Eyüp Baş İncirlik Yürüyüşünü Anlattı PDF Yazdır e-Posta

 

Halkın Sesi: Merhaba

Eyüp Baş: Merhaba

Halkın Sesi: Uzun bir süredir Türkiye genelinde eylemler yaptınız. Bugün ise İncirlik önündeydiniz. Bize Koordinasyon'un düzenlediği yürüyüşün ilk gününden bu güne gelinen süreci anlatabilir misiniz?



Eyüp Baş: Tabiiki. İncirlik Üssü'nun kuruluşunun 50. yılıydı ülkemize yerleşmesinin. Bu yüzden Koordinasyon kendi içinde yürüttüğü tartışmalar sonucu böyle bir eylem kararı aldı. Bu eylem kararını kendi içinde sınırlı tutmayıp, kendi dışındaki demokratik kitle örgütleriyle de tartıştık. Çeşitli sendikalara gitti, çeşitli partilere gitti. "Gelin bu eylemi birlikte yapalım. Gelin bu emperyalist odağı birlikte istemiyoruz birlikte kapısında haykıralım” önerisini götürdü. Çok olumlu yanıtlar da geldi; çok duyarsız kalanlarda oldu. Hatta bir ekip, "Biz bu eylemi anlamsız buluyoruz" diyen kendini sol... diyenlerde oldu. Sonuçta 24 demokratik kitle örgütü, sendika ve partiden oluşan bir bileşimle biz çıktık yola. Bu bileşenler illere göre değişti. Mesela, Adana'da daha çok geniş katılım oldu sendikalardan. Antalya'da vardı. İzmir'de vardı. Ankara'da vardı. Çağdaş Hukukçular Derneği, merkezi olarak katıldı. Ve bu yürüyüşe, hem yürüyüşçü olarak, hem görevli olarak avukatlar tahsis etti. Yürüyüş Türkiye genelinde başlayacaktı. Ve belli noktalarda, yürüyüş kolları birleşerek konvoylar oluşturularak Adana'ya gidilecekti. Bu kollardan ana gövde, İstanbul, Gebze, İzmit, Bursa, Eskişehir, Ankara, Konya, Mersin ve Adana’ya gidecektik. Karadeniz'den gelen, Hopa, Ünye, Ordu, Trabzon Samsun'dan gelen grup bize Ankara'da katıldı. İzmir ve Uşak tarafından gelen grup Eskişehir'de katıldı. Dersim, Adıyaman, Malatya, Elazığ tarafından gelen grup bize Ankara'da katılacaktı. Fakat bu arkadaşların aracı kaza yaptı. Bir arkadaşımız yaralandı. O şu an hastanede. Onları da Ankara'dan aldık. Diğer arabalara yerleştirdik, kendi arabaları hareket edemeyecek durumda kaldığı için... Bir grup da Diyarbakır, Van, Antep, İskenderun üzerinden geldi. Onun dışında Adana'nın çevre illerinden Antakya, Tarsus gibi illerden yoğun katılım oldu. Bu illerle de irtibatımız vardı. Koordinasyon bileşenleri ve katılımcı diğer kurumlar, belirli merkezi programlar belirlemişti. Bunun dışında herkes kendi özgünlüğünde, kendi il özgünlüğünde faaliyetlerini yürütebilir demiştik. Bunun sonucunda, özellikle de Karadeniz bölgesinde şövenist saldırılara, linç girişimlerine karşı hedef alınan arkadaşlarımız vardı. Bu arkadaşlarımızın yürütüğü bir kampanya vardı. İmza kampanyası yaptı. Ama valilik buna izin vermedi. Bir hafta öncesinden AKP'nin imza kampanyası düzenlediği bir meydanda, bize yani Koordinasyon’a orada imza toplamasına izin vermedi. Biraz daha köhne bir yerde izin verdi. Bunun dışında Türkiye genelinde dağıttığımız bildirilerimiz vardı. Bu bildiriler Eskişehir Valiliği tarafından hiç bir gerekçe gösterilmeden yasaklandı. İstanbul Eminönü'nde, Adana'da ve sanırım Eskişehir'de buralarda arkadaşlarımız gözaltına alınmak istendiler. Ve hatta Adana'da gözaltına alındılar. Ve tartaklamalar oldu. Bu gözaltına alınanlardan tutuklananlar da oldu. Fakat bu tutuklama gerekçeleri, bu bildirileri dağıttıkları için değil, daha önceki katıldıkları 1 Mayıs idi. Şöyle oldu; "Gerilla cenazelerine katıldın, ondan kaynaklı” gibi gerekçelerle bu arkadaşlar tutuklandılar.

