‘Demokrasi’yi Yaşayanlar Anlatıyor PDF Yazdır e-Posta

Halkınsesi: Öncelikle merhaba. Meclise gitmekteki amacınızı anlatır mısınız? Ne için gittiniz?

Gina Özçellik: Merhaba. Meclise seçimlerin çare olmadığını halkımıza duyurmak için gittim. Yıllardır, bu ülkede seçim zamanlarında halkımızdan bizden oy isterler, iktidara gelirler, ama hiçbir zaman çare olmamışlardır. Seçimler çare olmuyor hiçbir zaman aksine sorunlarımız git gide artıyor. Açlığımız işsizliğimiz yoksulluğumuz büyüyor. Meclisin önüne bunun için gittim. Sesimizi duyurmak için gittim.

Silah doğrultarak tehdit ettiler… “Sözümüzü dinlemeseniz sizi 19 Aralık’taki gibi katledeceğiz”

Halkınsesi: Bize orada yaşadıklarınızı anlatırımsınız?


Gina Özçellik:

 

En demokratik hakkımız olan basın açıklaması yapmak ve seçimin çare olmadığını söylemek için toplandığımız Yüksel Caddesi’nde, polisin vahşi saldırısına uğradık. Daha önce böyle bir saldırı hiç yaşanmamıştı herhalde. Ahlaksızca saldırdılar. Oysa o sırada türkü söylüyorduk. Gina Özçelik saldırıda birçok arkadaşımız yaralandı, kolları, parmakları ve burunları kırıldı. O gün Yüksel Caddesi’nde olan herkes polisin vahşi saldırısına maruz kaldı. Arabada götürürken bize silah doğrultarak tehdit ettiler. Yanımızda olan bir arkadaşımızı zorla bizden almak istediler, biz vermeyince silahla tehdit edip biber gazı sıktılar. Arabanın içinde olduğu için gazdan etkilenerek bayılanlar oldu. Baygın oldukları halde elleri kelepçelenerek saldırıya devam ettiler.

İlk saldırdıklarında sürükleyerek tekmelerle yumruklarla, bizi arabalara bindirmeye çalıştılar. O sırada yediğim darbeyle, burnumdan kan akıyordu. Ki birçok arkadaşımda benim gibi yaralanmış ve her tarafları kan ve yaralar içindeydi. Hatta arabalara alırken ağza alınmayacak küfürler ediyorlardı. Yanımdaki bir arkadaşın durumu ağırdı. Kendine getirmeye çalışıyordum, polis yine bana saldırdı. Ona dokunma bizim sözümüzü dinlemeseniz sizi 19 Aralık’taki gibi katledeceğiz diyerek tehditler savurmaya başladılar. Ardından yine ağza alınmayacak küfürler ettiler.

İşkencenin karşılığı 105 YTL

Ahmet Sargındağ: Polisin neler yaptığını çok iyi hatırlıyorum. Polis analarımızı, kız arkadaşlarımızı saçlarımdan tutup sürüklüyordu. Ayrıca oluşturulan bir polis koridoru vardı. Aldıklarını bu koridordan işkence yaparak geçiriyorlardı. Sıra bana geldiğinde polis küfürler ederek beni kaldırmaya çalıştı. Kaldıramayınca tekme, cop ve silah dipçikleriyle yerlerde sürükleyerek arabaya aldılar. Arabada işkence daha da artırıldı. Arabadaki herkesin eli yüzü kan içindeydi. Kelepçelemek içinde ayrıca işkence yaptılar ve plastik kelepçeleri bileklerimizi kesene dek sıktılar. Bu halde de dövmeye devam ettiler. “ seni gidi… Ne işin var eylemde, pis terörist, al sana bir yumruk, bir tekme” diyerek küfürler eşliğinde dövdüler. Bayan arkadaşlarımıza ahlaksızca küfürler ederek ahlaksızca tacizde bulundular. Bizler buna karşı çıkınca arabaya gaz bombası sıktılar. Artık nefes bile alamıyorduk ama yinede sloganlarımızı atıyorduk. Ben bayılmak üzereydim. Kendilerinin yüzlerinde maske vardı. Bizler nefes alamıyorduk. Onlar müzik açarak oynamaya başladılar. Ardından baygın bir halde TEM’e getirildik.

Halkınsesi: TEM’de de devam ettiler?

