|

‘Hava Su Toprak Ve Ateş’ albümlerindeki bu şarkıya çekilen ve sansürlenerek yayınlanan ya da yayınlanmayarak sansürlenen bu klipte insanların yaşamına kadar inen F tipi sorunu şu sözlerle ifade ediliyor: “Yüce dağları kasıp kavuran sinsi rüzgardan daha tipi; işte geldi Barikat’tan F Tipi. Parça parça hayatlar, asık nice suratlar. Karanlıklar içinde paylaşılan yalnızlıklar. Nefes almaya çalışır boy veren bu çiçekler. (…) ‘F Tipi’ bir dünyada insanların yüzüne düşen ifade gözlerimin içindeki endişe nereye kadar devam edecek bu böyle.”
Barikat bir hip hop grubu. Ancak şarkılarında birbiriyle atışmalar, cinsellik ve uyuşturucu yerine, politik sistemi hedef alıyor. Barikat kendi deyimiyle, bütün sorunların ve adaletsizliklerin politik sistemden kaynaklandığını, “varolan politik sistem değişirse yaşanılan sorunların da sona ereceğini” ifade ediyor. Barikat şarkılarında Pir Sultan Abdal’a, Nazım Hikmet’e, Mahir Çayan'a, Yunus Emre’ye, Bedrettin’e, Mevlana’ya, Ruhi Su’ya, Spartaküs’e de yer veriyor; onlardan alıntı yapıyor. Barikat, 1996 yılında Jöntürk öncülüğünde, bir gençlik hareketi olarak Güneşin Çocukları adıyla Bursa’da kuruldu. Bursa Amatör Yazarlar ve Sanatçılar Derneği’ni, Simurg Yayınevi’ni ve ‘Bursa Gençlik Merkezi’ni açtılar. Bu süre içinde, bir çok söyleyişi, konferans, tiyatro ve film gösterileri, müzik ve şiir dinletileri düzenlediler. Ardından 1997 yılında, Jöntürk, Mutlu, Ayhan, Kuş, Hasan, Alper isimli elemanlarıyla rap müzik yapmaya başladılar. 2002 yılında ise ilk albümleri "Güneşin Çocukları" çıktı. 2003 sonunda ise "Hava, Su, Toprak ve Ateş" adlı ikinci albümleriyle dinleyicileriyle buluştular. Grup kurucularından JönTürk, Uludağ Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü son sınıftan terk etmiş. Biri hip hop üzerine olmak üzere, beş kitabı bulunuyor. Kendisiyle bir röportaj yaparak, Barikat’ı ve güncel olaylarla ilgili düşüncelerini dinledik: - Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız? Ne zaman kuruldunuz, kaç kişisiniz? Amaç ve ilkeleriniz var mı; nedir? Barikat, 1996 yılında sivil bir gençlik hareketi olarak ‘Güneşin Çocukları’ adıyla Bursa’da kuruldu. Ağırlığını liseli ve üniversiteli gençlerin oluşturduğu 40 kişilik bir komün grubuydu. Türkiye’de pek çok aydınının ve düşünürününün, gencinin katledildiği; öğrenci evlerinin basılıp yargısız infazların yapıldığı; düşünce ve eylem özgürlüğünün büyük bir baskı altında olduğu, üniversitelerde yoğun baskıların devam ettiği 1990’ların başında, içinde bulunduğumuz bu sıkıntıları aşma yolunda bir katkıda bulunmak; akla ve bilime dayanan çağdaş, özgürlükçü bir gençlik hareketi oluşturmak için yola çıktık. Tamamen kendi imkanlarımızla, yüzlerce konser, konferans, müzik, şiir dinletisi, sinema gösterimi düzenledik. Aynı adla uzun yıllar bir ‘düşün’ dergisi yayınladık. Basın bültenleri yayınladık. Bursa Amatör Yazarlar ve Sanatçılar Derneği; Bursa Saklı Kent Gençlik Merkezi’ni açtık. 