Katliamı Yaşayanlar Anlatıyor PDF Yazdır e-Posta

Halkın Sesi: 19 Aralık Katliamını sizde yaşadınız, kısaca anlatabilir misiniz?

Münire Demirel: Evet. 19 Aralık sabahı saat 04.00 ile 05.00 arasında, iş makinaları ve kurşun sesleri gürültüsü altında uyandık. Aynı anda başımızın üzerinden kurşunlar vızıldamaya başladı. Hava alacakaranlıktı. Bayrampaşa kadınlar koğuşunun pencerelerinden dışarıya baktığımızda, o alacakaranlık içerisinde, karşı koğuşun çatısında bulunan silüetler gördük.

Bunlar asker silüetleriydi. Üzerlerindeki giysileri çok anlayamıyorduk ama gaz maskeleri olduğunu, kalın giysiler taşıdıkları görebiliyorduk. Ellerinde çok ağır silahlar olduğunu fark ettik. Tabii bunların bomba atar, yada benzeri diyebileceğimiz silahlar olduğunu sonradan hava biraz daha aydınlandıktan sonra fark ettik.

İçeriye doğru ateş ediyorlardı. Gaz bombalarını atıyorlardı. Aynı anda dört taraftan duvarlardan, çatıdan duvarı delen aletlerin sesleri gelmeye başladı. Gaz bombaları yağmaya başladı. Bizde havlularımızı aldık ve ıslattık. Islak havlularla gazlardan korunmaya çalıştık. Kurşunlar yağdı üzerimize. Bir yandanda kurşun yağmurundan korunmaya çalıştık. Ama kurşunlarla vurmak katletmek o zamandan da belliydi. Çünkü isteseydiler vurabilirlerdi. Aleni ortadaydık. Ama tercih etmediler. Yoğun bir gaz bombardımanı altında kaldık. Ve bu saatler boyu devam etti. Bu arada üstümüzdeki çatının delindiğini gördük. Gaz yağmuru buradan da devam etti. Bunlar değişik türde, silindir biçiminde yuvarlak bombalardı. İlk defa bu kadar yakından görüyorduk bu bombaları. Alıp elimizle dışarıya atmaya çalışıyorduk ıslak havlularımız aracılığıyla. Bu anlattıklarım içeride bayanlar koğuşunun yatakhane bölümünde yaşandı. İçerisi dumandan görünmez, dumandan nefes alamaz hale gelmişti. Camları kırdık nefes almak için. Zaten camlar kırılmıştı, dışarıdan aynı zamanda gelen mermilerle. Biz dışarıya pencereye doğru nefes almaya çalıştıkça, bu kez havalandırmamız yoğun olarak gaz bombardımanına tutuldu. Buradan nefes almamız engellenmeye çalışıldı. Tavandan mazgal deliklerinden, yani dört bir tarafımızdan gaza boğulduk. Ve sürekli olarak bildiğimiz çağrıyı yapıyorlardı: "Teslim olun." Yani fiziki olarak ellerindeyiz ama, "teslim olun" çağrısı vardı. Yani zaten amaç bizi fiziksel olarak koğuşlardan başka bir yerlere götürmek değildi. Böyle bir amaçları varsa, hemen yapacakları durumdaydı. Bizi, 4-5 metre ilerimizde mazgal deliklerinden izliyorlardı. Gaz maskelerinin ardından, yüzleri görünmez bir şekilde izliyorlardı. Ama böyle bir amaç zaten yoktu. Yani orada iradeyi almaktı. Evet, "teslim oluruz" sözünü bir kez olsun duyabilmekti amaç. Yoğun olarak bombardıman devam etti. Sinir gazları kullandılar daha sonra. Sinir gazları daha önce kullanmışlardı. O gazlardan daha farklıydı. İnsanlara insan dışı hareketler yaptıran, bir kaç dakika sanki hiç nefes alamıyormuşsun gibi bir his yaratan ama daha sonra etkisi yavaş yavaş geçen değişik bir tür gazdı.