 

Ahmet Sargındağ:


Evet. Burada da yerlere fırlatarak coplarla saldırdılar. Yüzüm gözüm kanlar içinde kalmıştı. Biz slogan attıkça küfredip dövüyorlardı. Ardından kendimi kaybettim ve gözlerimi hastanede açtım. Her yanım ağrımaktaydı. Hastanedeki sivil polisler oradaki genç arkadaşlarımızı tehdit ediyor, ajanlık teklif ediyorlardı. Hastanede bana kaşım yarıldığı için üç dikiş attılar.Bizi sabaha karşı tekrar Tem e getirdiler. Girişte üst araması dayattılar. Bizler bunun yasal olmadığını üst aramasının zaten yapıldığını söyledik ama bize yine azgınca saldırdılar. El ve ayaklarımızı kelepçeleyip yere yatırdılar zorla üst araması yaptılar. Bu keyfiyet hücrede de sürdü. Bizlere getirilen su ve şeker verilmedi. Bizde bu durum keyfi olduğu için sloganlarla protesto ettik. Sabah adliyeye çıkartılırken de saldırı ve küfürler devam etti. Bizleri dövmeleri karşılığında devletin onlara 105 YTL ikramiye verdiğini söylediler.

Gina Özçellik: Bizi hücrelere koyduktan sonra neredeyse her yarım saatte bir götürüyorlardı, işkence yapıp geri getiriyorlardı. İşkenceden sonra kimi polisler üstümüze çıkıp oynadılar, kimide biber gazı sıktı. “oh olsun işte biz size böyle yaparız” diyerek kahkahalar atıyorlardı. Ve bunu yapan yani üzerimizde oynayan bayan polisti. İnsan düşünmeden yapamıyor, bir kadın belki de bir anne nasıl böyle bir şey yapıyor.

Bayan ve erkek fark etmiyorlardı. Hepsi aynı cinsel tacizi yapıyorlardı. Yaptıklarını hatırladıkça tüylerim ürperiyor hala sanki insin değillerdi, insan olan böyle bir şeyi yapabilirimi.

Düşünebiliyormuşsunuz biz hücredeyken, para saymaya başladılar. Ellerindeki paraları yüzlerine sürerek, kahkaha atmaya başladılar ve “ işte biz buyuz, biz her şeyi satarız, satılmışız da biz devlete çalışıyoruz. Çünkü biz ABD’nin uşaklarıyız...” gibi şeyler söylediler. Sırf işkence yapmak için türlü türlü bahaneler gerekçeler sıralıyorlardı. Bizi getirip götürürlerken erkek arkadaşlara yapılan işkencelerin sesini duyuyorduk. Duyduğumuz seslerden arkadaşlarımıza yapılan işkencelerin boyutunu tahmin edebiliyorduk.

“Sürekli seni öldüreceğiz diyorlardı”

Halkınsesi: Peki, siz neler yaşadınız? Anlatırmısınız?

Canan Yabancı:

Halkınsesi: Bunların dışında söylemek istediğiniz birşey varmı?

Arzu Seçen: Nazilerden farksızdılar. Gaz sıkarken “sizi canlı canlı boğacağız” böğürtüleri eşliğindeki kahkahaları bize Nazi zulmünü hatırlattı. İnsanların acı çekmelerinden büyük biz haz duyuyorlardı. Ve bizde biz kez daha bu ülkedeki demokrasinin ne menem bir şey olduğunu görmüş olduk.

 

 

Gözaltına alınırken etrafımız dört yandan sarıldı. Ben kortejin önündeydim. Saldırmalarıyla 10-15 polisin üzerine çullanması bir oldu. Küfürler eşliğinde coplayarak, saçlarımdan sürükleyerek polis otobüsüne götürdüler. Arabanın içinde de küfür ve dayak sürdü. Camdan basına seslenip yaşanan işkenceyi anlatmak istedim ama hayvanca yine vurmaya başladılar, biber gazı sıktılar, gazdan nefesim kesildi, gözlerim görmemeye başladı. Sürekli bizi öldüreceklerini, canlı canlı boğacaklarını söylüyorlardı. Tabi bunları ağza alınmayacak, ancak kendi ahlaklarının elverdiği küfürler eşliğinde yapıyorlardı. Arabada her birimize en az 15 polis düşüyordu. Şubeye götürdüklerinde başımı ve kollarımı kırarcasına büküp aramaya başladılar. Arama esnasında duvara itip erkek polislerde arama yapmaya kalktılar, direnmem üzerine koridorda üzerimi açıp ahlaksızca taciz etmeye çalıştılar. Sürekli slogan atmam üzerine bir odaya kilitlediler arkadaşlar sesimi duymasın diye. (…)

