Venezuela nasıl bir ülke, izlenimleriniz nelerdir?
Daha ilk bakışta sosyo-ekonomik ve sınıfsal yapısı itibariyle Türkiye ile çok benzerlikleri olduğunu görebiliyoruz. Venezuela tıpkı Türkiye gibi bir yeni-sömürge ülkesidir. Türkiye oligarşisi gibi Venezuela oligarşisi azgın ve darbecidir.
Bu konudaki en son örnek, seçimle gelen Hugo Chavez'in 11 Nisan 2002'de, TÜSİAD'ın ikizi FEDECAMARAS'in desteklediği 72 saatlik başarısız darbedir.
Türkiye halkı gibi Venezuela halkı da yoksul. Her yerde gecekondular var. Ormanlı tepelerin başında yuvalanmış tek gözlü kondular, dışarıdan özellikle Küçükarmutlu'yu hatırlatıyor.
Venezuela'nın bir de güçlü bir ordusu var. Gecekondu halkı ve ordu Venezuela'nın en önemli güçleri konumunda. Ancak Venezuela ordusu, halka karşı ve halka yabancı değil halktan yana ve halkın içindedir. Türkiye'den gelen bir devrimci için doğal refleksi gereği askerlerin bu denli samimi davranmaları ilk etapta kuşku verici ve şaşırtıcıdır.
Çünkü bizim için ordu deyince, halka kurşun sıkan, dipçik vuran, evleri talan eden, ormanları yakan, köy meydanlarında falakaya yatıran halka düşman bir baskı aygıtı akla geliyor. Oysa rütbesi ne olursa olsun Venezuela'lı askerlerle konuştuk ve onlara Cephe'yi anlattık. Devrimci, Marksist, Leninist kimliğimizle ifade ettik kendimizi. Cephe bayrağını sallamaktan hiç çekinmediler, hatta birçok kez, Cephe Enternasyonal heyetiyle özel olarak ilgilendiler, askeri araçlarıyla getirip götürdüler. Venezuela polisinden de aynı ilgiyi gördük.
Elbette, Venezuela ordusunun sınıfsal karakteri, Türkiye'nin ordusundan farklıdır. Türkiye'nin ordusu tersine Venezuela askeri ABD emperyalizmi ve oligarşinin hizmetinde değil, halktan yana bir hükümetin hizmetindedir. Türkiye'nin tersine Venezuela askerlerinin aldıkları eğitim fasist, ırkçı ve şoven ilkelere değil, devrimci, vatan ve halk sevgisine dayalıdır. Venezuela ordusu bizzat halkın eğitimi, sağlığı ve can güvenliği ile ilgileniyor.
Venezuela ordusunu daha devrimci kılan özelliklerin birçok objektif ve sübjektif nedeni vardır ama Venezuela'nın Küba ile olan ilişkisi, kuşkusuz en önemli nedenlerdendir. Ayrıca siyasal olarak, Venezuela ordusu, Latin Amerika'nın 19. yüzyıldaki efsanevi önderi Simon Bolivar'ın düşüncesine bağlıdırlar.
Simon Bolivar ve Chavez arasındaki benzerlikler nelerdir?
Simon Bolivar'ın mücadeleye başladığı 1811 yılından vefat ettiği 1830 yılına kadarki süreçte, burjuvazi devrimci bir karaktere sahiptir. Simon Bolivar, İspanya Krallığına vergi ödemekten bıkmış, Latin Amerikan sömürgedeki toprak burjuvazisinin imdadına koşmuştur. Yani Simon Bolivar'ın vatanseverliği İspanya Kraliyeti'nin sömürgelerdeki burjuvazisi tarafından besleniyor. Proleter bir yanı yok. Sosyal Reform adı altında yazdığı bir sosyal kanun var ama Bolivar kesinlikle sosyalist değildir. Olamazdı zaten çünkü bilimsel sosyalizm henüz ortaya atılmış değil.
Simon Bolivar sadece Venezuela'da değil, tüm Latin Amerika'da birleştirici bir unsurdur. Simon Bolivar'ın önderlik ettiği kurtuluş savaşı sonucu, bugün Venezuela, Kolombiya, Panama, Ekvador ve Peru'nun bulunduğu tam 5 milyon kilometrelik devasa bir toprak İspanya Kraliyeti'nden kurtarıldı.. Dolayısıyla Latin Amerika'da tüm halkın birliğini sağlamanın yolu, El Libertador yani 'Kurtarıcı' sıfatıyla anılan Simon Bolivar'in tarihsel ve siyasal mirasına sahip çıkmaktan geçmeyi gerektiriyor. Bilindiği gibi, Hugo Chavez'in başlattığı devrimci sürecin ismi 'Bolivarcı Devrim'. Hugo Chavez, Bolivar'ın İspanyol sömürgecilerine yaptığı gibi, ABD'yi tüm Latin Amerika'dan ve Karaiplerden kovmak ve yerine birleşik bir Latin Amerika kurmak istiyor.
Hugo Chavez, bu çerçevede, ABD emperyalizminin dayatmak istediği sömürgeci ve talancı Amerika Serbest Ticaret Antlaşması'na (ALCA) karşı, tüm Latin Amerika ve Karaip Denizi'ndeki ada ülkeler arasında dayanışma, paylaşım ve sosyal eşitliğe dayalı Amerika'ların Bolivarcı Alternatif (ALBA) adında bir ortak pazar hazırlıyor.
