Eğitim-Sen’li Mehmet Toğan ile Ropörtaj PDF Yazdır e-Posta

 

Halkın Sesi: 25 Mayıs günü Yargıtay Hukuk Genel Kurul’unda görülen Eğitim-Sen’in kapatılması davasında, sendikanızın kapatılması yönündeki karar onandı. Bu konuda bize bilgi verebilir misiniz?

Mehmet Toğan: Şimdi tabii ilk bundan öncesi bir süreç vardı. Ana dilde öğrenim gerekçesinden dolayı, sendikamız kapatılmak isteniliyor. Tabi bu İş Mahkemesi'nin, iki kere davayı reddetmesi sonucu, Yargıtay’a gidiyor dava. Yargıtay’da da, Yargıçlar Hukuk Genel Kurulu’nda en son görülüyor. Davanın ilginç olan noktası, esastan bozması üzerine, hiç bir hakim savunma yapmıyor. Ve usulden bozması üzerine ise, 45/6 ile kapatılması yönünde karar alınıyor. Biz şöyle düşünüyoruz. Aslında bu dava, bir anlamıyla, anadil davası değil, bu dava Eğitim-Sen'i şu anki var olan egemen güçlerin veya sistemin taşıyamama davasıdır. Ana dil sadece, göstermeliktir. Biz tüzükteki anadil de öğrenim hakkını çıkarsak bile, yarın bize başka bir sebepten dolayı yine, bize kapatma davası, farklı unsurlardan dolayı dava açabilecekler. Yani durum bundan ibaret. Bu anlamda, Yargıtay’a da derin anlamda müdahale edildiğini düşünüyoruz. Ülkenin demokrasisi açısından, çok vahim bir durum ve kara bir leke. Hele de Avrupa Birliği'ne gireceğiz, Kopenhag kriterlerinin bahsedildiği bir dönem, işte, siyasal iktidarın, özgürleşme, demokratikleşme, örgütlü toplumdan bahsedildiği bir dönemde. Kime dair örgütlenme, neyi kastettiği burada görmüş oluyoruz bizde. Tabiki şunu da düşünüyoruz. Eğitim-Sen'in kapatılması önünde, hani, önümüzdeki süreçte, AİHM'nin öne surduğu veya Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde, Genel Yönetim Yasası, bundan başka, Kamu Personel Rejm Yasası tüm bunları hayata geçirmek isteyen egemen güçler veya sermaya sınıfının karşısında, Eğitim-Sen örgütlü bir güçtür. Konfedarasyon anlamıyla KESK ile birlikte. Bu örgütlü gücün tasfiyesidir bir anlamıyla. Yani yoksa, anadil temel problem değil. Veya şöyle de diyebiliriz. Avrupa Birliği yandaşları veya Avrupa Birliği yolunda elini güçlendirmek isteyen bir grupla, Avrupa Birliği'ne karşı bir ülkeyi, parantez içinde Avrupa Birliği içine almak isteyen güçlerin bir güç dengesine kurban edilmiştir. Büyük tanrılar sofrasına kurban edilmiştir Eğitim-Sen aslında.

H.S.: Eğitim-Sen'in kapatılmasına karşı yaptığınız pek çok eylemde AKP hükümetinin eğitim alanında kadrolaşmak istediğini belirtmiştiniz? Eğitim-Sen'e yönelik alınan Yargıtay kararındaki hükümetin sorumluluğu nedir?