Adli Tıbba götürürken de işkence devam etti. Fotoğraf ve parmak izi almayı da işkenceye çevirdiler. Belime oturup ellerinde eldiven olan polisler vahşice boğazıma sarılarak başımdan tutup üstümü soymaya çalıştılar. Erkek polisler eşliğinde tekmeleyerek ve üstüme su dökerek etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Parmak izi almak için kollarımı ve ayaklarımı büktüler. Sonuç alamayınca, seni öldüreceğiz çığlıkları altında arkadaşlarımdan ayırıp beşinci kadar yerde sürüklenerek götürüldüm. Orda beni bir koridora atıp saçlarımdan çekerek işkence yaptılar. O gün görevli olan polisler, grup grup yanıma gelip tecavüz tehditleri altında fotoğraf çekmeye çalıştılar. Karşı geldiğimde yerde tekmeleyerek Amerikan askerlerinin yaptığı gibi sürüklediler. Üstüme sürekli su döküp ağza alınmayacak küfürler ettiler. Bu uygulama sabah 05.30’a kadar sürdü. 12 saat boyunca lavabo hakkım engellendi. Beni boğazımdan ve bacaklarımdan tutarak hücreye geri getirdiler. Benden parmak izi alamadıkları için de hiç kimseyi lavaboya çıkarmadılar. Saat 10.00 gibi savcılığa götürmeye geldiler. Coplayarak, işkenceyle adliyeye kadar götürdüler. Adliye içinde 4 polisle ellerim kırılırcasına 5. kata kadar boynumu ve boğazımı sıkarak, halkın önünde işkenceye devam ettiler.

Arzu Seçen: Biz sadece TBMM ye kadar yürüyecek ve yasal hakkımızı kullanarak seçimlerin çare olmadığını anlatan basın açıklamamızı yapacaktık.50 metre civarı yürüdükten sonra önümüz keyfi bir şekilde Çevik ve TEM polisleri tarafından kesildi, bizde olduğumuz yere oturup bu keyfi uygulamayı protesto etmeye başladık. Sonra yüzlerce çevik kuvvet polisi üzerimize salındı. Bir anda her tarafımızı sardılar. Çember içine alıp, teker teker cop, tekme, kalkanlarla vurarak, yerlerde sürükleyerek arkadaşları aldıklarını görüyordum. Sonra bir ara durduktan sonra benim ayağıma iki çevik polisi saldırdı, ayak ve kollarımdan çekiştiriyorlardı. Tekme ve kalkanlara çarparak bir müddet götürdüler, bir ara yere düşürdüler sonra kaldırıp arabanın yanına sürüyerek götürdüler. Arabada biri kafama oturdu, nefes alamadım. İkisi kolumu kıvırdı, biri çok sıkı bir şekilde koluma kelepçeyi taktı, sonra diğer arkadaşları aynı şekilde içeri aldılar. (…)

Sonra bir polis bana tacizde bulunmaya kalktı. Bunun üzerine otobüste olan Ramazan arkadaşımız bunu fark edip polise “çekil kızın yanından” diye bağırdı. Polis bu sefer Ramazana yöneldi, ben bu sefer Ramazana saldırmasını engellemeye çalıştım. Bunun üzerine ikimizin de ağzına, gözüne biber gazı sıktılar. Bundan daha çok kötü durumda olan arkadaşlar etkilendi ve nefes alamadılar.

Sonra saçlarımızdan sürüyerek tekme tokat ve coplar eşliğinde aşağıya indirdiler. Bizi o halde teme alıp kameraya çektiler ve arama yaptıkları odaya götürüp yine işkenceler eşliğinde arama yaptılar. Bayanları da erkek polisler zorla aradılar. Sonra küçük bir hücreye beş kişi atıldık. Açlık grevinde olduğumuz halde şeker vermediler. Bizde bu hakkımızı almak için kapılara vurduk. Bunun üzerine şekeri alabildik. Yine tuvalete çıkarmadılar bunun içinde kapılarak vurup zorlayarak gidebildik. Yani her ihtiyacımızı zorla karşılattık. Ertesi gün sabah sekiz civarı Adli Tıp’a götürüldük. Arabada Musa isimli arkadaşımızın kafasını otobüsün camlarına vurdular. Burada da kelepçeleri bileklerimize oturttular. Muayene esnasında doktor söyleyene kadar kelepçeleri açmadılar. Adli Tıp’a geliş ve gidişte değişik sesler çıkartıyorlardı, böğürüp kurt işareti yapıyorlardı. Kafamızı zorla yere eğdirmeye çalışıyorlardı, enselerimizden tutarak. Bayan çevikler tırnaklarını kollarıma geçirdiler. Emniyete geri dönünce bizden fotoğraf ve parmak izi alacaklarını söylediler. Bizi haksız yere gözaltına aldıkları ve işkence yaptıkları için çıkmayacağımızı söyledik. Bunun üzerine zorla, kollarımızdan arkaya kıvırıp, belimizden bastırıp nefesimizi keserek götürdüler. Bırakılana kadar sürdü bu işkenceler.

