|

Liman-İş Sendikası Başkanı Recep Özbey ile 11 Ağustos tarihinde yaptığımız röportajı sizlere sunuyoruz;
Halkın Sesi: Mersin Limanı'nın özelleştirilmesine karşı liman A Kapısı önünde işyeri terk etmeme eylemi yapıyorsunuz. Eyleminizin amacını bize açıklayabilir misiniz? Neden limanın özelleştirilmesine karşısınız? Yaptığınız eylemle neyi amaçılıyorsunuz? Recep Özbey: Sizin de ifade ettiğiniz gibi, 13 Temmuz'dan bu yana iş yerini terk etmeme, işyerine sahip çıkma biçiminde ifade edebileceğimiz pasif eylemimizi bugüne kadar devam etirmiştik. 6 Ocak'ta Resmi Gazete'de yayınlanan Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun tebliğinde, İskenderun, Mersin, İzmir, Bandırma ve Samsun'un özelleştirilmesi Haydarpaşa'nın da kapatılması kararından sonra, Liman-İş Sendikası'nın 7 şubesinin çeşitli eylem ve etkinlikleri olmuştu. Bunların ilkini1 Şubat'ta bir saat biçiminde 13.00 ile 14.00 arasında. 2. eylemimizi 3 Mart'ta 13.00 ile 15.00 arası, bir üretimden gelen gücün kullanılması biçiminde bir eylemlikti. 9 Haziran günü Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan bir ilanla Mersin Limanı'nın 36 yıllığına işletme hakkının devri yöntemiyle satışı ilanından sonra 13 Temmuz'dan bugüne kadar işyerini terk etmeme, dün ise Seydişehir ‘de olduğu gibi pasif anlamda bir eylemdeyiz. Çarşamba gününün bitimi, Perşembe gününe geçişiyle birlikte şu ana kadar devam eden... Ve akşam saat 000.00’a kadar sürdürülecek olan… Aktif olarak üretimden gelen gücün kullanılması biçiminde üç vardiya sistemiyle çalışan işyerimizi 24 saat bilfiil çalışma hakkının kullanılması biçiminde bir eylem başlattık. Ve s on dört saatimize doğru gidiyoruz. Saat 00.00'da normal çalışma sistemine geçeceğiz. Özelleştirmeye karşı çıkışımızı sormuştunuz. Halkın Sesi: Evet Recep Özbey: Özelleştirme 20 yıldır bir şekilde bu ülkede kamusal alanın tasfiyesi, sosyal devletin ortadan kaldırılması biçiminde, çok farklı yöntemlerle, zaman zaman işletme hakkının devri, zaman zaman kiralama ve zaman zaman da mülkiyetin devri biçiminde uygulandı. Özelleştirmenin genel amacı, özelleştirme yasasında da ifade edileceği biçimde, zarar eden kamu işyerlerinin özel sektöre devredilerek, buralarda daha fazla yatırım, teknolojinin yenilenmesi, bir şekilde isdihamın artılırması, dolayısıyla da bu ülkeye daha fazla artı değer kazandırmak. Ancak bugüne kadar özelleştirilen hiç bir kurum ve kuruluşta, malesef ne daha fazla istihdam görüyoruz ; ne de daha fazla yatırım görüyoruz. Dolayısıyla bu özelleştirilen kurumların bir kısmı ya kapatıldı. Yada bir şekilde istihdam alanlarının dışına çıkartıldı. Limanların pozisyonu biraz daha farklıdır. Biz diğer işyerlerinin konumu itibariyle, yaptıkları iş itibariyle, kesinlikle herkesin emeğine, örgütsel yapısına mutlak surette saygı duyarız. Ama limanların kendi iş kolundan kaynaklanan özellikleri itibariyle ihtalat ve ihracatın, dolayısıyla her ülke olduğu gibi ülkemizin de dünyayla buluşma, deniz yoluyla buluşma kapılarıdır. Dolayısıyla