|

Bundan 5 yıl önce Türkiye'nin 20 hapishanesine birden aynı anda "Hayata Dönüş" adı altında yapılan operasyonda 28 kişi katledilmişti. Bugün katliam 6. yılına girdi. Bu katliamdan önce ve sonrasında da Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma, Dayanışma Derneği (TAYAD), yaptığı eylemlerle tecrite karşı çıktı. TAYAD dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye'de yaptıkları demokratik eylemlerle tecrite hayır dediler.
TAYAD'lı Aileler içeride bedenlerini açlığa yatırmış evlatlarına, dışarıda bedenlerini açlığa yatırarak destek oldular. Bu uğurda TAYAD'lı Aileler şehitler verdi. Tutsak edildiler, gözaltına alındılar, cezalar aldılar, işkencelerden geçirildiler. Ancak herşeye rağmen bugün hala tecrite karşı mücadelelerini sürdürüyorlar. 19 Aralık 2000'de yaşanan katliam esnasında Bayrampaşa Hapishanesi'nde bulunan TAYAD Başkanı Mehmet Güvel ile katliamın yıl dönümü nedeniyle görüştük. Mehmet Güvel, Halkın Sesi'ne, yaşanan katliama ve dışarıda süren mücadeleye ilişkin bilgi verdi. Halkın Sesi olarak sizlere sunduğumuz bu röportaj ile bir kez daha gerçekleri duyurmaya devam ediyoruz. TAYAD Başkanı Mehmet Güvel ile yaptığımız röportajı sizlere sunuyoruz. Halkın Sesi: 19 Aralık katliamını sizde yaşadınız, kısaca anlatabilir misiniz? Mehmet Güvel: Evet, 19 Aralık katliamını, katliamın en fazla şiddetli olduğu, Bayrampaşa Hapishanesi'nde yaşadım. Bayrampaşa Hapishanesi, en çok ölümün olduğu ve 6 kadın tutsağın diri diri yakılarak katledildiği bir cezaeviydi. Ve bu cezaevinde ben 19 Aralık'ı karşılayanlardanım. 19 Aralık gelmeden önce de böyle bir saldırının olabileceği sinyalleri bize geliyordu. Şöyle ki daha önce yaşanan Ulucanlar, Burdur, Diyarbakır cezaevlerindeki gibi çeşitli şekilde yapılan bu operasyonlar, en önemli operasyon ise Ulucanlar operasyonu. Böylesi bir, hapishanelere yönelik bir katliam politikası olabileceği düşünülüyordu. Ve 19 Aralık sabaha karşı saat 04.30 civarlarında hepimiz yataktaydık. Ve ben o zaman ölüm orucu direnişçilerinden Fırat Tavuk ve Ali Ateş ile yan yana yatıyordum. Yani aynı hizada yatıyorduk. Ve bomba çeşitleriyle uyandık. Uyandığımızda, pencerelerden, çeşitli mazgal deliklerinden kurşunlar ve bombalar atılıyordu. Ve biz bu saldırıyı tahmin ettiğimiz için daha önce malta dediğimiz koridorda sürekli nöbetçi arkadaşlarımız olurdu. Her gün değiştirerek, sabaha kadar oralarda nöbet beklerdik. İşte o gün o nöbet tutan arkadaşlardan iki kişi nöbetteyken, "operasyon var arkadaşlar" diye bağırıp koğuşa doğru koşarken birisi yaralandı. Hatta ilk olarak öldüğünü sandık. O anda öldü diye toplanarak anma yapacaktık, fakat sağlıkçı arkadaşımız geldi. Kalbinin attığını, ölmediğini gördü. O ortamda hemen arkadaşımıza müdahale edebildik. Daha sonra kadın yoldaşlarımızın yanına ulaşmaya çalıştık. Fakat askerler o kadar güçlü barikat kurmuştu ki bayan arkadaşlarımıza ulaşamadık. Ve sürekli koridorlardan ateş sesleri geliyordu. Bizde bunun üzerine 14-15. koğuşlara sığındık. Sürekli ateş ediliyordu. Hem de öyle ağır silahlarla ateş ediliyordu ki, biz o arada pencerelerin kenarlarına yemekhanelerde bulunan demir masaları dayadık ki kurşunlardan korunalım. Ve birçok arkadaşımız daha pijama, iç çamaşırlarıyla ancak gelebilmişti. Bizim bulunduğumuz