Halkınsesi: Bunların dışında söylemek istediğiniz birşey varmı?

Arzu Seçen: Nazilerden farksızdılar. Gaz sıkarken “sizi canlı canlı boğacağız” böğürtüleri eşliğindeki kahkahaları bize Nazi zulmünü hatırlattı. İnsanların acı çekmelerinden büyük biz haz duyuyorlardı. Ve bizde biz kez daha bu ülkedeki demokrasinin ne menem bir şey olduğunu görmüş olduk.

Gina Özçellik: Keyfi bir şekilde göz altına alındık. İşkencelerden geçirildik, 87 arkadaşımızı tutukladılar. Buda aslında Türkiye’de demokrasinin olmadığının kanıtıdır. Seçim çare değil kampanyamıza tahammül edemediler. Çünkü söylediklerimiz gerçeklerdi. Ve biz bu gerçekleri söylemeye halka anlatmaya devam edeceğiz. Seçim çare değil!

Ahmet Sargındağ: Yorum yapmayı gereksiz kılan bir gerçek yaşananlar…

Canan Yabancı: Türkiye’de nasıl ve kimin demokrasisi olduğunu tüm dünyaca bir kez daha görülmüş oldu böylece ve bizim “Seçim Çare Değil” haykırışımızın ne kadar doğru olduğunu da bir kez daha anlamış oldu tüm halk.

Halkinsesi: Yaşadıklarınız paylaştığınız için hepinize teşekkürler ve geçmiş olsun!

 

26 yaşındaki Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Halk Bilimi Bölümü öğrencisi ve Ankara Gençlik Derneği Genel Sekreteri Ebru Gürler’in gözaltında yaşadıklarını anlatıyor:

 

Eylemimize Yüksel Caddesi’nde oturarak başladık. Meclise yürütmedikleri için marşlarımızla, sloganlarımızla oturarak protesto ediyorduk. Saldıracaklarını anladığımız an kol kola girerek kenetlendik. Dört bir tarafımız polisler tarafından sarıldı. Bizi dövmek için birbirlerini eziyorlardı. Dört yandan bizi ayırmaya başladılar. Ellerinde ne varsa vuruyorlardı. Kalkan, kask, tekme, ne bulurlarsa onunla, nereye gelirse oraya. En son kafamı kaldırdığımda önlerinde ki grup bizdik, buzum gruba saldırmaya başladılar. İlk başta ki arkadaşı alınca kalan kişileri kendime doğru çevirdik ve sarıldık. Onları koparınca iki arkadaş kaldık. İkimizi de teklemeye başladılar. Yanımda kalan arkadaşla birbirimize sarıldık. Onu da koparınca, ben 15-20 çevik kuvvet polisinin arasında kaldım. Yerde tekmelemeye başladılar. Her yerden tekme geliyordu, kafamı kaldırınca silahın kabzasıyla suratıma vurdular. Sonrasında hatırladığım şeyler; ringe kadar bir koridordan geçtiğim ve tekrar tekme, tokat ringe atıldığım…

Ringin içinde hakaretler, küfürler katmerlendi. Bazı arkadaşlarımız kelepçelerden kaynaklı eleri morarıp şişti. Buna rağmen kelepçeleri gevşetmediler.

Ben yaralı olduğum için arkadaşlar inmemi istedi. Üst araması erkek polislerin yanında yapıldı. Ben ayakta bile duramazken ayakta zorla arama yaptılar. Oradan nezarete attılar. Yaralı olduğum için arkadaşlar kapıları dövmeye başladılar, tedavi edilmemi istediler. Sonrasında hastaneye götürmek için beni götürdüler, aşağı kata inerken bir arkadaşı yukarı çıkartıyorlardı. Çıkarırken tokatlıyorlardı. Her tokatta “bak bu sefer iyi çıktı” diyorlardı. Bir başka tarafta 1.60 boylarında bir arkadaşın üstüne 5 çevik basıyordu. Hastaneye gitmek için araca bindirildim. Benim dışımda bir kişi daha vardı. Onu arabaya bindirirken polisler hala vuruyorlardı arkadan.