1997 sonu itibariyle de, kendimizi en iyi ifade etme yolu olarak gördüğümüz rap müzik yapmaya başladık. Aynı şekilde, müzik grubu olarak da yüzlerce konser verdik, Boys Of Sun Hiphop Kültür Merkezi’ni açtık; 1998 yılında Türkiye’nin ilk hiphop radyo programını yaptık. Microphone Control Türkiye Rap Yarışması, Türkiye Hiphop Oscarları, Simurg Türkiye Hiphop Festivalleri’ni düzenledik. Yurdun dört bir yanında yüzlerce halk ve yardım konserleri verdik. ‘Kediler Cumhuriyeti’, ‘Barışa Son Çağrı’ gibi daha önce yayınlanan dört kitabıma ek olarak, 2003’de Türkiye’de hiphop üzerine yazılmış olan ilk kitabı ’Bir Gençlik Çığlığı Hiphop Kültürü’nü Akyüz Yayın Grubu’ndan yayınladım; 2002 yılında Zihni Müzik’ten Güneşin Çocukları adlı ilk albümümüzü, 2004 yılı başında ise EMI Müzik’ten ‘Hava Su Toprak ve Ateş’ adlı 2. albümüzü yayınladık. Şu an Anadolu Kaplanları adlı pek çok rapçı gencin katıldığı bir toplama albüm yayınlamayı düşünüyorum. - 2003 yılında Hava, Su, Toprak ve Ateş isimli albümünüzden bir şarkıya klip çektiniz. - Bugünlerde yeni bir klip çalışmanız olduğunu öğrendik. Bundan sözedermisiniz? Yeni albüm ne zaman? F TİPİ DÜNYA adlı şarkımıza oldukça tartışılan bir klip çektik. İtalyan Apartmanı adlı genç bir ekibin çektiği, şarkıyı iyi taşıyan, oldukça radikal duruşu olan bu klip kablolu tvlerde yınlanmaya devam ediyor şu sıralar; sansürsüz versiyonu ise www.barikat.com sitesinde yayına sunduk. Şu an, Özbek sanatçı Şahsenem ile düet yaptığım GECELER GÜNLERİMİ GÖMER adlı, yine 2. albümüzden oldukça duygusal bir şarkımıza yeni bir klip çektik. Pek yakında yine bu klibi de www.barikat.com dan dinleyicilerimize sunacağız. Yeni albüm olarak benim bir solo albümüm gelecek, takriben Mayıs 2005’te. Şu an bu çok ses getirecek albüm üzerinde çalışmalarımı sürdürüyorum. - Yaptığınız müzik tarzına ilişkin konuşmak isteriz; Rap müziği, bir çok ülkenin aksine, Türkiye’de sağcı bir içerikle ortaya çıktı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? 1995 yılında, Almanya’da yaşayan ve ayrımcılıklara maruz kalan 2. nesilden Cartel adlı grubun, Alman ırkçılığı ve milliyetçililiğini topa tutarken terazinin topuzunu biraz fazla kaçırması; alternatif başka bir felsefe ortaya koymak yerine, Alman milliyetçiliğinin karşısına Türk milliyetçiliğini, yaptıkları rap müziğe taşımaları; bu müziğin büyük ölçüde ise Cartel rüzgarı ayağıyla Türkiye’ye taşınması nedeniyle ortaya çıktı bu absürt tablo. Cartel, Türkiye’de rapin tohumunu atan ve rapin milliyetçi kimliğini oluşturan grup olarak tarihe geçti. Cartel’den etkilenerek rape başlayan ve Nefret gibi ülkücü yüzlerce grup kuran özellikle sağ görüşe mensup ailelerin çocukları, rap müziğinin bu kimliğinin bugüne taşıyıcısı oldular. Türkiye’de feodal değerlerden beslenen sol’un, muhafazakar kimliğe sahip oluşu ve Cartel nedeniyle oluşan ’sağcı’ imajı nedeniyle rape uzak durması, Türkiye’de rap milliyetçi bir kimlik kazanmasını tetikledi. Bunu kırmak için 1996 yılından beri tek başıma yoğun bir çaba harcıyorum; ve grubum Barikat olarak büyük ölçüde bunu kırmayı başardıkta. Bugün artık, bizlere halen saldırmaya devam