 

Daha sonrasında ise bu faaliyetler geldi ve 26 Ağustos sabahına dayandı. İlk yürüyüş kolu İstanbul'dan biz çıktık. Yaklaşık 4 otobüs dolusu arkadaşla yola çıktık. İstanbul'da her hangi bir engelleme olmadı. Ama Gebze'ye girdiğimizde, Gebze polisinin tavrı, daha çok yasaları hatırlatmak, 3712 sayılı yasayı hatırlatan ve bize tutanak tutmakla, dava açmakla tehdit eden bir tavrı vardı. Bizler de şunu söyledik; ‘Yani biz burada tartışmayalım. Şimdi bizim programımız var. Bu programı aylar öncesi deklare ettik. Biz bu programı uygulayacağız. Sizde kendi görevinizi yapın o zaman. Tutunak tutun bize dava açın. Bu ülkede emperyalist katilleri barındırıyorsunuz. Onlara hiç birşey demiyorsunuz. Ama bu ülkenin halkına yürümesine izin vermiyorsunuz. Bunları protesto edenlere izin vermiyorsunuz. Buyrun davanızı açabilirsiniz. Biz yürüyeceğiz." Bunu söyledikten sonra, birşey yapamadılar. Yolu açtılar. Ve biz trafiği keserek yürümeye başladık. İzmit'e geçtik. İzmit'te de hemen hemen aynı tavır vardı. Yasaları hatırlattılar bize. Bizde, "Bu yasaları gidin İncirlik'tekilere hatırlatın. Bize değil” dedik. Buradan Bursa'ya geçtik. Bursa'da AKP binasının önünde başladı yürüyüş. Oradan, Metro deninen bir yer vardı, buraya kadar yürünecekti. Yol üzerinde Emniyet Müdürlüğü de vardı. Emniyet Müdürlüğü'nün önünde önlemler almışlar. Emniyet Müdürlüğü'ne yönelik herhangi birşey gelişebilir diye. Biz de kendi önlemlerimizi aldık orada. Fakat tam oradan geçerken, yoldaki artık kimdir nedir bilmiyoruz sataşmalar oldu, küfürler oldu. Bunlara cevap vermedik ve uygun bir şekilde o insanı o bölgeden uzaklaştırdık. Bunlar çeşitli illerde sürekli karşımıza sürekli çıktı. Ve ilginç olan yanı ise hep de Güvenlik Şube Müdürüklerinin önünde, Emniyet Müdürülüğü'nün önünde olan şeylerdi. Örneğin Eskişehir; Eskişehir'e biz girdiğimizde bir terör havası vardı. Zırhlı araçlarla bizi karşıladılar ve eskort etmek istediler. "Bizim öncülüğümüzde şehire girebilirsiniz’ dediler. Kabul etmedik. ‘Biz yolu biliyoruz. Biz gideriz. Bizim programımız var. Bunu uygulayacağız" dedik. Biz tam yürüyüşe başladık. Çok işlek bir caddeydi yürüdüğümüz yer. Burada birisi Türk bayrağı ile kortejimize girmeye çalıştı. Bunu engeledik. İşte, "Türk bayrağına hakaret ediyorlar" gibi laflar söyledi. Yani ortamı provoke etmeye çalıştı. Tam onun arkasında Eskişehir Güvenlik Şube Müdürü vardı. Bir de ellerinde telsizleri olan sivil amirler vardı. Onlara dedik, ‘Niye bunları salıyorsunuz üzerimize, niye gönderiyorsunuz? Amacınız ne sizin?" Hiç birşey yapmadılar o insana. Onu da biz uzaklaştırdık ordan. Fakat halkın tepkisi iyiydi. Kimse buna önem vermedi. Ciddiye almadı. Bizim tavrımızı özellikle her hangi bir fiili bir durum olmadan onu uzaklaştırmamızı iyi karşıladı. Polisin arasından aldık polisin dışına attık onu. Olay polisin önünde oluyordu.