Saatler ilerliyordu. Sanıyorum öğle saatleriydi. Biz alt kata inmeye hazırlanıyorduk. Çünkü burada artık durulamaz hale geldi. Alt kata inmeye hazırlandığımız zaman. Bu sıralarda bizi fark ettiler zaten. Yeni bir gaz kullandılar. Bu gazın kullanımı diğer gaz türlerinden de farklıydı aynı zamanda. Çatıdan açılan tavan deliğinden bir kafesin uzatıldığını fark ettim. Ve içerisinde, kendi etrafında dönen, içerisinden çıkan gazın basıncıyla kendi
etrafında dönen bir bomba gördüm. Kafesin içindeki bomba etrafa gaz yaydı. Sonradan ortam yavaş yavaş yeniden gaza dönüşmeye başladı. Önümüzü göremez olduk. Hava ısınmaya başladı. Ve yavaş yavaş kendimden geçmeye başladığımı hissettim. Ama o arada, ellerimden sarkan derilerini fark ettim. Tıpkı bir plastiğin ateşe yaklaştığında, nasıl sıvılaştığını görürseniz, allerimizin üzerindeki derinin de aynı şekilde akmaya başladığını gördüm. Ve o zaman üzerimize yanıcı bir gaz attıklarını fark edebildik. Zaten kısa bir süre sonra kendimden geçmiştim ve kendime geldiğimde, tabii bunun ne kadar tam olarak hatırlamıyorum ama sanıyorum kısa bir süre zarfındaydı. Aşağıya doğru, yani koğuşun dışına doğru çıkmaya, aşağıya merdivenlere doğru inmeye çalıştım. Ve inmeye başardım. Alt kat farklı bir ortamdı. Henüz buraya gaz bombaları atılmamıştı. Yakılıp yıkılmamıştı. Burada diğer arkadaşlarımı gördüm. Ama eksikler vardı. Hepimiz oradaydık. Eksiklerimiz olduğunu fark ettiğimizde tekrar yatakhanenin merdivenlerine doğru yöneldik bir kaç arkadaşla birlikte. Buradan kapının hemen önünden eğilerek yaralı arkadaşlarımızı çıkartmaya çalıştık. Yaralı arkadaşlar çıktıktan sonra, kapının hemen önünde, üzerindeki kazaktan hemen tanıdım. Gülser Tuzcu'nun şehit düşmüş cansız bedenini gördük. Onu çıkartmaya çalıştık. Ama Gülser'i çıkarmayı başaramadık. Yoğun bir gaz ortamı vardı. Ama ilk indikten sonra, özellikle koğuşu alevlerle yaktılar. Yani bizim üzerimizdeki kullandıkları gazlar kesinlikle kimyasal gazlardı. İnsan elbiselerini yakmayan, insan elbiselerine zarar vermeyen gazlardı. Ve açıkta bulunan insan derisini eriten, tahrip eden türden gazlardı. En azından ilk aşamasındaki etkisi böyleydi. Bilemiyorum, ilerideki aşamalarda ne olurdu. Ama ilk aşamada tamamen insan bedenine yönelen, eşyaya zarar vermeyen türden bir gazdı. Bu gazın kullanımını, kullanıldığına ne tür bir gaz olduğunu bilmiyoruz. Bugün de hala bilinmiyor. Adli Tıp raporlarında da içeriği açık olarak belirtilmiş bir şey değil. Sadece nedeni belli olmayan bir gaz diye geçilmiş. Yaydığı yoğun ısıdan dolayı, pencere demirlerinin erimeye başladığını gördük. O denli yüksek bir gazdı bu. Yalnız sanıyorum delilleri yok etmek için, yani bu tür bir gazın kullanıldığını gizlemek için sonradan da koğuşu alevlerle yaktılar.

İlk etapta, içeride kalan 6 arkadaşım, diri diri yakılan 6 arkadaşım, gazlardan ya boğularak ya da yanarak can verdiler. Ama sonradan delilleri yok etmek için bütün koğuş yakıldı.