eden rapçiler bile eski muhafazakar, milliyetçi söylemlerini bir kenara bıraktılar; içleri her ne kadar halen boş ve samimiyetsiz olsa da sol söylemleri daha geniş kitlelere ulaşmak için kullanmaya başladılar. - Bu müzik tarzının sınıfsal bir yanı varmıdır? Müziğinizde mesaj önceliği, toplumsal mesaj kaygısı olması rapin gereği mi? Hiphop elbete (içi boşaltılsa da gerçekte) sınıfsal bir harekettir. Hiphop, Amerika’da kuzey-güney savaşı sonrası, tarımdan kopup kuzeye yerleşen ve orada sanayinin ucuz içgücünü oluşturan siyahilerin 1960’lı yıllardaki özgürlük hareketinin bir kazanımı olarak ortaya çıktı. Amerikada, bu özgürlük hareketinin öncülüğünü yapan ‘Black Panter’ adlı marksist bir siyahi örgütün verdiği mücadeleler sonucu ‘Siyah iyidir; Siyah güzeldir’ anlayışı gelişerek, iyimser hava esmişti. Esen bu pozitif havayla birlikte, gettolardaki siyahi gençlerin, (popa karşı) birer birer ortaya çıkarak ‘Ben varım; buradayım’ çığlığı olarak ortaya çıktı hiphop rap müzik. 1980’lerden hemen sonra ise, Reagen’ın iktidara gelişi, ve post liberal ekonomik planların hayata geçirmesiyle, başta New York olmak üzere, tüm Amarika’da yüzbinlerce (başta siyahiler olmak üzere) kişi işsiz kaldı. Gettolar, boş fabrika bina hayaletlerinin yükseldiği ‘sorunlu yerler’ olarak belirdi. İşte tam bu anda hiphop rap müzik, işçi sınıfından siyahi ailelerin çocuklarının sesi olarak yükselmeye, gittikçe politikleşmeye, yeni dünya düzenine, ayrımcılığa, ırkçılığa karşı bir duruş sergilemeye başladı. 1990’ların başlarında ise yüz milyar dolarların döndüğü bir sektör olmaya başalyınca işin içine çeteler girmeye, east-west çıkar savaşları oluşmaya ve ardından da poplaşmaya başladı. - Rap müziği, sadece müzik üstüne konuşmak mıdır? İçeriğin bir önemi yok mudur ve herkes yapabilir mi? Rap (sadece değil) müzik üstüne konuşmak asla değildir. Bir yaşam tarzı, bir felsefe, bir karşı duruş, bir isyandır. Bunu herkes yapamaz; rapin bu karşı duruş ruhunu yakalamadan rap yapmaya kalktığınız zaman, çelişkilere düşmekten, medyaya ve sisteme meze olmaktan kurtulamazlar. - Barikat olarak, sizlerin belirli bir politik ve muhalif kimliğiniz var. Bu nedenle zaman zaman illegal örgütlerce desteklendiğiniz söylendi. Ayrıca, son albünüzde F Tipi Dünya isimli bir şarkınız var. Bir çok kesimin, özellikle de sanatçıların konuşmaktan dahi çekindiği bir konuyu ele alıyor, eleştiriyorsunuz. Üstelik bu hala sürmekte olan bir sorun ülkemizde. 118 insanın yaşamını yitirdiği bir ölüm orucu sürüyor sözü edilen F Tipi hapishanelerde. Sizce sanatçılar bu konuda yeterlice duyarlı mı? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Yıllardır Türkçe rapte çok zorlu bir mücadele veriyorum. Yıllardır, başta ’Ceza’ ve Suikast olmak üzere faşist kökenli pek çok grup ve oluşum tarafından saldırılara, karalamalara uğruyoruz. Barikat 2002’de ilk kez‚ Güneşin Çocukları’ olarak son derece politik bir söylemle ortaya çıktığında bu tayfa tarafından yoğun saldırılara ve karalama kampanyanlarına maruz kaldık. Bizleri engellemek için genç kitleleri yanıltarak üstümüze saldırdılar. Oysa, Barikat hiç bir zaman legal veya illegal hiçbir oluşumun çatısı altına girmemiş, destek almamıştır. Bugüne kadar yaptığımız her şeyi tırnaklarımızla kazıya kazıya yaptık. Türkiye’de insanların en doğal hakkı olan yaşama hakkını korumaktan aciz bir devletin kim için, ne için var olduğunu hep sorguladık. Devletin birey için olduğunu savunduk. Çetelelerin katillerin, soyguncuların, hortumcuların, zorbaların korunduğu, elini kolunu sallayarak aramızda dolaştığı, binlercesinin afla salıverildiği bir ülkede‚ ‚düşünceleri nedeniyle’ içeride çürümelerini anlamak çok zor değil. Güneşin Çocukları adlı ilk albümümüzde‚ "Güneşin Çocukları; düşün içeri ha suçlu dışarı" diye, ikinci albümüzde, F Tipi Dünya şarkımızda eleştirdiğimiz topa tuttuğumuz buydu. Türkiye’de rap camiasının ise büyük bölümünün, toplumun bu temel sorunlarını algılayacak sanırım ne birikimi, ne de beyni var. Okumayan, araştırmayan, sorgulamayan, halen böğürmeyi sert rap sanan, uyuşturucuya, sokak çocuklarına karşı olma; Barikat’ı ve Jöntürk’ün kötü çocuk olarak ilan etme edebiyatlarını sürdürüyorlar. - Katı bir sansüre tabii tutulan F tipi konusuyla ilgili olarak siz de bir sansür yaşadınız. Şarkının klibi sansürlendi. Bunu neye bağlıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz? Şaşıracak bir şey değil bu Türkiye’de. Müzik sektörünün apolitik bir kimliğinin sürdüğü, tamamen eğlenceye ve boş söze endekslenen bir müzik söktöründe F Tipi Dünya klibiyle sistemi topa tutmanıza elbette birileri izin vermeyecektir. - Sanatçılar salt eğlendiren değil de, gerektiği zamanda düşündüren, yönlendiren de olabilmeli mi? Örneğin şu son aylara baktığımızda, Irak’ta, Filistin’de katliamlar yaşandı, yaşanıyor. Irak’ta yaşanan işgal, ülkemizin bu işgaldeki tavrı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu konularda sanatçılar cephesinden yapılanlar yeterli mi? Evet; sanatçı düşünen ve yönlendiren olmalıdır. Sadece Irak savaşı değil tüm savaşlara karşı aynı tavrı ortaya koyabilen kişidir ’sanatçı’. Irak savaşında ben İslamcısından radikal sağcısına kadar herkesin ’savaşa hayır’ diye gereğinden fazla sesini çıkardığını, hatta ‘karşı duruş’ olayının bile suyunun çıkarıldığını düşünüyorum. Irak’da Saddam döneminde milyonlarca insan öldürüldü; bu insanların o zaman bugünkü tepkiyi neden vermediğini; Osetya’da ki katliama karşın neden yüzbinlerce insanın yürümediğini; bugün İstanbul'da sadece 1400 Rum vatandaşımızın kalmasına karşı neden seslerini yükseltmediklerini sorgulamammız gerektiğini düşünüyorum. Samimiyetsizlikle evrensel kültüre hiçbir şey kazandıramayız. Ve bireyi tahakküm altına almaya çalışan kim veya ne olursa olsun karşı çıkmalıyız. İran’a da, Amerika’ya da, Irak ve bireyi, toplum sömüren, onu yok sayan tüm devletlere ‘hayır’ dememiz gerektiğine; etnik kimliklere dayalı mücadelelerin gerici hareketler olduğuna, sınıfsal mücadelenin çözüm üretebileceğine inanıyorum. Savaş cinayettir; adalet, özgürlük ve insan hakları herkes içindir’ |