|

"Erdoğan Kaldi dedi ki" komplosu sonucu Şubat 2004'te, Marmara TAYAD'ın çıkışında gözaltına alınıp tutuklanan Marmara TAYAD Başkanı Tekin Tangün ile yaptığımız röportajı size sunuyoruz: Halkın Sesi (H.S.): Merhaba, öncelikle geçmiş olsun. Tekin Tangün: Sağolun teşekürler.
Halkın Sesi: Marmara TAYAD başkanısınız, bir komplo sonucu 24 Şubat günü dernek binasından çıkarken gözaltına alındınız ve tutuklandınız. Bize gözaltına alınma sürecini ve şubede yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz? Tekin Tangün: Önce düzelteyim, gözaltına alınma tarihim 24 Şubat değil, 19 Şubat. Şöyle olmuştu; 17 Şubat günü, o dönem "Hapishanelerde 107 İnsan Öldü Duydunuz Mu?" adlı bir kampanyamız vardı. TAYAD'lı Aileler'in yürüttüğü bir kampanya vardı. Kampanya çerçevesinde, Tutuklu Aileleri'nin çıkartmış olduğu özel sayılar vardı, afişler vardı. Bu afişler yapıştırılırken, on kişilik TAYAD'lı grup gözaltına alınmıştı. Bunlardan biri de Erdoğan Kaldi idi. İki gün sonra, derneğimiz basıldı polis tarafından, bu baskın sonrasından ben hemen derneğe geldim. Bir kaç saat dernekte kaldıktan sonra, dernekten çıktım. Çıkar çıkmaz, sivil olan polisler tarafından karga tulumba birden ağzım kapatılarak, karga tulumba alınarak sivil bir minübüse atıldım. Ve Terörle Mücadele Şubesi'ne götürüldüm. Orada neden alındığımı dahi söylemiyorlardı. Sadece tehdit ediyorlardı. "İşte seni yatıracağız. Seni F Tipleri'nde çürüteceğiz. Artık senin işin bitti." vs gibi tehdit ediyorlardı. Ararlarken, üzerimi zorla aramak istediler. Bunun için yere yatırdılar. Ayaklarıyla sırtıma, belime, elime, ayaklarıma bastılar. Daha sonra işte, ağır işkenceye almayla tehdit ettiler. Ama bir türlü neden gözaltında olduğumu bana söylemediler. Bir soruda sormadılar. Daha sonra, alt katta hücrelere götürdüler. Ertesi gün tekrar çıkartıldık yukarıya. Örgüt üyesi olduğumu söylememi istediler. Yani asılsız ifadelerde bulunmamı istediler. Kabul etmedim. Bunun üzerine, aşağıya hücrelere indirdiler tekrar. Tamamen, ses yalıtılıyor, böyle kurşunlu renkli branda kaplı tek bir hücreye koydular. Dört gün boyunca orda kaldım. Dört gün sonra ise savcılığa çıkartıldım. Savcılıkta, Erdoğan Kaldi isimli kişinin ifadeleri olduğunu o nedenle gözaltına alındığımızı öğrendim. Bende gerçeği orda söyledim. Yani böyle bir durumun olmadığını anlattım. İzah ettim. Ama buna rağmen, şimdiye kadar çok soruşturmalar, davalar açılmıştı. Gözaltına alınmıştım. Ama böyle bir nedenden dolayı tutuklama olabileceğini düşünemezdim de. Ama önceden karar verilmişti. Savcı ona göre ayarlanmıştı. Komplo kurulmuştu yani. Sonuç olarak tutuklandım. 24 Şubat günü, Bayrampaşa Özel Hapishanasi'ne götürüldüm. Grişte çırıl çıplak soyularak aramaya çalıştılar. Buna karşı koydum. Bunun için yine yere yatırdılar zorla. Üzerimi çıkardılar. Bir hafta kadar orada kaldım. Çıkışta yine aynı işlemler yaşandı. Tekirdağ 1 No’lu F Tipi'ne götürüldüm. Tekirdağ 1 No’lu F Tipi girişinde de yine aynı şekilde zorla üzerim soyularak arandı. Ve 1 Mart tarihinden itibarende Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesi'ndeydim. Ta ki 30 Temmuz 2005 gününe kadar. 