burada özelleştirmeye karşı çıkarken, kesinlikle sadece çalışan işçi arkadaşlarımızın sahip oldukları hak ve menfaatleri kaybetme korkusu değildir bizim ki. Özelleştirmeye karşı çıkışımız, aynı zamanda bu ülkenin güvenliği açısından. Ve ülkemizin bulunduğu coğrafya göz önünde tutulduğunda, önce Afganistan daha sonra Irak ve ileriye doğru Suriye, İran'a yayılacak olan ABD'nin başını çektiği uluslararası emperyalizmin Ortadoğu'ya yönelik seksen, yüzyıllık uzunca programı, kimi zaman Genişletilmiş Ortadoğu Projesi. Zaman zaman farklı isimlerle adlediyorlar. Aynı zamanda bu ülkenin özgürlüğüne ve bağımsızlığına sahip çıkma noktasındadır bizim özelleştirmeye karşı çıkışımız. Değilse basit anlamda kendini koruma, sadece liman işçilerinin çıkar ve menfaatleri biçiminde değerlendirilirse, bu son derece suni değerlendirme olur. Burda kesinlikle ama kesinlikle SEKA işçisiyle 51 gün boyunca yüreğimiz attı. Onlara gerçekten burdan büyük destek verdik. Ancak 52. günden sonra liman işçisinin önüne koyacağı tablo SEKA işçisi gibi bir başka kurum veya kuruluşlar. Benzer veya yakın haklarla valizini toplayıp çekip gitmek olmayacaktır. Bugün sadece bir uyarı eylemidir yirmi dört saat bifiil üretimden gelen gücümüzü kullanmak. Yarın özelleştirme masasında, Mersin Liman işçilerinin, Mersin'de kalıp kalmayacağına dair bir pazarlık söz konusu olacaktır. Ama kesinlikle Mersin Liman işçilerinin kaderini Özelleştirme İdaresi'nin belirlemesine fırsat tanımayacağız. Şöyle izah edeyim. Liman-İş Sendikası sadece Devlet Demir Yolları'na bağlı 7 tane limanda örgütlü değil. Türkiye Denizcilik İşletmecileri olarak ifade ettiğimiz; ki başlıca limanlar Antalya, Trabzon Giresun, Hopa, Tekirdağ Rize limanları… 1997 ile 2003 yılları arasında özelleştirme programına alınmalarıyla birlikte, bu limanların özelleştirme kararlarının durdurulması ve iptali istemiyle Liman-İş Sendikası'nın açmış olduğu davalarının tamamında yargı bizim lehimize karar verdi. Ancak malesef bağımız olmasını arzuladığımız ve istediğimiz yargı dönemsel olarak siyasi iktidarların etkisinde kalmış olacak ki, özelleştirme işlemleri hızla yapıldı. Yargı çok geç karar verdi. Ve çıkan kararların tamamı lehimize olmasına rağmen bu limanlarda hiç bir işçi kalmamıştı. Yargının olay bittikten sonra dönüpte, Liman işçisinin Liman-İş Sendikası'na "siz haklıymışsınız" demesinin hiç bir anlamı kalmıyor. Ama şunu kesinlikle söylüyoruz. AKP hükümetine bir kez daha yargı kararlarına uymamak, hukuku çiğneme şansı tanımayacağız. O yüzden kesinlikle kararımız nettir. Dolayısıyla ne pahasına olursa olsun. Bedeli ne olursa olsun bin liman işçisi, iki yüz küsur memur arkadaşımızda bu konuda yürütmüş olduğumuz işyerini terk etmeme ve aktif olarak üretimden gelen gücün kullanılmasında ilk gündür. Yarın Özelleştirme İdaresi farklı ve olumsuz karar aldığında kesinlikle son gün olmayacaktır. Halkın Sesi : Limanın özelleştirilmesinin Türkiye'ye ne tür yararı veya zararı olacaktır. Liman'nın özelleştirilmesiyle neler olacak?