M.T.: Şimdi AKP iktidara geldiğinde, daha demokratik toplum, örgütlü toplum, özgürlüklerin genişletilmesi, hakların genişletilmesi yönündeydi. Fakat, esasında, onun söylemeye çalıştığı şuydu; kendi kadrolaşması. Yada IMF'ye verdiği taahütler çerçevesinde, kendi kadrolaşmasını yaratıp, ilericilerin, devrimcilerin veya sosyalistlerin önünü kesip, bu yasaları hayata geçirmekti. Ki AKP iktidarı, bütün, en ücra taşradaki, okul müdürlerin yardımcılarına kadar dahi değiştirmenin peşindedir. Kadrolaşma, had safaya varmıştır. Artık, insanların tahammül sınırlarını zorlamaktadır. Biz şunlarıda biliyoruz, eğitim iş kolunda, işte iki tane eşi olan imam kökenli olan veya İmam Hatip, tarikat kökenli olanların da atanması. Diğer iş kollarında da böyle keza ulaştırma veya sağlık alanında hiç kalifiye olmayan insanların müdür olarak atanması vs… Hatta müdür yardımcılığı sınavı açılıyor. Sınavda tek koşul değil. Ondan sonra da mülakata alıyor sizi. Ondan sonra, her tür şeyden önce sınavı koyuyor. Fakat, sınav sonrası bir de mülakat koyuyor. Mülakatın olduğu bir yerde, mümkün değil, haktan, niyetten bahsetmek. Kendisi haktan niyetten bahseden siyasi iktidar veya özgürlükten bahseden siyasi iktidar, kesinlikle kadrolaşmayı, en ücra yerlere kadar yaymakta. Siyasi anlamda, her yere müdahale etmektedir. Bu kapatma davası için de böyledir. Yani Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, onayladığı tüzüğünün bir maddesi, Genelkurmay istemi, Anakara Valiliği ve ordan mahkemeye intikal ediliyor. savcılığa intikal etilikmektedir. Buna karşıda Adalet Bakanlığı bir girişimde bulunabilirdi. Veya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hani ülkedeki demokratikleşmeyi istiyorsa AKP, gerçekten bunun önüne geçebilirdi. Yada şöyle diyebiliriz; Demokratikleşmeyi kendisi istiyor. Toplumun çalışan emekçi sınıfları için, demokratikleşme değil, tam bir saldırıdır. Veya saldırı yasalarının ön çalışmasıdır diyelim.

 

 

H.S.: Bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsunuz kapatma davasına ilişkin?

M.T.: Şimdi, biz dün akşam saat 17.00 gibi, bütün Türkiye illerinde, alanlara çıkmıştık. Bu kapatma davasıyla ilgili, "Eğitim-Sen Işığı Karartılamaz" diye veya "Karartamazsınız" diye... Yada "Eğitim-Sen'i Kapatsanız Bile, Eğitim-Sen’lileri Susturamazsınız" bu tarihi bir süreçtir aynı zamanda. Eğitim-Sen söyleme geldiği üzere, post modern bir darbe ile bir anlamıyla kapatılmak isteniliyor. Askeri darbelerle değil, post modern darbelerle artık temel haklar ve dernekler, sendikalar, toplumun demokratik güçleri, post modern darbelerle susturulmaya çalışılmaktadır. Gerek para cezaları, gerek kapatma cezaları. Anadilde öğrenimi bahane göstermek. Keza, sendikamıza, yine başkanlar kurulu ve temsilciliklerinden dolayı da uyarılarda bulunmuştur Ankara Valiliği. Ki anadilde öğrenim hakkını tüzükten çıkartırsak, başkanlar kurulunu da yapmayın diyor bize. Temsilcilikleri de kapatın diyor. Bunlarda diyor 4648 yasada yoktur diyor. Geri adım atmaya başladıktan sonra, bunun sonu yok. Onun istediği Türkiye'ye gireceksin. Yada mücadele edip, haklarımızı filli meşru mücadele diyor. Hep böyle diyoruz, bu sendikaların daha önceden de kapılarına mühürler vuruldu. Kırıldı mühürler, girildi içeri. Şimdilik bizi yasalarla boğmaya çalışıyorlar. Artı şunu da düşünüyoruz; Kapatsa bile, önümüzde çok seçenek var. Filli eylemlikler devam edecek. Şuan MYK'da görüşülüyor. Ne yapılabilineceği bir görüşme içerisinde… Filli eylemliklerimiz devam edecek. Daha sonra MYK'nın da görüşünü bekliyoruz. Çıkabilecek, MYK'dan görüş ne olur. Hani çok çeşit seçenekler var. Bütün Türkiye'deki illerden Ankara'ya yürüyüş kolu da başlatabiliriz. Çok farklı eylemliklerde yapabiliriz. Bir anlamda AİHM'ye gidilmesi düşünülüyor. Ama AİHM'de bu konuda, çok belirleyici olmayacaktır. Sanıyorsam oradada hukuki, hukukçular daha iyi bilirler ama sanırım, kendi tırnak içinde bu tür şeyleri ülkelerin kendi iç hukuklarına bırakan içim var. AİHM'e götürmekle aslında bir anlamıyla ordan medet ummak değil isteğimiz. Bu tür şeylerde düşünülebiliniyor. Bugünde yine Ankara'da şubeler olarak saat altı buçukta YKM önünden Adalet Bakanlığı’na yürüyeceğiz.

H.S: Verdiğiniz bilgiler için çok teşekür ediyoruz. Mücadelenizde başarılar diliyoruz.

M.T.: İyi günler, kolay gelsin.