30 Temmuz 2005 günüde bir operasyonla sabah saat 06.00'da bir operasyonla, işkenceli bir sevkle Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi'ne götürüldüm. Halkın Sesi: Tekrar tutuklanma anına dönersek, bir komplo sonucu tutuklandınız. Bu komplo neden ve nasıl hazırlandı? Amaç neydi? Bunu anlatabilir misiniz? Tekin Tangün: Amaç şuydu; O dönem, yürüttüğümüz TAYAD'lı Aileler’in yürüttüğü bir kampanya vardı. "Hapishanelerde 107 İnsan Öldü Duydunuz mu?" kampanyasıydı. Tecrite karşı, direnişi gündeme getiren, direnişe destek veren bir kampanyaydı. Tecrit devletin temel politikalarındandı. Bu politikaya karşı bir muhalefet istemiyor; Demokrasi, haklar ve özgürlükler mücadelesi veren kesimler üzerinde baskı kurmak istiyor; Desteği tamamen kesmek isityorlar. TAYAD da düzenin hedeflerinden biri. Bu yanıyla. Susturmak istiyorlardı. Komplo bu nedenle kuruldu. Hem tüm demokratik kesimlere, hak ve özgürlükler için mücadele eden kesimlere göz dağı vermek, tehdit etmek; özelinde ise TAYAD'ın bu kampanyasını engellemek. Tecrit politikasını oturtmak için düzenlenmiş bir komploydu. Halkın Sesi: Az önce bahsettiğiniz gibi, Bayrampaşa Hapishanesi'nin ardından Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapishanesi'ne götürüldünüz. Burda nasıl karşılandınız? F Tiplerindeki yaşam koşullarından bize bahsedebilir misiniz? Tekin Tangün: Tabi. Şöyle, bir demin kısa bahsettim. İki defa Bayrampaşa Hapishanesi'nde hem girişte, hem çıkışta aranmama rağmen, Tekirdağ 1 No’lu F Tipine girişte de zorla aranmak istendim. Yani aramanın bir mantığı yok. Defalarca aranmışız. Aslında insanın onurunu kırmak. Onu aşağlamak için yapılan bir arama. Bu nedenle karşı çıktım. Direndim. Direndiğim içinde, zorla, güç kullanarak, şiddet uygulayarak aramayı yaptılar. O şekilde hücreye alındık. İlk başta üç kişilik bir hücrede kaldım. Oradaki koşullar şöyle; tek kişi ve üç kişilik hücreler var. Ancak diğer hücrelerdeki arkadaşları, insanları görmeniz iletişim kurmanız mümkün değil. Yani işte, revire giderken yada mahkemeye giderken, karşılaşmaman mümkün. Belli saatlerde çıkartıyorlar. Ayrı saatlerde çıkartıyorlar. Yada hücrelere bölünmüş ringler var. O ringlerde götürüp getiriyorlar. Farklı bölümlere koyuyorlar ki, birbirinizle karşılaşmayasınız. Ordaki koşullar böyle. Tamamen tecrite dayalı koşullar yani. Halkın Sesi: Peki, birlikte kaldığınız tutsakların sağlık durumları nasıldı? Veya diğer tutsakların sağlık durumları… Hak ihlalleri konusunda neler söyleyebilirsiniz? Tekin Tangün: Şöyle söyleyeyim; Orda tamamen idarenin keyfiyeti var. Yani sonuçta işte, f tiplerinin hukuki bir alt yapısının olduğunu savunuyorlar. İnfaz Hakimlikleri kurdularını söylüyorlar. Ama bunların hepsi göstermelik. İnfaz Hakimliği diye bir kurum yok. İnfaz Hakimliği’ne bir kere verdiğiniz dilekçe, İnfaz Hakimliği’ne ulaşmaz. Ulaşıp ulaşmadığını bilemezsiniz. Çünkü gardiyanın elindedir. Gardiyanlar yırtar atar, isterse işleme sokar. Siz onu takip ettiğinizde, işlem numarasını, işlem tarihini vs. istediğinizde, bazen getirirler, bazen de böyle bir dilekçeniz yok derler. Diyelimki dilekçeniz ulaştı. Sonuçta yine birşey değişmez. İdare ne demişse, İnfaz Hakimliği onu dikkate