yerin alt katındaki yerde komün eşyaları bulunuyordu. Bir arkadaşımız, gidip komünde bulunan eşyaları arkadaşlara dağıtmak istedi. Bu esnada açılan ateş demir masaları da delerek, Murat Ördekçi isimli arkadaşımız o esnada katledildi. Ve güvenlik güçleri mazgallara gelerek, uzun süre ateş ettiler. Bu esnada Mustafa Yılmaz isimli arkadaşımız vurularak katledildi. Ve içeriye sürekli gaz bombaları atmaya başladılar. O kadar yoğun gaz bombaları atıyorlardıki artık boğulma aşamasına geliyorduk. En sonunda, "biz çıkıyoruz" havalandırmaya dedik. Arkadaşlarımızla hep birlikte havalandırmaya çıktık ve halay çekmeye başladık. Güvenlik güçleri birdenbire şaşırdılar. Birden ateşi kestiler. Havalandırmada bir tur halayı döndükten sonra, ateş etmeye başladılar. Ölüm orucu direnişçisi Ali Ateş, çekilen halay esnasında edilen ateş sonucu katledildi. Ve Cengiz Çalıkoparan isimli arkadaşımız yine içeriye girmek istediğimiz esnada vurularak yaralandı. Yaralı halde içeriye taşıdık. Bu esnada Cengiz, yaralı haldeyken bize moral vermeye çalışıyordu. "Korkmayın, bir şeyim yok. Bana bir şey olmaz" derken, orada yaşamını yitirdi. Ve şehitler kervanına o da katıldı. Yani öylesi vahşi bir saldırıydı ki. En son, artık birçok yaralımız ve şehidimiz olunca, "Biz çıkıyoruz. Ne yapacaksanız yapın" diye bağırdı bizim temsilci arkadaşımız. Ve "çıkıyoruz" dedik. Güvenlik güçleri bize, "ellerinizi kaldırarak çıkın." Biz de, "hayır ellerimizi kaldırmıyoruz" dedik. Ve havalandırmaya çıktık. Bu anlattıklarımın üzerinden 8-9 saat geçmişti. Biz birçok çeşitli tehditlerde bulundular. Fakat hiç birini kabul etmedik. Yaralı arkadaşlarımız var. Bunun için plastik sedyelerin gönderilmesini istedik. İstediklerimiz gönderildi. Fakat kapıyı açmadılar. İş makinalarıyla, havalandırmanın duvarını yıktılar. Yıkılan yerlerden açılan deliklerden itfaiye merdivenlerini dayadılar. Bu deliklerden şehit arkadaşlarımızı, arkasından da yaralı yoldaşlarımızı indirdikten sonra bizler de indik. Oluşturulan asker koridoru altında tartaklanarak büyük bir hangar gibi bir yere götürüldük. Burada bizi uzun bir süre beklettiler. Ve bizi, kimlik kontrolü yapmak için grup grup aldılar. Kimlik kontrolü yapılan insanları arkalarından ellerini plastik bir kelepçe ile çok sıkı bir şekilde bağladılar. O kadar sıkıydıki, derimizi delecek şekilde bağladılar. Bizi 3-4 saat kelepçeli şekilde beklettiler. Ardından bizleri ring araçlarına attılar. Ring araçlarına girdik. Ve diğer arkadaşlarla ring araçlarında diğer arkadaşlarla bekledik. Ring aracı hareket etmeye başladı. Tabi ki bizim nereye götürüldüğümüz bilinmiyordu. 10-12 kişi kadar insan bir ring aracında uzun bir yolculuk yaptırıldı. Yolda hiç bir ihtiyacımız karşılanmadı. Bir arkadaşımızın tuvalet ihtiyacı vardı. Çok sıkışmıştık. Askerlere haberdar ettik. Hiç bir şekilde askerler aldırış etmedi. İhtiyacımızı ancak elleri kelepçeli bir arkadaşın arkasına dayanarak, ancak arabanın içerisinde giderebildik. Yani o tip olaylar yaşadık. Daha sonra öğrendikki Edirne F Tipi Hapishanesi'ne götürülmüşüz. Burada ring aracından indirildik. İşlemlerin yapılması için fotoğraf çekilmesi, parmak izlerinin alınması için bizi tek tek bir odaya götürdüler. 