Birçok yaralımız vardı. Bu yaralılarımızla birlikte, alt kattaki havalandırmada, alt katta durmaya çalıştık. Yine havalandırma da aynı biçimde gaz bombardımanına tutuldu. Bu arada sürekli olarak askerlerin sözlü tacizleri, küfürleri devam ediyordu. Aynı çağrıyı yineliyorlardı, "Teslim olun" diyorlardı. Tabii o noktada hiç kimse dediklerini yapmadı. O konuda devrimci irade çok netti. Yine askerler tam yangından hemen sonra itfaiye hortumlarıyla tazyikli su sıktılar. Öyle ki birçok derisi erimiş arkadaşın üzerine su sıkıldı. Bu da zaten ayrıca başka bir işkence olarak devam etti. Koğuşumuzda 6 tane arkadaşımızın yaşamını yitirmesine neden olan katliamcıların katliamcılıklarını haykırdıkça onlar kahkahlar atıyorlardı. Ve açık bir şekilde de söylediler; "Arkadaşlarınızı kebap yaptık, sizi de yapacağız" diyorlardı ve gülüyorlardı. Aynı tarzda işkence devam ettikten bir müddet sonra ise askerler içeriye girdi. Zaten havalandırma görüntüsü vardır. Basında da çok çıkmıştır. Askerlerle karşı karşıya geldiğimiz bir an vardır. Bu noktada bile sürekli son ana kadar "teslim olun" dediler. Tabii aradıklarını bulamadılar.

Halkın Sesi: 19 AKalık katliamını değerlendirebilir misiniz demiştik. Peki devlet, bu katliam operasyonuyla neyi amaçlıyordu?

Münire Demirel: Evet, yani her şeyden önce devlet otoritesini tüm Türkiye halkları nezdinde kanıtlamak istiyordu. Kendisine kimsenin başkaldırmasını istemiyordu. Bu çok netti. Basında katliamın biçiminden katliamda kullanılan araçlardan atılan gazlardan da yada uygulanan vahşetin dozundan da çok belli bir şeydi. Diri diri yakmak çok bilinçli bir tercihtir orada. Yani kurşunlarla katletmemiştir başka işkence türü yöntem bulmamıştır. O da özellikle diri diri yakmayı tercih etmiştir. Bu bilinçli bir tercihtir. Bu halka verilen gözdağının, devrimci tutsaklar üzerinden halka verilmeye çalışılan gözdağının boyutunu ve ciddiyetini gösterir. Ve öyle sanıyorum ki 19 Aralık'ta aslında üzerimize atılan o gazlar, bombalar daha çok içeriye hedeflenerek atılmıştır. Bu yanıyla sindirme operasyonudur. Kendisinden başka, başka hiçbir aykırı ses çıkmasın. Herkes kendisine itaat etsin düşüncesi hakim kılınmaya çalışılmıştır. Aslında sadece devletin değil, emperyalizmin tüm dünyadaki baskıların saldırıların da bir devamıdır. Ya düşünce değiştirecek ya da ölüm dayatmasıydı aslında.

Emperyalizmin tüm dünya çapında uygulamaya koyduğu bu saldırı hala devam ediyor. 19 Aralık aslında bir dönüm noktası. Bu nokta da ideolojilerin tasfiye edilmesi, düşünce değişiklerinin hayata geçirilmesi. İşte devrim inancının bitirilmeye çalışılması bugün de hala devam ediyor. 19 Aralık bugün hala devam eden bir saldırı. Ha belki, bombalarla, gazlarla sürmüyor bu saldırı ama o saldırının süren başka tür biçimleri var. Bu saldırının başka araçları var. Başka silahları var. Başka propoganda yöntemleri var. Başka ideolojik saldırıları var.

Halkın Sesi: 19 Aralık katliamından bu yana geçen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Münire Demirel: Aslında biraz demin ki sorunuza cevap verirken oraya da girmiş oldum. 19 Aralık'tan bugüne, aslında linçlerle provokasyonlarla, Şemdinli'de ortaya çıkan Susurluk gerçeğiyle bugün saldırılar her yanıyla devam ediyor. Zaten tüm dünya genelinde düşünceler yok edilmek istenilmeye çalışılıyor. Yine tüm dünya nezdinde ve ülkemiz halkları nezdinde umut yok edilmeye çalışılıyor. Bu noktada tabii ki umudu büyüten, o düşüncelere o değerlere sahip çıkıldığını gösteren direnişler var. Bunlardan en başta geleni 120 tane şehit verdiğimiz ölüm orucu direnişi. Büyük direnişimiz. Irak halkının direnişi. Aslında bunlar emperyalizme karşı sürdürüldüğümüz mücadelenin halklar cephesinden açılan mücadelenin önemli araçları. Bu saldırılar devam edecek. Böyle görünüyor. Ama bu saldırılara her zaman karşı çıkan ülkemiz devrimcileri, ülkemiz sosyalistleri olacaktır diyorum.

