitap okumayı, kurtuluş dergisi okumayı, çıkıp mahalledeki insanlarla birşeyler yapmayı çok severdi. Babamla benimle ve diğer kardeşlerimle, annemle zaman geçirmeyi çok seviyordu. Onları sevindirmeyi çok seviyordu. Bizlerle olmayı çok seviyordu. Ne zaman ayrı falan düşssek, hemen bizi arardı sorardı, neredesiniz ne yapıyorsunuz. Hadi gelin, sizi özledim derdi. Bize çok düşkündü. Ailemdeki yeğenlerime çok düşkündü. Zaten gitmeden önce herkesi arayıp eve davet ediyordu, yada ben size geleyim diye. Yani aileye ve sülaleye çok düşkünlüğü vardı. Sevecen, canlı, sempatik bir kızdı. H.S: Bir anınız var mı bize anlatabileceğiniz.
A.A.: Çok fakir bir ailedeydik. benim babam işten çıkmıştı. Ben Devrim ve erkek kardeşim var Genco, üçümüz Alibeyköy Saya yokuşunda bir ev tutmuştuk. Üçümüz gidip o evi bulduk. Üçümüz gidip o evi tuttuk, gidip temizledik. Kardeşim çok fazla çocuksu şeylere zaman ayırmamaya çalışıyordu. İlkokul sonundan lise sonuna kadar. Hep farklı eğilimlere başlıyordu. H.S: Sizin kardeşinizle ilgili, insanların duymasını istediğiniz bir şey var mı? A.A.: Tokat'ta 5 gerilla şehit düşmüş. Bunun için de çocuk olan ve 30-35 yaşlarında olan abilerimiz ablalarımız da var. Biz onlar gibi insanları, ve Devrim gibi insanları çok iyi sevip, onlara gerçekten çok iyi sahip çıkmalıyız. Çünkü bizim gerçekten, 16 yaşından 24 yaşına kadar bir zaman, genç olan zamanını bu işlere ayırmış... Bilmiyorum, sahip çıkmalı, ve onları dahada çok herşeyde sahip çıkmalıyız. Sadece gerilla olarak değil. F tipleri de var. F tiplerinde de insanlar var. Oradaki insanlara da, ölüm orucunda şehit düşen insanlarada sahip çıkmalı ve her zamanda anlamalıyız. Her zamanda düşünmeliyiz. Çünkü yaptıkları sıradan değil, gerçekten çok büyük işler. Çok çok daha iyi sahip çıkmalıyız. Cenazeler hep üçbin kişilerden oluşmalı.” |