Hastanede karşımda boynuna boyunluk takılmış kollarını hareket ettiremeyen biri vardı. Ben önce tanıyamadım, trafik kazası falan sandım. Sonradan anladım ki bizim arkadaşlardan biri Bülent Kemal abiydi, kulağı yırtılmıştı. Kollarını kelepçeden kaynaklı oynatamıyordu, yürümekte zorlanıyordu.

Daha sonra tedavim yapıldı. Benim tedavime başlandığında sivil polisler yanımdaydı. Yanımda bulunan gazlı bezlerle yaralı olmadıkları halde kollarını parmaklarını sarmaya başladılar. Böylelikle raporda aldılar. Ben çıktığımda Bülent abinin tedavisi bitmiş; fakat kulağını dikmemişlerdi. Sonradan doktoru uyardık 6 dikiş attılar.
Sonra nezarete tekrar döndük. Gece 22.00 gibi geldiler adli tıpa gidiyoruz dediler. Bizi parmak izine götürmek için yalan söylemişler. Zorla parmak izi aldılar. Diğer arkadaşlara da yüksek sesle müzik dinletmişler duyulmasın diye.

Sonra tekrar hücreye döndük. Sabah 5.30’a kadar bayanların parmak izi sürdü. Alt katlardan çığlık sesleri geliyordu, kapı dövülme sesleri geliyordu. Sonradan öğrendik arkadaşlarımıza işkence yapmışlar, gaz bombası atmışlar, ıslatmışlar saatlerce tuvalete götürmemişler. 5.30’dan sonrada erkeklerin parmak izi başlamış. 9.30 gibi de o bitti. Bundan sonra adli tıp için geldiler. Biz araç içinde bekletilirken hırpalanan arkadaşlarımızı gördük. O araçtan o araca bindiriliyorlardı, dövülmek için.
Adliyeye geldiğimizde avukatlarımızın olmasına rağmen bazı arkadaşlarımıza avukatlar gittiğinde saldırmak için bahane yaratmak istediler.

Biz bırakıldığımızda ortam iyice gerilip avukatlarımızın üstüne yürüdüler, yediğimiz dayağın yanımıza kar kaldığını söylediler.

Bize vatan haini dediler “Ne ABD Ne AB Bağımsız Türkiye” dediğimiz için seçim yoksulluğa, işsizliğe açlığa çare değil demokratik bağımsız Türkiye dediğimiz için biz vatan hainiydik.

Bize şerefsiz diyenler 16 yaşında çocuklara, 40 yaşında analara kadar elle ve sözle tacizde bulunanlar şeref sahibiydiler.

Amerika’dan nefret ettiğini söyleyip bizlere işkence olsun diye dinletenler vatan severdir. Yeni alınan çeviklere işlerini öğretmek için üstümüze azgınca satanlar şeref sahibiydiler.

Tuvalete götürülürken, adliyeye, adli tıpa götürülürken buldukları her fırsatta bizi hırpalayıp arkadaşlarımızı hastanelik edenler. Şerefli vatanseverlerdir(!)

Türkiye bir kez daha gözlenen faşizmi televizyonlardan gördü. Devlet bir kez daha direnişi, iradeyi, onuru, namusu gördü.

Ne ABD ne AB dediğimiz için ne ilk işkencelerde kalışımız, ne de son. Biz bu vatanı mehter marşlarıyla değil, kanıyla canıyla sevenleriz.

Her zaman olduğu gibi 22 Temmuz’dan sonra ki her gün Yüksel Caddesi’nde attığımız sloganları, hücrelerde attığımız sloganların haklılığını gösterecektir.

Seçim vaatleriyle, demokrasicilik oyunlarıyla halkı aldatanların gerçek yüzü Yüksel Caddesi’nde ki saldırıdır. Onların bağımsızlık demokrasi gibi bir dertleri yoktur. Hiç bir zaman da olmamıştır.

Bizler bu ülkenin gerçek vatanseverleri bağımsızlık ve demokrasi için mücadele etmeye devam edeceğiz.