Hugo Chavez'i nasıl değerlendiriyorsunuz?
Fiziği itibariyle, 'zambo' yani kızılderili ve siyahi karışımı olan Hugo Chavez nezdinde, Amerikan kıtasında yüzyıllarca katliamlara uğramış ve köleleştirilmiş halkları görebiliyorsunuz. Dolayısıyla Chavez'in iktidarda olması yüzyıllarca imhaya uğramış bu iki halkın, sömürgecilere, emperyalistlere vurulan bir tokat olduğundan dolayı hem duygulanıyor hem de gururlanıyorsunuz.
Chavez'in kişiliginden etkilenmemek mümkün değil. Rahat hareketleriyle ve halk dilinden konuşmasıyla, tam bir halk adamı. Konuşma yaptığı sırada dahi halkla şakalaşıyor, dertleşiyor. Konuşmalarında samimi bir halk sevgisi hissedebiliyorsunuz.
Siyasal olarak da, gittikçe sosyalist mirasa çok daha bariz bir şekilde sahip çıktığını görebiliyoruz. Öte yandan, Bolivarcı devrimini 'anti-emperyalist' ve 'anti-oligarşik' diye nitelendiriyor.
Lenin'i, Mao'yu, Ho Chi Minh'i övmekten, ABD'ye meydan okumaktan çekinmiyor.
Hz İsa'yı ise tarihin ilk devrimcisi olarak nitelendiriyor. "Oligarşi'nin değil, halkın İsa'sından sözediyorum" diye de ekliyor.
Chavez'in kişiliğiyle, siyasi düşüncelerle ilgili söylenecek çok şey var. Chavez'in peşinde büyük bir gururla koşan coşku dolu umut dolu binlerce yoksul genç, yaşlı, kadın, erkek var. Milyonlarca insan için Chavez 'devrim' ve 'halk' demek. Konuştuğumuz Venezuelalılar, 2002 yılının kış aylarında ve 2003 yılının başında oligarşinin düzenlediği sabotaj ve karşı devrimci grevler sırasında, "Chavez, bizi yarı yolda bırakamazsın, açız, perişanız ancak vatan için, bizim için dayanacaksın, iktidarı onlara terketmeyeceksin" diye uyardıklarını ve moral verdiklerini hatırlatıyorlar bizlere. Tarihinde ilk kez, bu ülkenin gerçek sahipleri olduğunu farkeden onurlu bir halk gördük.
Caracas'ta düzenlenen 16. Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali'nde nasıl karşılandınız, gördüğünüz ilgil nasıldı?
Bolivarcı devrimci sürecini desteklemek açısından festivale katılmış olmamız tarihsel bir öneme sahiptir. Dolayısıyla gerek katılımcılar için gerekse bizim gibi delegeler için son derece verimli oldu.
Bolivarci hükümet, dünyanın beş kıtasından gelen gençleri memnun etmek için ellerinden geleni yaptı. Misafirperverliğin genel olarak yoksul halkların kültürü olduğunu hissettik.
Cephe Enternasyonal için festival, Türkiye devrimci mücadelesini Amerikan kıtası na tanıtmak açısından çok olumlu oldu. Mahirlerden bugüne Cephe tarihinin anlatıldığı bir bildirimiz vardı. Ayrıca standımızdaki Cephe gerillası ve 1 Mayıs'larda çekilmiş milis fotoğrafları çok rağbet gördü. Gerilla mücadelesinin Amerika kıtasında ayrı bir değeri var. Cephe gerillalarına duyulan saygı ile, yüzyıllardır, Tupac Amaru, Tupac Katariler'den, Sandinolara, Chelere bir isyanlar kıtasına çeviren ve Guatemala'da, Salvador'da, Nikaragua'da, Kolombiya'da, Peru'da, Şili'de, Uruguay'da şehit düşmüş yüzbinlerce gerillanin kanının, kahramanlıklarının unutulmadığını hissettik.
Standımıza olan ilgi oldukça büyüktü. Honduraslı bir gencin "Ben yıllardan beri mücadelenizi takip ediyorum. Sizin hayranınızım. Size yardım etmek istiyorum" diye konuşması, Brezilyalı bir gencin, 8 yıl sonra Cephelilere rastlamaktan duyduğu mutluluğunu ifade etmesini, ABD'li genç bir bayanın Ölüm Orucu şehitlerinin fotoğrafları karşısında uzun uzun durması ve gözyaşlarına hakim olamaması, Türkiye devriminin kazandığı saygınlığın sadece birkaç örneğidir.
Yaptığımız sohbetlerde Latin Amerikalı devrimciler tarihimiz karşısında hiç yabancılık çekmedikleri gibi, biz de kendi mücadelelerinde kendimizi gördük. Kısaca, Latin Amerika halklarıyla geçekten aynı direniş dilini konuşuyoruz. Fakat, Latin Amerika'nın genelinde, Türkiye'yi tanıyan devrimci demokrat insanın sayısı oldukça az. Türkiye'deki mücadeleyi bilen ise tecrite karşı direnişi uzaktan duymuş sadece. Bunun dışında, pek bir şey bilmiyorlar. Latin Amerikalı devrimciler arasında, Cepheyi daha iyi tanıyan, özellikle Kolombiyalılar ve Şililerdir. Çünkü onların gözünde, DHKC, Türkiye'nin FARC'ı, ELN'si, FPMR'si, MIR'ıdır...