|

Halkın Sesi: Merhaba, Temel Haklar Federasyonu olarak, olayların yaşandığı Şemdinli ve Yüksekova'ya gittiniz. Bize izlenimlerinizi anlatabilir misiniz? Şemdinli'de nasıl karşılandınız? Halkın tepkisi nasıldı? Kimlerle görüştünüz, incelemelerinizin sonucu nedir? Eyüp Baş: Biz iki otobüsle heyet olarak yola çıktık. Yaklaşık elli saat sürdü yolculuğumuz. Yol esnasında özellikle, Elazığ'dan itibaren, gözaltılar, GBT kontrolleri aramalar vs. Bu 27 saatlik yolculuk 50 saate çıktı.
Sonuçta Şemdinli'ye geldik. Şemdinli'de bizi halk karşıladı. Otobüslerimizden indik, kortejlerimizi oluşturduk. Halkla birlikte yürüyüşe geçtik. Şemdinli'de zaten tek bir cadde var. O cadde üzerinde Umut Kitabevi var, bombalanan, bir insanın katledildiği insanların yaralandığı kitabevi. Oraya kadar yürüdük halkla birlikte sloganlar attık, halk da eşlik etti. Kitabevinin önündeki merdivenlere pankartlarımızı astık. Basın açıklamamıza başladık. Basın açıklamasında, TAYAD'lı Aileler bir konuşma yaptı. Grup Yorum, "Bize Ölüm Yok" marşını söyledi. Ruhan Mavruk, bir şiir okudu. Açıklamanın ardından, halk bize bombalanan yerleri gezdirdi. Umut Kitabevi'nin içini gezdik, gördük. Kitabevinde halen kan izleri kitapların ve duvarların üzerinde görülüyor. Bombaların düştüğü yerlere baktık. Bombalar, betonda oyuklar açmış. Bomba izlerini, kapıdaki kan izlerini gördük. Daha sonra ise 1 Kasım günü bombalanan bir yer var orayı gezdik. Burada bir cadde harabeye dönmüş. Yıkık, dökük evler var. Bombanın içinde patlatıldığı aracın bir parçası kalmış, bunları gördük. Şemdinli Belediye Başkanı ile görüştük. Olayların nasıl geliştiği üzerine sohbet ettik. Belediye Başkanı ile görüşmemizden sonra, kitabevinin bombalanmasının ardından yapılan keşifte katledilen kişinin ailesiyle görüştük. Daha sonradan ise Yüksekova'ya doğru hareket ettik. Yüksekova'da yine bizi halk karşıladı. Biz burada kitlemizle kortej oluşturduk. Yüksekova'da Zargot İş Merkezi var. Bu iş merkezini sembol olarak seçtik. Bu iş merkezinin önünde basın açıklamasını yapmamızın nedeni şundandır; Bu iş merkezi bombalanıyor. JİTEM'ciler tarafından roketle saldırı düzenleniyor. Cenaze töreninde panzer çarşının içine girerken devriliyor. Böyle bir özelliği var, bundan dolayı burayı basın açıklamasını yapacağımız yer olarak seçtik. Yaklaşık 400/500 metre halk ile birlikte yürüdük. Yüksekova halkının da katılımıyla bir basın açıklaması yaptık. Biz olaylara nasıl bakıyoruz, nasıl değerlendiriyoruz, onu anlatmaya çalıştık Yüksekova halkına. Ve şunları söyledik; Biz buraya bu olayları anlatmaya gelmedik. Siz de biliyorsunuz ki bu olayların devlet tarafından yapıldığı çok nettir. Görüyoruz Şemdinli'de bombalanan yerler var. Olayları yapanlar kendileri de üstleniyorlar. Anlatılanların arasında şöyle bir şey vardı. 1 ve 9 Kasım bombalama olaylarından sonra 13 Kasım'deki olaylarda olan askeri panzerler, polis panzerleri, "Ölürüm Türkiye" türküsünü çalıyorlar ve sesini sonuna kadar açarak caddeleri dolaşıyorlar. "İntikamımızı aldık" diye anonslar yapıyorlar. Yani açıktan da böyle bir üstlenme var. Şimdi burada ki gözlemlerimiz şöyle; Elbette ki buraya birçok heyet geliyor. Başbakan da geldi. İnsan Hakları Komisyonu'ndan milletvekilleri de geldi, Elkatmış'da geldi. Ama halkın bunlara bakışıyla, daha çok devrimci demokrat kişilere bakışı arasında çok fark var. Çünkü heyetleri o kadar kanıksamışlar ki, gelen insanların burada istediklerini söyleyip döndüklerinde halkın unutulacağını biliyorlar. Bunları çok yaşamışlar. Ama halkın devrimcilerden demokratlardan beklentileri farklı.