Recep Özbey : Şimdi limanların iş kolu özelliğinden kaynaklanan durumunu az önce izah etmeye çalıştım. Burası ithalat ihracat kapısıdır. Özellikle kamuoyunun denetiminde olmayan ve özel sektöre ait iskelelere baktığımızda. Buralarda her türlü eşyanın, insan dahil olmak üzere, canlı cansız, her türlü eşyanın kaçakcılığının çok rahat yapılabileceği kapılardır bunlar. Özellikle Ege kıyılarından, özel şirketlere ait limanlardan İtalya ve Yunanistan'a insan kaçakçılığını bir şekilde basından takip ediyoruz. Uyuşturucunun, kara paranın aklandığı yerlerdir. Ve karlılık düzeyi en yüksek olan işyerleri olmaları münasebetiyle, kaçakçılığın, kara para aklama, uyuşturucunun merkezi haline dönüşüyor. Son bir kaç yıl içiresinde sadece İzmit ve İskenderun körfezinde, akar-yakıt kaçakcılığından devletin kaybı sadece 9 milyar dolardır. Korkunç bir paradır. Şöyle bir durum var. Dışarıdan gelen malın asıl miktarın çok altında gösterilerek beyanname içerisinde gösterilmeden bakalım. Bir sigara düşünelim. Aslında yüz paket sigara vardır. Siz on tane gösterirsiniz. On tanesinin vergisini verirsiniz. 90 tanenin hiç vergisini vermeden %90 bir kara geçmiş olabilirsiniz. Özellikle basından, sadece basına sızan kadarıyla, Mersin serbest bölgesinde, son bir kaç yıl içeresinde 6 milyar dolarlık bir kaçakçılığa rastlıyoruz. Bu maliyenin kayıplarından çıkan rakamlar. Olay dediğim gibi, sadece Mersin Liman işçisinin sahip olduğu imkanlardan yoksun bırakılması biçiminde bir değerlendirme değil. Karşı çıkışımız dediğim gibi, bu ülkenin özgürlüğüne ve bağımsızlığına indeksli, kararlı, onurlu ve haklı bir duruş. Halkın Sesi: AKP Hükümetinin Özelleştirme politikalarının yarattığı tahribatın boyutlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Recep Özbey : Evet. Şimdi özelleştirme AKP hükümetiyle başlamadı. Turgut Özal ile başlayıp, özellikle Tansu Çiller hükümetiyle tırmandı. Ama malesef AKP hükümetiyle doruğa ulaşan bir tasfiye olayı. Bu ülkenin bütün değerlerini haraç mezat satma mantığı. Devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan Maliye Bakanımızın, "pijamayla satarım", "parayı bulan gelsin", "parayı veren düduğü çalar" biçimde bu halkın değerlerini satarken, kullandığı üslup kesinlikle bir devlet adamına yakışmıyor. Hep söylüyoruz. Bir kez daha sizin vesilenizle söylemiş olalım. Maliye Bakanımız iyi bir pazarlamacı, iyi bir satıcı olabilir. Ama herkes kendisine olanı, kendinin olanı çok rahat satabilir. Limanlar, Telekom, PETKİM, TÜPRAŞ bu ülkenin değerleridir. Bu halkın değerleridir, Maliye Bakanı ve AKP hükümetinin değil. Özellikle Başbakan yada bu devletin bakanı olmanın ötesinde, ABD'nin, IMF'nin memuru gibi çalışma çabası, gayreti içeresinde olan AKP bu ülkenin ne var ne yok bütün değerlerini yozlaştırarak malesef uluslararası emperyalizme, bir şekilde peşkeş çekiyor. Halkın Sesi: Bugün Mersin Limanına neler olacaktır? Mersin Limanı Türkiye'nin en büyük limanlarından biridir! Recep Özbey: Evet. Şimdi dün 08.00-17.00 itibariyle Mersin Limanı hariç diğer bütün limanlarımız sekiz saatlik iş bırakma eylemini başlatmış oldu. Bizler sekiz saat öncesinden yani dün akşam 00.00 itibariyle bugüne kadar da devam ediyor, ve bu akşam 00.00'ye kadar devam edecek olan 24 saat üç vardiyeli iş bırakmış oluyoruz. Dolayısıyla biz şu anda eylemimizin, 24 saatlik eylemimizin son dört saatine girmiş oluyoruz. Bugün, saat 24.00'te normal çalışma sistemine geçeceğiz. Anca az önce de izah etmeye çalıştım. Yarın Özelleştirme İdaresi’ne üç tane teklif var. Bir tanesi Dubai, bir tanesi Singapur üçüncüsünü ise malesef bilemiyoruz. Bu gizli belgeler Özelleştirme İdaresi'nde saklı. Eğer yarın özelleştirme masasında pazarlanacak olan Türkiye'nin en büyük değerlerinden birtanesi olan Mersin Liman'ının işletme hakkı devri söz konusu olacak olursa, mutlak süretle takip eden günlerde Mersin Liman işçileri Mersin Liman çalışanları üretimden gelen gücünü çok daha aktif çok daha çetin bir mücadele ile devam ettirecektir. Halkın Sesi: Vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı teşekür ediyoruz. Mücadelenizde başarılar diliyoruz. Recep Özbey: Bu fırsatı verdiğiniz için ben teşekür ediyorum. İyi yayınlar diliyorum. Sağol. Teşekürler. |