Sonra Ankara'ya geldik. Ankara'da yine yol kesme, işte "Kaldırımdan yürüyün, yolu kesmeyin, trafiği kapatmayan. Yoksa yasalar var. Biz bu yasaları uygulamak zorundayız.’ İşte, ‘İzinsiz bir gösteridir" gibi söylemleri oldu. Kendilerine yasaları hatırlatık. Yani Türkiye'de basın açıklaması yapmak, yürüyüş yapmak için izin almak zorunda değiliz. Bildirimde bulunabiliriz. O da biz ilgi görürsek yaparız dedi. Biz yürüyeceğiz dedik. Kısa süreli bir tartışmadan sonra, biz yürüyoruz dedik. Ve yolu trafiğe kapattık. Yürümeye başladık. Ankara'da Abdi İpekçi Parkı'nda basın açıklaması yapıldı. Abdi İpekçi Parkı'na girerken Gündoğdu marşını söyleyerek girdik. Orda iki yıldır tecrite karşı evlatlarını sahiplenen TAYAD'lı Aileler bizi alkışlarla karşıladı. Orda yapılan basın açıklamasından sonra İdilcan Kültür Merkezi Müzik Topluluğu kısa bir dinleti verdi. Ve halaylar çekildi.

 

 

Oradan Konya'ya hareket ettik. Konya'da Antalya'dan gelen ve Konya’da bulunan arkadaşları arabalara aldıktan sonra direk Mersin'e geçtik. Mersin'de bir ikinci gece konaklamasını yapacaktık. Daha önceden ayarladığımız bir düğün salonu vardı. Mersin'deki arkadaşların ayarladığı… İşte iki gün öncesinde Mersin Güvenlik Şube Müdürü burayı arıyor; ‘Senin için iyi olmaz. Kötü olur. Alma onları. İptal et’ diye tehdit ediyor. Ve doğaldır ki bu esnaf, düğün salonu işletiyor, korkuyor ve bize vermekten vazgeçiyor. Biz bunun üzerine geniş bir benzinlik bulup. Araçlarımızı oraya çekip, yerlere kilim serip, oralarda yattık. Orda sabahladık. Ve sabah Mersin'e girdiğimizde, polisin bu tavrı devam etti. Biz kortejimizi oluştururken daha geldiler. Ve şunu söylediler; "Biz bu şekilde sizi yürütmeyeceğiz" Neden diye sorduk. İşte; "Bu izinsiz bir yürüyüştür. Valinin haberi yok” dediler. "Biz sizin valinize haber vermek zorunda değiliz. Ve bu bir hak alma mücadelesidir. Bir tepkidir, bir demokratik tepkidir. Biz bunu gerçekleştireceğiz. Buyrun sizde engellemek istiyorsanız engelleyin’ Dedik biz de… Daha sonra işte, kimlik bildiriminde bulunmak zorundasınız dediler. Bizde, hayır dedik. Sizin öyle bir yetkiniz yok. Önce biz siniz kimliklerinizi görelim dedik. Çıkardılar kimliklerini gösterdiler. Biri Güvenlik Şube Müdürü, diğerleride onun yanındaki komserlerdi sanırım. Bizden istediler. Göstermedik. "Göstermesiniz AKP binası önünde zorla alırız kimliklerinizi" dediler. AKP binası, bizim basın açıklaması yapacağımız yer aynı zamanda. Dedik; "Zorla yapamazsınız, göstermeyizde" Ordaki eylem komitesinde yer alan arkadaşlar isimlerimizi söyledi. Yanındaki arkadaşlarda şahitlik yaptılar benim bu kişi olduğuma dair. Sonra kimlik bildiriminde bulmak zorunda değiliz. Bu tavır yaklaşık 15 dakikalık bir tartışma sürecini yarattı. Yürürüz, yürütmem, yürürüz, yürütmem gibi. Dedik, ‘biz yürüyoruz’ ve yürüyüşü başlattık. Daha sonra onlarda yolları kesmeye başladılar. Akan trafiği durdurmaya başladılar. AKP binası önüne geldiğimizde orada ekstra polisleri yığmışlardı. Biz daha girerken, polisler kasklarını giydiler.Yani Türkiye'de olanlar ve bu şekildeki gösterilerde sık sık bulunanlar bu hareketin saldırı hazırlığını olduğunu çok iyi bilirler. Polis saldırmadan önce kaskını giyer, silahlarını kuşanır, gaz çanlarını kontrol eder. Böyle bir hazırlık vardı. Bizde kararlı bir şekilde girdik aralarına, o koridora. Ve AKP binası önünde pankartalarımızı açtık. Yerleştirdik. Burda basın açıklamamızı yapmaya başladık. Bize "orada zorla kimliklerinizi alacağım" diyen Güvenlik Şube Müdürü orada değildi. Ve kimse bize kimlik sormadı. Ordan basın açıklamamızı yaptıktan sonra Adana'ya geçtik.