Başbakan buraya geldi. Başbakan Şemdinli'ye geldiğinde zaten, halkın haberi yoktu. Geliyor oralara, sokakları geziyor, insanlara seslenmeye çalışıyor. İnsanlar katledilmiş, can güvenliği yokken, Başbakan gelmiş, kömür dağıtacağım diyor. Gelip vaatlerde bulunuyor. İnsanlar taleplerini dile getirmek için dövizleri kaldırıyor, Sloganla bu işler yürümez diyor Başbakan. Tayyip Erdoğan halk ile görüşmüyor, halkı azarlıyor. Buradaki halk şunu söylüyor; Güvenliğimiz yok, kömürü ne yapalım. Buradaki halkın böylesi bir tepkisi var başbakana karşı. Yüksekova'da bu tepki daha çok bariz. Artık burada tehdit havaları var. Örneğin belediye başkanlarına yönelik "Bundan sonra sizin can güvenliğinizi sağlayamayız" diye bir söylemi var Başbakanın. Sonra, yapılan cenaze töreninde, halkın üzerinden uçaklar uçurulmasıyla ilgili ise Başbakan Tayyip Erdoğan buraya geldiğinde halk bunun nedenini soruyor. Halk, "Niye uçakları bizim üzerimizden uçurtuyorsunuz" derken; Tayyip Erdoğan ise; "Siz böyle yapmaya devam ederseniz, bu uçaklar daha da alçak uçar" diyor. Bu tür tehditler var. Diğer taraftan ise Elkatmış'ın halk ile görüşmemesi, yaralılarla görüşmemesi, katledilenlerin aileleriyle görüşmemesi ayrı bir tepki yaratıyor. Görüşme talebini iletenlere ise Elkatmış adres olarak polisi gösteriyor. Zaten bu insanların can güvenliği sorunu var. Bu insanları zaten katleden onlar ve bu katliamın sahipleriyle beraber hareket ediliyorlar "gelin burada görüşelim" diyenler. Şimdi tarafsız bir araştırma yapsaydı, zaten direk, o işi organize edenler, katliamı yapan kişi ve kurumlarla gidip görüşmezdi. Bizzat halk ile halkın içindeki insanlar, belediye başkanlarıyla görüşülürdü. Böyle bir şey söz konusu değil. Görüşenleri de tehdit ediyorlar. Şimdi burada şöyle bir şey var; biz burada ölüm listesinde olan insanlarla görüştük. Ve çok hassas davranmaya çalıştık. Kendilerine şunu sormuştuk; "Yani sakıncası varsa kimliğinizi açıklamayız, fotoğrafınızı çekmeyiz" demiştik. Çok doğal yaklaştılar ve şunu söylediler; "Biz zaten öldürüleceğiz. Bugün olmazsa yarın, devlet intikamcıdır. Suçu açığa çıkarılmıştır. Suçüstü yakalanmıştır. Yarın bunlar unutulmaya başlandığında, biz öldürülmeye devam edileceğiz. Bizim açımızdan, fotoğraf çekmenizin bir sakıncası yok." Bu da çok mümkün, insanlar ölüm korkusunu aşmışlar. Çünkü her gün yaşıyorlar. "Her gün biz ölüyoruz" diyorlar. İnsanlar buradaki baskılara karşı bir alışkanlığı var. Ancak kanıksamamışlar. "Bunlar buranın doğal sonuçları" diyorlar. "Burada kurulmamış bir sıkıyönetim var" diyorlar. Biz bunu yolculuk boyunca çok somut bir şekilde gördük. Şırnak tarafından geldik. Şemdinli'ye gelene kadar, yaklaşık üç buçuk saatlik yol. Yol boyunca arama var, panzerler var, tanklar var, bunun dışında askeri araçlar ve askerler var. Halk burada bunların gölgesinde yaşıyor. Bunları görerek yaşıyor. Örneğin bugün basın açıklaması ve yürüyüş esnasında, buradaki halk birçok kişiyi göstererek, "Şuradaki kameralı JİTEM elamanıdır, şuradaki arabanın içindekiler JİTEM elemanıdır" diyorlardı. Bunları çok somut yaşadıkları için, aslında onlar açısından bu bombalarının faillerinin suçu işleyenler belli.

Yakalanın üç kişiyle sınırlı görmüyorlar halk bu olayı. Bunu yapanları gayet iyi biliyorlar. Ve talepleri, bizden istedikleri de şu; "Biz burada bunları biliyoruz. Biz sesimizi yeterince duyuramıyoruz. Aslında Türk ve Türkiyeli dostlarımıza birlikte bunu dile getirmek istiyoruz. Buradan gittiğinizde ilk adımınızı attığınızda, oradaki mücadelenizde bombalamaların duyurulmasını istiyoruz" diyorlar. Bizde onlara konuşmalarımızda şunu da söyledik; bu sorun, bugünün sorunu değil. Bu sorunu bugünkü iktidar çözemez. Çünkü sahibi iktidardır. Bu sorunu, Kürt ve Türk halkının birlikte mücadelesi çözer. Biz İstanbul'da da basın açıklamaları yaptık. Ama bizim burada yaptığımız basın açıklaması bize çok farklı geldi. Farkı şudur ki, halk her şeyiyle sahipleniyor. Biz caddeden geçerken, halk balkonlardan caddeden alkışlarla destek veriyor. Halk basın açıklamasına desteğini veriyor, bunu çok farklı biçimlerde görebiliyorsunuz. Mesela, bizim otobüsün önünde federasyonun ambleminin olduğu bir flama vardı. Biz Şemdinli'den buraya gelene kadar köylerdeki insanlar veya karşılaştığımız insanlar, araçlarının korna çalması, insanların el sallayarak zafer işareti yapması bu bölge halkının çok güçlü olduğunu gösteriyor. Birbirlerine bağlı olduklarını gösteriyor. Devrimci demokrat insanların bağrına bastığını gösteriyor. Halkın Sesi: Çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgilerden dolayı. Size iyi günler ve iyi yolculuklar diliyoruz. Eyüp Baş: İyi günler, teşekkürler. |