alır. O yönde karar v erir. İtraz edersiniz, Ağır Ceza Mahkemesi'ne. Böyle bir hakkınız vardır yasal olarak. Yasal olarak var ama, sonuçta yine birşey değişmez. Ağır Ceza Mahkemesi'de İnfaz Hakimliği'nin kararlarını onaylayan bir kurumdur. Yani aslında o mahkemeler, hakimlikler cezaevinin verdiği kararları onaylayan, onlara yasal statü kazandıran kurumlardan başka birşey değil. Bu yanıyla F Tipleri'nde hukuk yoktur. Mesela mektuplarımız engelleniyor. Hiç bir gerekçesi yok. Düşünebiliyor musunuz? Ben arkadaşlarımın sevdiği bir türküyü istek yapmıştım. Bu bile engellendi. Yani bu bile engelleniliyor. Bir merhaba diyorsun yanlızca. Ama yazdığınız kişi ölüm orucunda ise engellenme için bir gerekçe olabiliyor. Yada şöyle söyleyeyim. Örneğin 20 Temmuz günü, bizim hücremizde yaşadığımız bir olaydı. 30 Temmuz'dan on gün önceydi. 20 Temmuz günü genel arama geldi. Genel arama sırasında, bizim hücremizde bir radyomuz vardı. Radyomuz el radyosu. Çekmiyor, çekmesi içinde antenini pencereden dışarı uzatmıştık. Bir parça kabloyla. Arama esnasında, başgardiyan, "bu ne" dedi. Anten dedik. "Ben buna bakacağım" Bak dedik. Neyse dediki ben bunu alacağım. Hayır dedik, alamazsın yani, bunda birşey yok. Bir senedir bu burda. Biz hücreye geldik geleli bu anten burda. Bu kablo burda. Her gün sabah akşam sayımda bunu görüyorsunuz. Bir yıldır onlarca kez aramaya geldiniz. Bunu gördünüz. Gözünüzün önünde. Sorun olmadı. Bugün niye sorun oluyor. Ondan sonra tartışma büyüdü. Müdürler geldi. En son müdürlerin nezaretinde, müdürlerin bizzat katılmasıyla, saldırarak bizden o kabloları aldılar. Ve biz çıktık revire, darp izlerini rapor etirdik doktora. Ancak ne oldu. İki gün sonra geldiler. Bizim hakkımızda, soruşturma açtılar. Birde müdür gitmiş, sahte rapor almış. İşte kolunda, parmağında şişlikler olduğuna dair. Böyle sahte belgelerde düzenliyorlar. Onun üzerine soruşturma açtılar bize. Hakaret etmişiniz, tehdit etmişiz, işte biz saldırmışız gibi. Bize dava açıldı. Savunmamız istendi. Tamam dedik. Savunmamızı sözlü verelim. Ondan sonra dediler ki hayır sözlü savunma almayacağız. Oysa bizim hakkımız. Kabul edilmedi. Savunmamızı da almadılar. Yazılı savunmayı da biz vermedik. Çünkü sözlü savunma hakkımız var. Onu kullanmak istedik. İki gün sonra, on günlük hücre cezası verildi. Yani saldırıya uğrayan biziz. Haksızlığa uğrayan biziz. Üstüne üstünlük hücre cezası alan da biz olduk. Halkın Sesi: Yani şöyle söyliyebiliriz, hapishanelerde herşey işkenceye dönüştürülüyor? Tekin Tangün: Yani işte su mesela. Su çok basit bir olay. İnsani bir ihtiyaçtır. Zorunlu bir ihtiyaçtır. En çok yaz aylarında gereklidir. Yazın sıcaktır. Temizlik için daha fazla su gerekir. İnsani ihtiyaçları için daha fazla su gerekir. Kışın, kış aylarında sular 24 saat akar. Nisan ayında başlar Eylül ayına kadar. Günde sadece üç sefer su verilir. Sabah öğle akşam, yarım saat ile bir saat arası. Onun dışında, gündüz banyo ihtiyacınız olur, çamaşır ihtiyacınız olur. Bulaşık ihtiyacınız olur. Başka ihtiyacınız olabilir. Kullanabileceğimiz su yoktur. Çok basit, su bile bir işkence aracına dönüştürülenebiliniyor. Dönüştürülüyor da. Veya yayınlar konusu. Örneğin, biz Yürüyüş dergisinin 8. ve 4. sayısını alamadık. Oysa toplatma kararı yoktu. Bu dergi, basın savcılığına gider, orda yasalara göre varsa bir suç unsuru, toplatma kararı çıkartılır. Yoksa çıkartılmaz. Nitekim çıkartılmamıştır bu dergiler hakkında. Ama bunlar hapishane idaresi tarafından zararlı bulunur. Suçlu görüler. Ve toplatma kararı çıkartılır. Hapishaneye sokulmaz. Böylesi uygulamalar var. Halkın Sesi: Bir de az önce, girişte de bahsettiniz. 