Halkın Sesi: Bugün hala F tiplerinde saldırılar, sürgünler devam ediyor. Devlet bu saldırı politikasıyla neyi amaçlıyor? Bu konuyu biraz açabilir misiniz?

Münire Demirel: Aslında devletin acizliğini gösteriyor tam anlamıyla. Bakın 6 yıldır, 19 Aralık'tan başlamak üzere tecritle, düşünce değişikliği adına yapmadıkları kalmadı. Yani 19 Aralık vahşet boyutuyla, sindirme politikaları boyutuyla, teslim alama boyutuyla tam bir dönemeç. Ama o günden bugüne her şeyi yapmaya çalıştılar. Ama şunu başaramadılar. Orda örgütlü yaşamı ortadan kaldırmayı başaramadılar. Devrimci değerlerden uzak yaşamayı ortadan kaldıramadılar. Direnişi bitiremediler. Teslim almayı başaramadılar. Tabii devrimciler teslim olmadığından dolayı, aslında tüm halkı da teslim alamadılar. Onların aleyhine gelişmiyor bu süreç. Tam tersi devrimcilerin lehine gelişiyor. Umudun gelişmesi lehine gelişiyor bu süreç. Bu yanıyla saldırılari daha da ağırlaştırmak noktasında devletin aldığı bir takın önlemler var tabii ki. İşte Yeni İnfaz Yasası, F tiplerinde artan işkenceler, koyu tecrit koşulları. Bakın 30 Temmuz saldırısı var yine. Tekirdağ başta olmak üzere yaşandı. Ve tamamen Tekirdağ Hapishanesi'ndeki örgütlülüğü dağıtma amaçla yapıldı bu. Oradan bir bölüm tutsak 2 No'lu Tekirdağ F Tipi, diğer bölüm ise Bolu F Tipi'ne sürgün edildi. Etraflarına mesafeler konulmaya çalışıldı. Revir haklarıni, hastane haklarını ellerinden almaya çalıştılar. Halen mektup cezaları devam ediyor. Bunlar dışarıyla temas kurmak için en iyi araçlardan biridir, bu koyu tecrit koşullarında. Ellerinden alınmaya çalışılıyor. Aslında o noktada tüm saldırıların, bugüne kadar yapılanların boşa çıkartılması, direnişe çarpması sonucu bunlar devletin yapmaya çalıştığı o tür son çabalar diyelim. Ama bunlar tabii ki direnişin duvarlarına çarpıyor. Yine kimse düşüncelerini bırakmış değil. İnançlarını bırakmış değil, siyasi onurunu bırakmış değil.

Halkın Sesi: Son olarak bize katliama ilişkin yargı sürecini değerlendirebilir misiniz?

Münire Demirel: Elbette. Zaten biliyorsunuz, saldırıldığımız, diri diri yakıldığımız davanın katliamın sanıkları olduk. Bizim davamız çok trajikomik bir dava. Tamamen siyasi iradenin bugün, daha doğrusu devletin siyasi iradesiyle tamamen uygulamaya çalıştığı, hayata geçirmeye çalıştığı bir mahkeme süreci var. Hukukun tamamen bittiği bir mahkeme var. Kaldı ki ben konuşmamın başında ifade etmiştim. Kendi raporlarında bile, Adli Tıp raporlarında bile aslında yaşananları kanıtlayan, açık bir katliam olduğu belli. Ama işte bugün oranın tanıkları durumundayız. Zaten avukatlarımızın davanın gidişatına ilişkin, delillerin toplanmasına ilişkin talepleri vardı. Video kayıtlarının izlenmesi� Bunlar ciddi anlamda kabul edilmemişti. Zorunlu olarak, yine avukatlarımızın çabasının sonucunda, mahkeme Bayrampaşa'da bir keşif yapma kararı aldı. Keşfin amacı şudur ya; deliller tazeyken gidip de yerinde görmek, incelemek, doğruyu veya yanlışı tespit edebilmektir. Ve adalet böyle yerini bulur. Ama tam operasyondan 5 yıl sonra keşif kararı alındı. Üstelik Bayrampaşa C Blok'un, yani operasyonun yapıldığı C Blok'un şöyle bir özgünlüğü de olmuştu mahkeme boyunca: Bir dönem orası mühürlenmişti. Ama mühürlenmesine rağmen, dönemin Adalet Bakanlığı, 19 Aralık katliamından sorumlu Hikmet Sami Türk, basını da yanına alarak orada bir şov yapmıştı. Yani C Blok'a girmişti. İşte hapishanede neleri başardıklarını basını ve kamouyuna göstermişti. Sonra yine bu sürecin devamında, mahkemede avukatlarımızın isteği üzerine tekrar mühürlenmesi kararı alındı. Yani yargıya müdahale edildi gerekçesiyle. Ama bu kararlar hep güçlükle mahkemede aldırttığımız kararlar oldu.