Adana'da Atilla Altıkat Köprüsü'nde otobüslerimizi durdurduk. 300- 400 metre ileride bizi karşılayan Adana grubu vardı. Kortejlerimizi oluşturduk. Onlara doğru yürümeye başladık. Burada da yine biraz daha Mersin'e nazaran biraz daha yumuşak ve utangaç şekilde; ‘Kaldırımdan yürüyün, yolu kesmeyin, yoksa yasal işlem yapacağız’ gibi uyarılar oldu, Güvenlik Şube Müdürü ve yanındakiler tarafından. Bizde kendilerine; "Biz buraya kadar hep bu uyarılarla geldik. Ve hep şunu söyledik; siz istediğinizi yapın, tutanak tutabilirsiniz, dava açabilirsiniz, ne yapıyorsanız yapın. Ama biz yürüyeceğiz. Bizim böyle bir kararımız var. İncirlik Üssü'ne kadar gideceğiz." Böyle deyince, kenara çekildiler. Biz yolu kapatıp yürümeye başladık. İnönü Parkı'na gittik. İnönü Parkı'nda konumlandık. Basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasından sonra, işte insanlar uzun süredir yollarda olduğu için. Adana'lı arkadaşların hazırladığı kumanyalar dağıtıldı. Orada halaylar çekildi yemek yenildikten sonra. Daha sonra otobüslerin bulunduğu yer yaklaşık 700-800 metre ilerideydi. Oraya kadar yine sloganlarımızla trafiği keserek, sloganlarımızla yürüdük. Orada Antakya, Tarsus'tan ve çevre illerden gelen gruplarla da buluşarak İncirlik'e doğru hareket ettik. Polis bize şunu demişti; "Biz sizin güvenliğinizi alacağız. Oraya kadar eskort eşliğinde gideceğiz" Biz de dedik ki; "Biz eskortu buraya kadar kabul etmedik. Biz yolu biliyoruz. Kendimiz gideriz." Ve yine de önümüze koydukları eskortları sollayarak önüne geçtik. İncirlik'e doğru hareket ettik.

 