30 Temmuz sabahı Tekirdağ 1 No’lu F Tipi’nde asker ve gardiyanlar tarafından bir operasyon yapıldı. Yapılan operasyonda sizinde arasında bulunduğunuz 30 civarında tutsak sürgün edildi. Operasyonun canlı tanığı olarak neler yaşandığını anlatabilir misiniz? Tekin Tangün: Tabii. 30 Temmuz günü tam saat 06.00'da kapı sesi duyduk. Normalde, o saatlerde her sabah kahvaltı dağıtımı için mazgal açılır. Bizde öyle bir ses zannettik. Ama bir anda bir gürültü oldu. Patır patır sesler geldi. Merdivenlerde duyduk bu sesi, gözlerimizi açtık, daha uykuluyduk. Birden 15-20 kişilik gardiyan grubunun -ben Ercan Kutlu, Doğan Güner ile birlikte kalıyordum- Ercan Kutlu'ya saldırdıklarını gördüm. O an bana da saldırdılar. Ne olduğunu anlamadan, sadece slogan atmaya fırsat bulabildik. Bizleri ayaklarımızdan tutarak, sürükleye sürükleye merdivenlerden aşağıya kadar indirdiler. Bu arada da bir yandan da işte vuruyorlardı. Ve kapı altına kadar o koridorlardan sürüklene sürüklene getirildik. Bütün hapishanede, "İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek" sloganı uğultu halinde vardı. Bütün bloklara girilmişti, bütün hücrelere... Bütün hücrelere derken şöyle; Büyük çoğunlukla hücrelere girildi. Ama hücrelerdeki herkes alınmadı. Önceden belirlenmiş bazı insanlar... 15 kişi cıvarında Tekirdağ 2 No’lu F Tipi'ne götürüldü. Geri kalanı da, hükümlü olanları da, Bolu F Tipi Hapishanesi'ne götürüldü. Kapı altına kadar sürüklenerek götürüldük. Orda kameraların kör noktalarında vurmaya başladılar. Askerler ve gardiyanlar vardı. Ama gardiyanlar daha aktifti bu operasyonda. Özellikle müdürler vardı. Müdürler bu operasyondaydı. Çıkışta uzun saçlı, genç, kadın, erkek sivil insanlar gördük. Bunlar biz çıkarken, ellerindeki telefonlarla bizleri görüntülüyorlardı. Kameraya alıyorlardı. Bu şekilde karga tulumba ringlere atıldık. Benim bulunduğum ringde Kemal Ağırman, Celal Yayla, Ercan Kutlu ve Kaan Kurtuluş vardı. Beşimiz bir ringdeydik. 2 No’lu F Tipi'ne götürüldük. Bizim önümüzdeki ring yanaştı. Ringin arkasında askerden koridor oluşturuldu. Tek tek o insanlar ringin içinden koparılarak, karga tulumba alınarak işkence odasına taşındı. İşkence odasında parmak izi alma, arama yapma, fotoğraf çekme adına işkence yapıldı. İşkence ile fotoğraf çekildi. İşkence ile insanlar arandı. İşkence ile parmak izi alındı. Düşünebiliyor musunuz? Örneğin parmak izimizi alırken, bizim yüzümüz gözümüz yerlerde, yüz üstü yere yatırılmışız. Üzerimizde onlarca gardiyan, bu şekilde parmaklarımızı kırarcasına, bükerek parmak izlerimizi aldılar. Ayne şekilde soyarak aradılar. Fotoğraflarımızı yine aynı şekilde çektiler. Ve bütün bunları, sivil gözlemcilerin gözlemlediği bir ortamda yaptılar.