8-9 tane asker, dedilerki çırıl çıplak soyunacaksınız. Sizi arayacağız. Biz de böylesi bir aramanın onursuz olduğunu, bunu kabul edemeyeceğimizi söyleyince, bize saldırmaya başladılar. Bizi döverek, tekmeleyerek, yerlere yatırarak zorla soydular. Ben bu soyma esnasında bayılmıştım. Ayıldığımda, bir hücrede tek başınaydım. Kalktım giyindim. Saatimde yoktu. Ne kadar zamandır buradaydım. Ne kadar süre baygın kaldım, şimdi sabah mı? Öğlen mi? Akşam mı? bir türlü zamanı kestiremedim. Ne kadar bir sürenin geçtiğini şu anda dahi hatırlamıyorum. Bir süre sonra, bir veya iki gün sonra bir kişiyi daha yanıma verdiler. Veya aynı gün tam hatırlamıyorum. Hücrenin bir üst katına çıktık. Yatmaya başladık. Sabah olduğunda ise gardiyanlar tarafından tekmelerle uyandırıldık. Gardiyanlar, "Aşağıya ineceksiniz, hazır ola geçeceksiniz. Sayım vereceksiniz" dediler. Amaçları sayımı almak değildi. Zaten iki kişiydi hücrede ve gardiyanlar üst katta kadar çıkmışlardı. Yaptırımları kabul etmediğimiz için bizi, merdivenlerden sürükleyerek zorla döverek aşağıya indirdiler. Ve işkence yaparak indirdiler. Bu şekilde yaşamaya devam ettik. Ben 1996 ölüm orucunda yer alıyordum. 1. ekipte yer alıyordum. O zaman ben hastaneye gittiğimde, gerek Adli Tıp doktorları, gerek bizi tedavi eden doktorlar sağlık durumumun çok bozuk olmadığı yönünde raporlar vermişlerdi. Fakat tecrit hücrelerine atıldığımda, buralarda 8 ay gibi bir süre kaldıktan sonra bendeki sağlık durumu çok değişmiş olacak ki 8 ay sonra Adli Tıp doktorları geldi. Doktorlar beni muayene ettikten sonra; Wernicke Korsokof sendromu dedikleri hastalığa yakalandığımı ve benim cezamın ertelendiğini belirttiler. Bundan dolayı tahliye edildim. Bu şekilde dışarıya çıktım. Halkın Sesi: Devlet yaptığı bu operasyonla neyi amaçlıyordu? Mehmet Güvel: Devlet bu katliam operasyonuyla, bizleri, düşüncelerimizi teslim almak istiyordu. Şöyle ki; devletin zaten sürekli hapishaneler üzerindeki politikası, orada bulunan devrimci tutsakların düşüncelerini öğütüp değirmen vazifesi görmesini sağlamaktı. Bunun için yıllardır çok çeşitli cezaevleri açtılar. İşte; özel tip, E Tipileri açtılar. Bu cezaevlerinde, düşüncelerimizi öğütüp değirmen vazifesi görmek istiyorlardı. Fakat biz devrimciler olarak, hapishanelerin bir mücadele alanı, bir okul olabileceğini, bizleri daha da geliştireceği yönünde mücadele ediyorduk. Yani iki iradenin mücadelesi vardı orada. Bu iki iradenin çarpışmasında da hep devrimci irade kazanmıştır. Ve işte bizi bu sefer mutlaka teslim almak istiyorlardı. Teslim almak istedikleri zaten vücudumuz değil. Vücudumuzu zaten teslim almışlardı; hapishanedeydik. Teslim almak istedikleri, bizim düşüncelerimiz, bizim ideallerimizdi. Ve bunun için de, tabiiki karşıdaki güçler de kendilerine göre çeşitli deneyimler geçirmişti. Avrupa ülkelerinde, daha önce bu F tipi, hücre tipi hapishanelerin deneyimlerini görmüşler ve etkilerini biliyorlardı. Bu yönüyle bizim düşüncelerimizi, bizim ideallerimizi teslim alabilmek için, oralara hapsetmek için böyle bir girişimde bulundular. Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, evet bizi F tiplerine koydular, hücrelere koydular. Fakat hiç bir zaman düşüncelerimizi ve ideallerimizi yok edemediler. Çünkü biz direniyorduk. Direnme hakkımızı kullanıyorduk. Ve direnme hakkını kullandığımız müddet içerisinde ise hiç bir şekilde bizleri, düşüncelerimizi teslim alamadılar. Ve teslim alamayacaklar da. Bunu biliyoruz. Ve biz TAYAD olarak da dışarıda sürekli bu tecrite karşı, bu insanlık dışı olan tecrite karşı mücadelemizi TAYAD içerisinde sürdürüyoruz. Ben hapishaneden çıkar çıkmaz zaten bu olayları yaşayan biri olarak TAYAD'a koştum. Ve TAYAD içerisinde tecrite karşı mücadeleye çeşitli şekilde devam ettim. Eylemliklere katıldım. Ve bu eylemliklerin bir çoğunda da gözaltına alındım. Bir defasında tutuklandım. Yine Sincan F Tipi Hapishanesi'nde tecrite konuldum. 8 ay sonra tekrar bırakıldım. Ama şuna inanıyoruz ki, bu tecriti içeride evlatlarımız, devrimci tutsakların mücadelesi, dışarıda bizim mücadelemizle daha çok bedel ödeyeceğiz. Ama mutlaka ve mutlaka tecriti kaldıracağımıza inanıyoruz. Bu 19 Aralık'ta da çeşitli etkinliklerimiz var. 17 Aralık günü TAYAD olarak Kadıköy İskele önünde bu konuda bir basın açıklaması yaptık. Ve daha sonra da bu konuya ilişkin 19 Aralık'a ilişkin bastığımız bildirileri orada dağıttık. 19 Aralık günü de Bayrampaşa Hapishanesi önünde toplanacağız. Orada Bayrampaşa Hapishanesi'nde katledilen evlatlarımızı yoldaşlarımızı ve arkadaşlarımızı anacağız. Karanfil bırakma eylemi yapacağız. Burada birçok etkinlikler yapacağız. Bu etkinler için zaten her tarafa afişler asarak, bildiri dağıtarak davetimizi yaptık. Halkın Sesi: Siz tutsaktınız, tahliye oldunuz. Şu an TAYAD'ın Başkanısınız. Dışarıda tecrite karşı mücadeleyi sürdürüyorsunuz. 19 Aralık'tan bu yana geçen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Mehmet Güvel: 19 Aralık'tan bu yana, tecritle mücadele konusunda biz TAYAD olarak dışarıda mücadelemizi sürdürüyoruz. Sadece tabiiki bulunduğumuz İstanbul'da değil, ülkemizin ulaşabildiğimiz her yerinde. İşte daha önce Trabzon'a gittik. "Hapishanelerde Neler Oluyor Bilmek Bizim de Hakkımız" başlıklı bildirilerimizi çeşitli illerde olduğu gibi Trabzon'da da dağıtırken, oradaki TAYAD'lı arkadaşlarımız linç girişimine uğradılar. Linç edileceklerdi. Ve halen mahkemeleri sürüyor. Tutuksuz yargılanıyorlar. Daha sonra da ise Rize'de yine TAYAD'lılar, Zehra ve Canan Kulaksız isimli ölüm orucunda şehit düşen iki öğrenci genç kızımızın mezarını ziyaret etmek isterken saldırıya uğradılar. Mezarı ziyaret etmek için toplandıkları yerde çeşitli provokasyonlarla üzerlerine saldırıldı. Ardından polisler TAYAD'lılara "Bizi takip edin" diyerek önlerinden gittiler. Ve 7 yerde durdurularak saldırıya uğramalarına zemin hazırladı polis. Ve bu konuda Rize Belediye Başkanı, olayın olduğu yer aynı zamanda. "TAYAD'lı olduklarını bilseydim. İner bende vururdum" demişti. AKP Milletvekili, "Artık bunlar derslerini aldılar. Bir daha buraya gelemezler. Gelirlerse olacaklardan kendileri sorumlu olurlar" şeklinde tehdit eder açıklama yaptı. Yine Rize Valisi açıklamada bulundu. Ama biz iki otobüs olarak Rize'ye gittik. Ve orada açıklamamızı yaptık. Ve sorumlular hakkında suç duyurusuna bulunduk. AKP İlçe Başkanı randevu vermesine rağmen, bizimle görüşmedi. Oraya kadar gitmemize rağmen bizimle görüşmedi. Ama biz TAYAD olarak tecrit işkencesi altındaki evlatlarımızı, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı bu ortamdan kurtarabilmek için mücadelemizi sürdürüyoruz. Halkın Sesi: Devlet, tek veya üçer kişilik hücrelerde bulunan tutsaklara da saldırıyor, zorla sürgün ediyor. 