İncirlik'e girerken, İncirlik'e yaklaşık 300- 400 metre öncesinden Amerikan Konsolosluğu var. Onun önünde büyük bir yığınak gördük. Yani konsolosluğa yönelik birşey gelişebilir diye sanırım düşünmüşler. Oraya çok büyük bir yığınak yapmışlardı. Daha sonra İncirlik'in önünden geçtik. İncirlik'in önünde jandarmaların ve polislerin zırhlı araçlarla bir barikatı vardı. İleride indik araçlardan. Ana caddeyi, bu şehirler arası bir yol. Ve 5-10 dakikalık bir kesinti büyük kuyruklar oluşturuluyor trafiğe kapandığında. Bu caddeyi kestik. Kortejimizi oluşturduk. Ve İncirlik Üssü'ne doğru yürümeye başladık. Yine müdahale oldu. "Yolu kesiyorsunuz, bu ana yoldur. Bu suçtur. Yasal işlem yapmak zorundayız’ dediler. Buyrun dedik. İşlem yapabilirsiniz. Ama biz yürüyeceğiz. Buraya kadar gelip burda kaldırımdan yürümeyiz. Daha sonra İncirlik Üssü'ne giren, yani o belleğe giren bir kapı vardır. Tabela var. Daha önce fısıltı kasırgasıyla yayılan bir haber vardı Adana'da. Biz bugüne kadar bu tabelanın önünde yapıyorduk bütün basın açıklamalarını. Ama koordinasyona bunu yaptırmayacağız şeklinde yayılan birşey vardı Adana'da. Adana'da özelikle, Adana Mersin'de biz o tabelanın önüne gittik. O tabelanın önü üç dört sıra jandarma. Onun arkasında polis, panzerler ve binaların üzerinde uzun namlulu silahlarla yine Özel Timler bekliyordu. Bir yol düşünün önü, yan tarafı jandarma, polis barikatı ve panzerler. Arka tarafı yine aynı şekilde. Ve sol taraf yine aynı şekilde. Bir üçgen gibi yapmışlar. Yani saldırı olduğunda kuşatıp, onu düşünerek aynı şekilde bir şekilde konumlamaya geçmişler. Biz gittik o tebelanın önüne kadar. Ve orda konumlandık. Tam bu sırada birisi geldi. Niye Türk Bayrağı taşımıyorsunuz. Niye kızıl bayraklar. Niye işte şunlar şunlar yazan bayraklar taşıyorsunuz. Türk bayrağına niye hakaret ediyorsunuz. Yine aynı Eskişehir'deki gibi üzerimize gelmeye başladı. O zaman sayımız 1200 civarıydı. Hiç bunu dikkate almadık. Tutuk kolundan attık dışarı kitlenin içinden. Biz basın açıklamasını başlattık. Bu insan bizim dışarı attığımız insan, o üç-dört sıra jandarma ve polisin arkasına geçerek, oradan içeriye girerek oradan bir Türk bayrağı aldı. Ve yine onların arasından geçerek bizim üzerimize doğru yüreme başladı. Arka sıralarda bulunan arkadaşlar yine müdahale ettiler. Burada bir gerginlik yaşandı. Bu insan uzaklaştırıldı. Bütün bunlar olurken, bu insanın çevresi yine sivil polisler ve resmi polislerle, subaylarla jandarmalarla çevriliydi. Yani onların gözünün önünde oluyordu. Hiç bir müdahele yapılmıyordu. Yine biz tuttuk jandarmaların içine kadar götürdük. Alın bunu dedik. Sahip çıkın buna. Bu arada jandarma hareketlendi. Kalkanlarını önüne çekti, kaslarını taktı. Saldırı pozisyonu aldı yine. Biz iki sıra kol kola girip zincir yaptık. Durdular o zaman. Yan taraftaki askerler, polisler hareketlendi. Biz zinciri yaptığımızda onlar durdu. Gayet doğal bir şekilde. Basın açıklamasına devam ettik. Aslında bizim basın açıklamamız kısa bir konuşma, bir şiir ve birde basın açıklaması ile son bulacaktı. Bu tür taktik ve provokasyonlar devreye sokulunca, bizde koordinasyon bileşenleri üyelerini ve eyleme ve yürüyüşe destek veren tüm kurumların temsilcilerini çağırdık. Hepsine konuşma hakkı verdik. Hepsi teker teker konuştu. En sonunda Hasan Biber Arapça bir şiir okudu. Ve o şiirin Türkçe'sini okudu. Ondan sonra biz dağıldık. Otobüslere bindik ve şu anda da bütün iller, geldikleri illere geri dönüyorlar.



Halkın Sesi: Teşekür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için.
Ve mücadelenizde başarılar diliyoruz.


Eyüp Baş: Teşekürler. Size çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.