Butün bu işkencenin karşısında iki tane sandalye attılar. 50-55 yaşlarında, beyaz saçlı bıyıklı bir adam, 35 yaşlarında sarışın at kuyruklu bir kadın oturmuşlardı. Bu işkence onların gözetiminde yapıldı. Yani bakanlık görevlisiydi mi yada belki de insan hakları adına, Başbakanlığa bağlı yada işte devletin insan hakları kurumları var ya işte onlardan da olabileceğini düşündüğümüz veya gözlemciler eşliğinde insanlara işkence yapıldı. İşkence odasının hemen arkasında bir doktor odası kurulmuştu. Güya doktor orada sevk sırasında, bir hasar, işte darp olup olmadığını, bunu tespit edecekti. Yok böyle bir doktor. Beyaz bir önlük giydirmişler. Ben kendi yaşadıklarımı anlatıyorum, çünkü diğer arkadaşlarımı görmedim, ama girdim doktora. Benim vicüdümda sıyrıklar vardı. Derimin soyulduğu yerler vardı. Kan akıyor yani. Doktor dediki, yani ben Bağlık Bakanlığı tarafından görevlendirildim. İşte F Tiplerinde bir sorun olup olmadığını kontrol edeceğim. Sizi muayene edeceğim. Görünüşte işte görüyorsunuz halimizi. Hepimizin üzerinde atlet ve altında pijama. Bu şekilde getirildik. Ondan sonra bir vücudumuzun her tarafı belli morarmış, kan akıyor vs vs. Bana demez mi ki, "onlar bugün mu oldu" Yani öyle deyince, tabi anlaşıldı ki o doktor değildir. Bunu anladığım için de muayeneyi kabul etmedim. Ve ordan tekrar karga-tulumba işte, sürüklene sürüklene hücrelerimize götürüldük. Bütün arkadaşlarım tek başlarına konuldular. Bir kısmı A ek blokta üçlü hücrelerde tek başlarına konuldular. Hep aralarında belli bir mesafe konularak dağıtıldılar. Bir kısmımız da, D-1 tekli D-2'li tekli hücrelere konulduk. Buralarda tutulduk. Aramızda epey mesafe var. Yani sesli olarak anlaşmamız bile mümkün değildi. İlk gün havalandırmamız hiç açılmadı. Havalandırma kapıları tamamen kapalıydı. Etesi gün sabah 09.00'da açtılar. Ve açarken şöyle dediler; "slogan atarsanız, havalandırma kapınız kapanacak." Dediler gittiler. Biz F Tiplerinde saat 11.00'de öğleden sonra saat 14.00'de normal slogan atılıyor zaten. Slogan saatleridir. Saat 11.00'de slogan attığımızda, hemen geldiler zorla iterek, kakarak hücreye tıktılar. Ve havalandırma kapısını kapattılar. Ondan sonraki günlerde aynı şeyler yaşandı. Ondan sonraki gün aynı şeyler yaşandı. Yani aslında, hücre cezasının İnfaz Hakimliği'nin kararı olması lazım. Daha doğrusu ceza idaresinin böyle bir karar vermesi lazım. O kararı İnfaz Hakimliği’nin imzalaması lazım ki size hücre cezası verilebilsin. Böyle hiç bir karar yok. Böyle hiç onay yok. Ama buna rağmen size katmerli hücre cezası uygulanıyor. Hukuk yasa yok. Sigara ve çakmak verilmedi. Kişisel eşyalarımız verilmedi. Sadece operasyon yapıldığı gün, akşamı gece saat 00.00'de bir kaç parça, gömlek pantalon yani eşyalarımızın sadece bir kısmı… giyecelerimizin sadeci bir kısmını verdiler. Ve o günden beri, bu durum devam ediyor. Benim tahliye olduğum güne kadar. Gardiyan sürekli işkence tehditi ile geliyor. Şöyle yaparsan, şöyle yaparız. Kapıları döversen, gireriz. Slogan atarsan şöyle yaparız. Böyle tehditler. Ama