Sonrasında devam eden süreçte, son yapılan keşif konusuna geleceğim. Alınan bu kararla birlikte yani mühürleme kararının tekrar kaldırılması ile beraber 5 yıl bir süreçten sonra burada keşif yapıldı. Mühür kaldırıldıktan sonra, oradaki yaşamı gördük. Adliler kalıyor içeride. Tüm deliller yok edilmiş durumda. Hapishane tadilattan geçirilmiş. Defalarca tadilattan geçirilmiş. Ben de zaten davanın sanığı olarak keşfe katılanlardan biri idim. Tekrar 5 yıl sonra 6 arkadaşımızın diri diri yakıldığı koğuşa girdik. Yine erkek arkadaşlarımızın koğuşu C 15'e girdik. Oralardaki kurşun izlerini gördük. Bakın, dediğim gibi 5 yıl geçmiş. Şuan kullanılan adli tutukluların kaldığı bir koğuştur. Yine aynı şekilde erkekler koğuşu C 15 ve bayanlar koğuşu kullanılıyor. O kadar tadilattan geçmesine, boyanmasına rağmen bazı izleri görebildik. Örneğin üzerimize o gaz bombalarının atıldığı tavan deliklerinin bir kısmının nasıl kapatıldığını ilavelerle nasıl kapatıldığını gördük. Bir de bunlar bilirkişi tarafından tespit edildi. Yine koridor boyunca bazı hapishanenin demir aksamlarında, örneğin demir elektirik kolonlarını, demir parmaklıkların olduğu yerlerde kurşun deliklerinin olduğunu gördük. Ki bu kurşun delikleri mazgal tarafından erkekler koğuşuna ateş açılmış olduğunu çok net olarak gösteriyor. En son zaten C 15 koğuşuna girdiğimizde yine dışarıdan kurşun içine doğru demir bir kapının ardından açılan bir kurşunun yarattığı izler gördük. Onlar binlerce atılan kurşun, binlerce atılan gazın içinden kalan, ortadan yok edilemeyen delillerdi diyebilirim. Tabii bunlar tespit edildi. Kayıtlara geçirildi.

Yine keşif sırasında katliamın nasıl yaşandığını oradaki hakime anlatmaya çalıştık. Örneğin şehit düşen arkadaşlarımızın nasıl yandığını anlatmaya çalıştık. Aslında gerçekleri anlatmaya çalıştık. Bunlar engellendi hakim tarafından. Konu dışı olarak değerlendirildi. Asıl olarak ortada olan kurşun delikleri ya da ona benzer maddi delillerle ilgilendiklerini söylediler. Tabii ki bu noktada, bu davada adaletin yerini bulacağına inanmıyoruz. Tüm anlatıklarımdan da zaten o sonuç çıkıyor. Hak hukuk bitmiş bir durumda. Adalet bitmiş durumda. Bu noktada iktidarın yönlendirmesiyle kararlar alınacak. Ama gerçek hiç bir zaman karartılamayacak. Burada 6 tane bayan diri diri yakıldı. Onlarca insan yaralandı, şehit düştü. Ama orada bir direniş oldu. Buradaki irade teslim alınamadı. Bu noktada gerçekler çok da fazla değiştirilemeyecek. Bu herkes tarafından görülecektir.

Halkın Sesi: 19 Aralık katliamını bizzat yaşayan, 6 bayanın diri diri yakılmasına tanık olan Münire Demirel ile görüştük. Teşekkür ediyoruz kendisine.

Münire Demirel: Ben de teşekkür ediyorum. İyi günler.