19 Aralık F tiplerinde devam ediyor. Yani tecrit tek başına yetmiyor da� Buradaki amaç nedir? Mehmet Güvel: Şimdi tecritle amaçladıklarına ulaşamadıklarında, tecrit içinde tecriti daha da ağırlaştırdılar. Ve bunları yasallaştırdılar. Yeni yürürlüğe giren yasalarla yasalaştırarak yapıyorlar. Bu uygulamayla yasadışı uygulamaları yasallaştırarak, bu şekilde hareket ettiler. Ve bir ara Tekirdağ F Tipi Hapishanesi'ne sabaha karşı hücrelere saldırdılar. Saldırı sonucu arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı Bolu F Tipi ve Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanelere götürerek orada daha koyu bir tecrit uygulamak için, birbirlerine ulaşamayacak şekilde koydular hücrelere. Ve bunu işkenceler altında yaptılar. Bu işkencelere uğrayan bir arkadaşımız eski Marmara TAYAD Başkanı Tekin Tangün'dür. Tekin Tangün bu olaydan bir hafta sonra tahliye oldu. Tahliye olduğunda halen vücudunda işkence izleri duruyordu. Bu işkence izleri çeşitli kurumlar tarafından da belgelendi ve raporları alındı. Bu konuda suç duyuruları yapıldı. Gittikçe tecrit içinde tecriti yaşatmaya, daha ağırlaştırmaya çalışıyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar, devrimci iradenin önünde duramayacaklarına inanıyorum. Halkın Sesi: Katliamdan sonra devlet bir çok iddia ortaya attı. Yaşamını yitirenlerle ilgili yalan haberler yapıldı. Ardında davalar açıldı. Bize katliama ilişkin yargı süreci hakkında neler söyleyebilirsiniz? Mehmet Güvel: Şimdi aslında onların yalan olduğu bizzat devletin çeşitli kurumlarından, bilir kişilerden ve orada inceleme yapan gruplar tarafından, bunların yalan olduğunu çok açık bir şekilde ortaya konuldu. Bugün biz Makine Mühendisleri Odası'nda (MMO) bir panel düzenledik. Bu panele eski hapishane savcısı Necati Özdemir de katıldı. O zamanı yaşayanlardan biriydi. Ve o da bu durumu anlattı. Yani bunların hepsinin yalan olduğunu bizzat orada yaşayan insanlarda gördü ve raporlarla ortaya çıktı: içeriden dışarıya tek bir kurşun atılmadığı, hep dışarıdan içeriye doğru ateş açıldığı, yakılan insanların devlet tarafından yakıldığı... Bunun yanında operasyonu durdurmak için kendini feda eden arkadaşlarımız oldu. Bunlardan Fırat Tavuk ve Aşur Korkmaz, Bayrampaşa Hapishanesi'nde operasyonu durdurmak için, durdurulmaması durumunda kendilerini yakacaklarını belirtmişlerdir. Ve öne çıkıp kendilerini yakan arkadaşlarımız olmuştur. Fakat arkadaşlarımı diri diri yakan, 6 tane canımızı orada tanınmaz hale getirecek kadar diri diri yakan gazlar kullandılar. Kullandıkları gazlar öyle bir gazdı ki, elbiselerine bir şey olmuyordu. Sadece vücutlarının derileri dökülüyor, etleri dökülüyor ve kemik şekli kalacak durumda. Burunları kopuyor, kulakları kopuyor. Bu şekilde bir gaz kullandılar. Ve orada bunları denediler. Daha önceden yurtdışında da daha etkili bir şekilde bu gazlardan kullanılmış. Ve oralarda sadece iskeletler kalmış. Burada herhalde biraz daha az şeklini denediler. 6 insan diri diri yandı. Diğer tutsakların bir çoğu da hala bu izleri taşıyorlar. Halkın Sesi: Çok teşekkür ediyoruz. Mücadelenizde başarılar diliyoruz. Mehmet Güvel: Sağolun. |