buna rağmen şunu söyleyeyim. Bu tabloya rağmen, sloganlar yine atılıyordu. Tutsaklar onurlarını ayaklar altına yine aldırmadılar. Yine direndiler. Ve öz olarak karşılarında boyun eğen, yaptırımlara uyan tutsaklar göremediler. Halkın Sesi: AKP hükümeti tarafından çıkartılan CİK, CMUK, TCK ile hapishanelerde olumlu değişiklikler olduğu havası veriliyor. siz yaklaşık 18 ay tutsak kaldınız, bize hapishanelerdeki sorunları ele alarak, yapılan yasa değişiklikleriyle neler oldu anlatır mısınız? Tekin Tangün: Bakın şöylesi çok somut söylüyorum. Yeni Ceza İnfaz Kanunu yürürlüğe girdiği gün, yani 1 Haziran günü bir kere, bazı ağır müeebet hapis cezası alan arkadaşlarımız tek tip hücrelere götürüldüler. Zorla, işekence ile götürüldüler. Ve günde sadece 1 saat havalandırma kapıları açılmaya başlandı. Yani bu yasa yürürlüğe girdikten sonra, olanları anlatıyorum. 2. günü istedikleri insanları alıp başka hücrelere götürmeye çalıştılar. Örneğin, bizim hapishanede Menderes Leyla isimli bir tutukluyu alıp zorla götürdüler. Ve ayağında kırık oluştu. İşkence yaptılar. Buna karşı hapishanedeki siyasi tutsaklar kapıları dövdüler, slogan attılar. Doğal olarak işkenceye karşı tavrını gösterdiler. Aynı gün soruşturma açıldı ve tüm tutsaklardan savunmaları istendi. Tutsaklar savunmalarını verdiler. Evet dediler, işkence yapıldı. Buna karşılık tavır aldık. Bu tavır doğrudur. Bundan sonrada işkence yaşandığında biz yine bu tavra başvuracağız. Bundan dolayı, herkese birer ay mektup cezası verildi. Onun öncesinde, 1 Haziran günü Yeni İnfaz Ceza Kanunu yürürlüğe girmesini protesto etmek için açlık grevine başlamıştık. Açlık grevi nedeniyle bir ay etkinliklerden alıkoyma cezası verildi. Ardından, fiili saldırılar yaşanmaya başlandı. Mektup yasakları, mektup engellemeleri başlandı. Daha önceden hakkında her hangi bir toplatma kararı olmayan yayınlar içeriye alınırken, daha sonradan bunlar alınmamaya başlandı. En son işte 30 Temmuz’da sürgün sevki yaşandı. Yani hapishanelerde iyileşme olmadı. Aksine, hapishanelerde baskının, işkencenin daha da artığı bir döneme girilmiştir yeni Ceza İnfaz Kanunu ile. Halkın Sesi: Yani şunu söyleyebiliriz, asıl olarak tüm uygulamalar bu yasalarla daha da meşru bir hale getirildi. Tekin Tangün: Tabii, hukuksuzluk yasası oldu bunlar. Hukuksuzluk yasallaştırıldı. Şöyle söyleyeyim, işkence yasal bir statüye kavuşturuldu. Tecrit, asıl olanda o zaten. Tecrit yasal bir statüye kavuşturuldu. Yani düşünebiliyor musunuz, hücrenizin kapısı, ölüm, sel, deprem, afet benzeri olağan üstü koşullar dışında açılamıyor. Hastane ve mahkeme dışında. Böylesi koyu bir tecrit yasallaştırılmış oldu. Yasa maddesi böyle. Halkın Sesi: Halkın Sesi olarak çok teşekür ediyoruz röportajdan dolayı. Tekin Tangün: Ben teşekkür ediyorum. Şu an işkence altında olan, tecrit altında olan tutsak arkadaşlarımın coşkularıyla, dimdik onurlarıyla sizlere yürekten sevgilerini selamlarını iletiyorum. Halkın Sesi: Çok teşekkür ediyoruz. Mücadelenizde başarılar diliyoruz. Tekin Tangün: Sağolun iyi çalışmalar. |